Cuma, Aralık 5, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Spinoza’nın Bilinç Teoremi

Farkında olmak sizce ne anlama geliyor?

Spinoza’ya göre bilinç, bir anda “vardır–yoktur” diye ortaya çıkan bir şey değil; tıpkı bir merdiven basamağı gibi, adım adım yükselen bir süreçtir. Önce “gördüğümüz, duyduğumuz şeylerin bulanık bir tasviri” (hayali bilgi) olur; sonra bunları akıl yoluyla daha net, kavramsal olarak anlarsınız (akli bilgi); en sonunda da varlıkların özünü doğrudan kavradığınız en yüksek seviye gelir (sezgisel bilgi) (Dağ, 2022).

Don Garrett (2008), bu basamakları zihnin “düşünme gücüne” benzetiyor: Zihniniz ne kadar güçlü düşünürse, bilinç merdiveninde o kadar yukarı çıkarsınız. Steven Nadler (2008) ise bedenimizin karmaşıklığı arttıkça zihne düşen fikirlerin sayısının ve niteliğinin de arttığını; yani ne kadar “karmaşık” bir canlıysak, o kadar yüksek bilinç düzeyine sahip olduğumuzu söylüyor.

Kendilik-Bilinci ve Bedensel Farkındalık

Spinoza’ya göre “kendilik-bilinci”, insanın kendi varoluşunu ve içsel çabalarını fark etme yeteneğidir. Bu yetenek üç aşamadan oluşur. Birincisi, zihnimizin bedenimize neler olup bittiğini hissetmesi—yani kalbimizin hızlanması, üşümemiz ya da heyecanlanmamız gibi bedensel tepkilerin farkına varmamızdır. İkincisi, bu tepkilerin arkasındaki temel güç olan conatus’u, yani “kendini koruma çabamızı” bilincimizle tanımamızdır. Üçüncüsü ise bu çabanın bizi yönlendiren, bilinçli bir istek hâline geldiğini anlamamızdır; örneğin susadığımızda su içmeyi istememiz gibi.

Kendilik-bilinci sürekli aynı seviyede kalmaz; sahip olduğumuz fikirlerin ne kadar doğru ve eksiksiz olduğuna, bedenimizi ne ölçüde tanıyıp kavrayabildiğimize bağlı olarak yükselir veya düşer. Ne kadar çok “sağlam” fikir taşır, bedenimizin karmaşıklığını ne kadar iyi anlarsak, hem kendimize hem de evrene (Spinoza’nın deyimiyle Tanrı’ya) dair farkındalığımız o kadar derinleşir. Böylece, kendilik-bilinci hem fiziksel deneyimlerimizi hem de düşüncelerimizi bir arada görerek bizi daha bilinçli bir varlık hâline getirir (Dağ, 2022).

Spinoza ve Ruhsal Denge Üzerine Düşünceler

Spinoza temelde hiçbir şeyi birbirinden ayırmayan bir düşünür, kendinizi bilirseniz hayatı bilirsiniz minvalinde. Kendimizi bilmenin de bazı kuralları mevcut. Örneğin düşüncelerimizin duygularımıza ve duygularımızın da bedenimize olan yansımalarının farkında olmak. Hayat bizim için o kadar hızlı akıyor ki kendimizi bu karmaşanın içerisinde ihmal edebiliyoruz. Oysaki bedensel, zihinsel ve ruhsal sağlığımızın noksan olduğu bir yaşamda varlığımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilir miyiz?

Biz insanlar bu dünya âleminde sonlu ve maddesel olan meselelerin peşinden gittikçe, almak istediklerimizi elde ettikçe tatmin olmadığımızı fark ediyor ve bu düşünceyle duygusal buhrana girebiliyoruz (sonunda bu işe girdim ama mutlu değilim, çok para kazandım ama içimde bir boşluk hissediyorum, gecelerce uyumadan çalıştığım projem hayata geçti ama rahatlamadım). Bizlerin ruhu sonsuz bir parçadır. Bizi biz yapan, maddesel bedenimizi anlamlı kılan da bu parçadır. Bizler bu sonsuz parçayı sonlu olan isteklerimizle doyurmaya çalışarak bedenimizin kısıtlı zamanını bitiriyoruz. Oysa ruh doğası gereği kendinden olanı isteyecek ve sonlu olanlarla doymayacaktır.

Davranışın Ötesinde: Farkındalığın Gerçek Doğası

Ruh sağlığını size anlatmak istiyorum. Yukarıda ruh yapısı gereği maddesel ve dünyevi olanla ilgilenemez demiştik. Şu anki tedavilerde kullandığımız yöntemlerde sadece maddesel bir yapıya dayalı olduğundan danışanlarımıza ihtiyaçları olanı veremeyebiliriz. Özellikle belirtmek istiyorum, buradaki düşünce tamamıyla uygulanan tedavi tekniklerinin bedene, yani davranışlara indirgenmesi üzerinedir. İnsan bir davranışı yapmadan önce düşünsel ve duygusal bir süreçten geçer; buna göre sadece davranış temelli teknikler yetersiz kalacaktır.

Farkındalığın sizin için ne ifade ettiğini düşünmenizi istiyorum demiştim en başta. Beynimizle en doğrusunu en güzelini düşünürüz ama uygulamayız; neden yapmayız? Bize zarar vereceğini bilsek de yaptığımız davranışa devam ederiz; neden ederiz? Oysaki başımıza geleceğin farkındayız, yoksa bile bile kendimize zarar vermekten hoşlanıyor muyuz? Bazen zarar vermek istemeden de zarar verebiliriz; o zaman yaşamımızın yeterince farkında olduğumuzu iddia edebilir miyiz? İnsanları, işimizi, akrabalarımızı, bilimi, dünyayı anladığımızı söylüyoruz ama kendimizi anlıyor muyuz? Kendi varlığınızın bir anlamı yoksa yapılan eylemlerin bir önemi olduğunu söyleyebilir misiniz?

Kendini Tanımak, Dünyayı Anlamaktır

Bakmakla görmek aynı şey değildir. Ne iş yaptığınızın bir önemi yok, nerede olduğunuzun bir önemi yok, neye sahip olduğunuzun bir önemi yok. Hepimiz yalnızca sahip olduğumuz ruhla mükellef canlılarız. Bu ruhu anlamak için varız, başkalarında (aynadaki yansımamızda) kendimizi bulmak için varız. Sizden çıkan şey size aittir.

Başkalarına sarf ettiğimiz zehirli sözler, şiddet, iğneleyici eleştiriler, tehdit… Her biri bizden çıkıyorsa bize aittir. İçimizde barındırdığımız bu kara sıvıyı başkalarına püskürtürüz çünkü bizi rahatsız ettiğini biliriz. Kendimizi iyileştirirsek, o zaman dünyamız da değişecektir.

İnançlar, Totemler ve Zihnin Oyunları

Bu görüşlerimi basitleştirmek için bir örnek vereyim. Eminim ki hepimizin küçük tatlı batıl inançları ya da totemleri vardır. Peki bu inançlar ya da totemler tam olarak neden gerçekleşir? Beynimizin mekanizması bu konuda kolaya kaçmayı seven bir mekanizmaya sahiptir. Örneğin kıyafet seçerken, eğer acelemiz varsa en sevdiğimiz renge gitmeye meyilli oluruz çünkü o an mantığı kullanacak bir zeminde değilizdir. İşte inançlar da tıpkı böyle, mantığımızı kullanabileceğimiz bir zeminde değildir.

Bu yüzden inançlarımıza ulaşabilirsek, kendimizi de değiştirebilmek kolaylaşacak ve farkındalık artarak, hayatımızda daha anlamlı bir noktada kolaylıkla ve güzellikle varlığımızı sürdürebileceğiz.

Uygulamalı Farkındalık Adımları

Bu basamaklarda ilerleyebilmek için öncelikle bedeninizin farkında olun, durun, küçük bir nefes egzersizi yapın. Eğer bunlar sıkıcı geliyorsa, bedeninizi tanımlamak için sizi etkileyen olumlu ya da olumsuz bir olayı düşünün ve şimdi bedeninizde ne hissediyorsunuz, bunun farkında olun. Başarılı olduğunuzu düşündüğünüzde, o an yaşadığınız bedensel tepkimeye hangi duygular eşlik ediyor, kendinize sorun (en başta ne hissettiğinizi anlamayabilirsiniz, bu durumda da o duyguyu bir nesneye dönüştürmeye çalışın).

Burada da başarılı olduysanız, bu duygulara hangi düşüncelerin eşlik ettiğini düşünün. Her şey tamamlandıktan sonra düşüncenizdeki temel inancınız neymiş, ne zaman bu inancı kazanmışsınız, bunları düşünün. Bunları yaptıktan sonra hayatınızda daha az “bilmiyorum” ya da “fark etmez” demeye başlayacaksınız çünkü artık fark ettiğinizi bileceksiniz.

Kaynakça

Dağ, E. (2022). Spinoza Etiğinde Upuygun Bir Fikir Olarak “Ahlaki Farkındalık”: Bilinç mi, Vicdan mı? Cumhuriyet İlahiyat Dergisi, 26(3), 1181-1196.
Garrett, D. (2008). Representation and consciousness in Spinoza’s naturalistic theory of the imagination (pp. 4-25). na.
Nadler, S. (2008). Spinoza and consciousness. Mind, 117(467), 575-601.

Şemsi Sinem Korkut
Şemsi Sinem Korkut
Şemsi Sinem Korkut şu anda Hasan Kalyoncu Üniversitesinde İdari İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesinde 3. Sınıf psikoloji öğrencisi olarak eğitimini sürdürüyor. Okuma sürecince alet çantasına yeni malzemeler eklemeyi seven Sinem hem yapay zeka alanında hem de psikolojinin diğerlerine nazaran daha az bilinen alanlarında araştırma yapmayı sürdürüyor. İdea psikolojide bütünsel psikoloji, çocuk psikolojisi, BDT, varoluşsal terapi ekolleri ile ilgili giriş seviyesinde eğitim almıştır. Sinem Gaziantep’te yaşamını sürdürmekte olup kendini geliştirmek ve diğer insanların öğrendiklerini aktarmak ve nasıl yararlanabileceklerini öğretmek için araştırmacı bir kişilik, akademisyen olmak için çok çalışıyor.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar