Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yası Yeniden Düşünmek

Yasa Dair Dar Tanımlamalar

Yas denildiğinde akla çoğunlukla ölüm gelir. Birinin fiziksel olarak bu dünyadan ayrılması ile ardında kalanların yaşadığı derin acı. Oysa bu tanım, yas deneyiminin yalnızca küçük bir parçasını kapsar. Yas, bir ilişkinin bitişi, bir sağlığın kaybı, bir hayalin gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması, bir ülkenin terk edilmesi gibi durumlarda da ortaya çıkabilir. Bazen ortada net bir son bile yoktur ama bir şeyler geri dönülmez biçimde değişmiştir. İşte yas, bu değişimin duygusal karşılığıdır.

Yas Nedir?

Psikolojik olarak yas, bağlanılan bir kişinin, nesnenin, rolün ya da anlamın kaybına verilen doğal bir tepkidir. Bu tepki yalnızca üzüntüden ibaret değildir. Özlem, öfke, suçluluk, rahatlama, boşluk hissi, hatta zaman zaman mutluluk bile yasın parçası olabilir. Bedensel, duygusal, bilişsel ve sosyal boyutları olan çok katmanlı bir deneyim olduğu için, tek bir duyguya ya da tek bir zamana sıkıştırılmamalıdır.

Beş Aşamalı Modelin Gölgesi

Popüler kültürde yas denince akla hala Elisabeth Kübler-Ross’un beş aşamalı modeli (1969) gelir: inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Bu model, orijinalinde ölümcül hastalığı olan ve yaşamının son döneminde olan bireylerle yapılan klinik gözlemlerden doğmuştur. Zamanla herkes için evrensel bir yas şeması haline gelmiştir. Oysa bugün biliyoruz ki, bu yaklaşım hem fazla doğrusal hem de biraz sınırlayıcı. İnsanlar bu aşamaları sırayla yaşamak zorunda değildir. Hatta bazılarını hiç yaşamayabilir, bazılarına tekrar tekrar dönebilir. Kabullenme ise çoğu zaman bir “son durak” değil ama geçici bir duraktır.

Yas Doğrusal Değildir

Güncel yas kuramları, yasın düz bir çizgide ilerlemediğini ortaya koyuyor. İnsan bir gün kendini işlevsel hatta iyi hissederken, ertesi gün yoğun bir özleme kapılabilir. Bu dalgalanma, iyileşmenin başarısızlığı değil, ancak yasın doğasıdır. Yas, zamanla azalan bir acıdan ziyade, zamanla şekil değiştiren bir deneyimdir.

Alternatif Kuramlar ne Söylüyor?

Dual Process Model of Grief (İkili Süreç Modeli), yas tutan kişinin iki farklı yön arasında gidip geldiğini öne sürer: kayıp odaklı süreçler ve yaşam odaklı süreçler. Kayıp odaklı süreçlerde kişi özlem, acı, hatıralar ve kaybın gerçekliğiyle temas eder. Yaşam odaklı süreçlerde ise dikkat gündelik yaşama, sorumluluklara ve yeni rollere yönelir. Sağlıklı yas, bu iki yön arasında esnek bir salınım içerir.

Continuing Bonds Theory (Süren Bağlar Kuramı) ise kaybedilen kişiyle bağın tamamen kopması gerekmediğini savunur. Sevilen biriyle kurulan ilişkinin içsel olarak devam edebileceğine dikkat çeker. Anılar, zihinde içsel diyaloglarla veya dua ederek kişiyle konuşmak, ya da onun hayatında önemli olan izleri yaşatmayı çabalamak gibi değer ve ritüeller aracılığıyla bu bağ farklı biçimlerde yaşamaya devam edebilir.

Meaning Reconstruction Theory (Anlamın Yeniden İnşası Kuramı) ise yası yalnızca duygusal bir tepki değil, aynı zamanda varoluşsal bir kırılma olarak ele alır. Kayıp, kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla ilgili temel varsayımlarını sarsar. Kayıp sonrası asıl mesele, “Bu başıma neden geldi?” sorusundan ziyade, “Bu kayıpla nasıl yaşayacağım?” olur. Yas süreci eski anlamların onarılmasından çok, yeni bir anlam inşasını içerir.

Kültürel Bağlam

Türkiye’de kültürel olarak yas, çoğu zaman “bir sorun” ya da hızla aşılması gereken bir durum olarak görülmez. Aksine, kaybın ardından yas belirli ritüellerle birlikte yaşanır ve paylaşılır. Ölümün ardından yapılan mevlitler, kırkıncı gün, elli ikinci gün ya da yıl dönümleri, yası zamana yayarak tutmanın ve kaybı kolektif olarak taşımanın yollarıdır.

