İlişkilerde Sınırların Sessiz Ama Hayati Rolü
Birine “hayır” demek isteyip bunu söyleyemediğiniz oldu mu?
İçinizden bir şeylerin sıkıştığını, rahatsız olduğunuzu hissedip yine de susmayı seçtiğiniz…
İşte çoğu zaman bu rahatsızlığın adı konmaz; ama hissi çok tanıdıktır: sınır ihlali.
İlişkilerde en çok zarar gören ama en az konuşulan kavramlardan biri sınırdır. Çoğu zaman varlığı fark edilmez; ta ki biri aşıldığında ortaya çıkan o içsel huzursuzluk hissedilene kadar. O anda kişi şunu düşünür: “Bir şey yolunda değil.”
Oysa sınırlar sevgiyi azaltmaz; aksine sevgiyi güvenli ve sürdürülebilir kılar (Cloud & Townsend, 2017).
Toplumsal olarak yakınlığı, iç içe geçmekle karıştırmaya eğilimliyiz. “Biz birbirimize her şeyi söyleriz”, “Aramızda gizli saklı olmaz”, “Ailede mesafe mi olur?” gibi cümleler kulağa sıcak gelse de sınırların gereksiz hatta zararlı olduğu algısını besler. Oysa psikolojik açıdan sınırlar, bireyin kendilik algısını ve duygusal bütünlüğünü koruyabilmesinin temel yollarından biridir (Rosenberg, 2015).
Yakınlık, her şeye sınırsız erişim hakkı değildir.
Sınırların olmadığı yerde samimiyet değil; belirsizlik ve tükenmişlik büyür.
Ailede Sınırlar: Sevgiyle Müdahale Arasındaki İnce Çizgi
Aile ilişkileri, sınır ihlallerinin en kolay normalleştirildiği alanlardan biridir. Yetişkin bireylerin kararlarına sürekli yön verilmesi, özel alanlarının yok sayılması ya da duygularının küçümsenmesi çoğu zaman “iyi niyet” gerekçesiyle açıklanır. Ancak sağlıklı aile yapılarında bağlılık, bireyselleşmenin önünde bir engel değildir (Satir, 2001).
Bağlanma kuramı, güvenli bağlanmanın bireyin hem yakın ilişkiler kurabilmesini hem de kendi sınırlarını tanıyabilmesini mümkün kıldığını vurgular (Bowlby, 1988). Aile içinde sınırların belirsiz olduğu durumlarda sevgi, destek olmaktan çıkıp kontrol edici bir hâl alabilir.
Yakın olmak, bireyin hayatını yönetmek anlamına gelmez.
“Bu ilişkide bana ‘sevgi’ gibi gelen ama aslında alanımı daraltan şey ne?”
Arkadaşlıklarda Sınırlar: Samimiyet Nerede Başlar, Nerede Zorlayıcı Olur?
Arkadaşlık ilişkilerinde sınırlar çoğu zaman açık ihlallerle değil, örtük beklentilerle aşılır. Sürekli ulaşılabilir olmak, her duygusal yükü taşımak, her durumda anlayış göstermek zamanla ilişkiyi beslemekten çok yorar. Çünkü sınırların belirsiz olduğu bir yakınlıkta bireyin kendine ayırdığı alan giderek daralır (Rosenberg, 2015).
Sağlıklı arkadaşlık; her şeyi paylaşmak zorunda olmak değil, paylaşımın karşılıklı ve gönüllü olmasıdır.
Samimiyet, her yükü taşımak zorunda olmak değildir.
Sınırlar, arkadaşlığı resmileştirmez; ilişkiye nefes alacak bir alan açar.
“Bu ilişkide verdiğim şeyleri gerçekten isteyerek mi, yoksa ‘ayıp olur’ diye mi veriyorum?”
Romantik İlişkilerde Sınırlar: Yakınlık mı, Kayboluş mu?
Romantik ilişkilerde sınırlar çoğu zaman romantize edilerek silinir. Kıskançlık ilgiyle, kontrol sevgiyle karıştırılabilir. Sürekli hesap vermek, özel alanın kalmaması ya da duygusal baskı altında hissetmek sağlıklı bir bağlanmanın göstergesi değildir (Kernberg, 2004).
Psikodinamik yaklaşımlar, sınırların zayıf olduğu ilişkilerde bağımlı ve yıpratıcı ilişki örüntülerinin daha sık geliştiğini göstermektedir (Kernberg, 2004). Sağlıklı bir romantik ilişkide iki birey vardır: Birbirine yakın ama birbirinin yerine geçmeyen.
Birliktelik, iki kişinin de kendisi olarak kalabildiği yerde sağlıklıdır.
“Bu ilişkide ‘biz’ olurken kendimden neleri sessizce bırakıyorum?”
Sınırlar Neden Bu Kadar Önemlidir?
Sınırların sürekli ihlal edildiği ilişkilerde birey, zamanla ne hissettiğini değil neye katlanması gerektiğini düşünmeye başlar. Bu durum duygusal tükenmişliğe, öz saygının zedelenmesine ve ilişkilerde açık ya da örtük çatışmalara yol açar.
Çünkü sınırlar;
– Kişinin ilişkiler içinde kendini kaybetmesini önler,
– Duygusal tükenmişliği azaltır,
– İlişkilerde netlik ve güven duygusu oluşturur,
– Öz saygının davranışsal bir yansımasıdır (Cloud & Townsend, 2017).
Bir ilişkide sürekli yoruluyorsak, sorun sevgide değil; sınırdadır.
Sınır koymak, ilişkiye duvar örmek değildir; ilişkide kalabilmenin en dürüst yoludur.
Belki de sorun yeterince sevip sevmediğimiz değildir.
Belki de sorun, sevgi adına nelerden vazgeçtiğimizdir.
Kendimizi sürekli ayarladığımız, sustuğumuz, idare ettiğimiz ilişkilerde “yakın” olabiliriz; ama her zaman “kendimiz” olmayabiliriz.
Bu yüzden şu soruyu sormak cesaret ister:
“Bu ilişkide sınırlarımı korursam ne olur?”
Belki bazı ilişkiler değişir.
Belki bazıları dönüşür.
Ama en azından biri güçlenir: “Biz.”
“Sınır koymak bir anda değil; fark etmekle, denemekle ve bazen zorlanmakla öğrenilir.”
Kaynakça
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. New York: Basic Books.
Cloud, H., & Townsend, J. (2017). Boundaries: When to say yes, how to say no to take control of your life. Grand Rapids, MI: Zondervan.
Kernberg, O. F. (2004). Aggressivity, narcissism, and self-destructiveness in the psychotherapeutic relationship. New Haven, CT: Yale University Press.
Rosenberg, M. B. (2015). Nonviolent communication: A language of life. Encinitas, CA: PuddleDancer Press.
Satir, V. (2001). The new peoplemaking. Palo Alto, CA: Science and Behavior Books.