Bu pratikler, acının bir takvim veya aşamalar içinde ‘bitirilmesini’ değil, onunla birlikte yaşamayı sembolize eder. Bu kültürel zemin düşünüldüğünde, yasın psikolojide bireysel ve doğrusal bir süreç olarak sunulması daha da sınırlayıcı hale gelir. Türkiye’de yas pratikleri, bir yandan kaybın acısıyla temas etmeye izin verirken, diğer yandan hayatın devamına alan açar. Bağın koparılmasından çok, dönüştürülmesini mümkün kılar. Bu şekilde aslında pek çok çağdaş yas kuramının sezgisel olarak toplumumuzda zaten yaşanıyor olduğunu söyleyebiliriz.

Yas Atlatılmaz, Taşınır

Tüm bu yaklaşımların paylaştığı nokta şudur: Yas, atlatılan bir şey değildir. Daha çok, kişinin hayatında zamanla farklı şekiller alan bir deneyimdir. Bitmez, ama dönüşür. İnsan kayıpla yaşamayı öğrenir. Bu, acının hiç hissedilmeyeceği anlamına gelmez. Yıllar sonra gelen bir yıl dönümü, bir aile buluşması ya da tanıdık bir şarkı, yası yeniden canlandırabilir. Bu durum kişinin takılı kaldığını ya da yanlış yas tuttuğunu göstermez. Aksine, bağ kurabilen bir insan olduğunun işaretidir.

Utancı Azaltan Bir Çerçeve

Yası doğrusal olmayan ve çok boyutlu bir süreç olarak görmek, insanların üzerindeki baskıyı azaltır. “Hala üzülüyor olmamalıyım”, “Artık bunu geride bırakmalıydım” gibi düşünceler, çoğu zaman yasın nasıl olması gerektiğine dair toplumsal beklentilerden beslenir. Oysa yasın doğru ya da yanlış bir yolu yoktur. Belki de yası bitirmeye çalışmak yerine, onunla nasıl yaşayacağımızı konuşmaya ihtiyacımız var. Çünkü yas sona ermez, değişir. Ve insan bu değişimle birlikte yaşamaya devam etmeyi öğrenir.

Sonuç olarak yas, düzeltilmesi gereken bir arıza değil, bağ kurabilme kapasitesinin doğal bir sonucudur. Bir şey ya da biri bizim için gerçekten anlamlıysa, onun kaybı da anlamlı olacaktır. Bu açıdan bakıldığında yas zayıflığın değil, insan olmanın göstergesidir. Gerçek bir iyileşme, kaybı unutmakla değil, onu yaşamın içine anlamlı bir şekilde entegre etmekle mümkündür.

Kaynakça

Avis, K. A., Stroebe, M., & Schut, H. (2021). Stages of Grief Portrayed on the Internet: A Systematic Analysis and Critical Appraisal. Frontiers in psychology, 12, 772696. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.772696

Klass, D., Silverman, P.R., & Nickman, S. (Eds.). (1996). Continuing Bonds: New Understandings of Grief (1st ed.). Taylor & Francis. https://doi.org/10.4324/9781315800790

Neimeyer, R. A. (2019). Meaning reconstruction in bereavement: Development of a research program. Death Studies, 43(2), 79–91. https://doi.org/10.1080/07481187.2018.1456620

Stroebe, M., & Schut, H. (1999). The dual process model of coping with bereavement: rationale and description. Death studies, 23(3), 197–224. https://doi.org/10.1080/074811899201046

Ebru Ekşi
Ebru Ekşi
Ebru, eğitimini Hollanda’da tamamlamış bir klinik psikologdur. Bilişsel davranışçı terapiyi temel alarak, özellikle şefkat ve bilinçli farkındalık odaklı araçlarla psikoterapi sunmaktadır. Akademik araştırmalara da ilgi duyan Ebru, araştırmacıların yöntemlerine odaklanan metodolojik bir tez yazmış ve Hollanda’da araştırma asistanı olarak çalışarak deneyim kazanmıştır. Şu anda sanat terapisi alanında kendini geliştirmeye devam eden Ebru, ergen ve yetişkinlerle bireysel seanslar yürütmektedir. Ruh sağlığını destekleyen araçları daha fazla insana ulaştırmayı ve bireyleri hayatlarında anlamlı değişimler yaratmaya teşvik etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar