Cuma, Nisan 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Sonra Yaparım” Diyen Zihnin Hikâyesi

Yapman gereken bir işi sürekli ertelediğin oluyor mu? Belki günlerdir başlamadığın bir ödev, belki açmayı geciktirdiğin bir e-posta, belki de “yarın başlarım” deyip durduğun bir plan… Zamanın olduğunu bildiğin hâlde bir türlü başlayamamak, son ana kadar beklemek, sonra da kendine kızmak… Tanıdık geliyor mu?

Çoğumuz ertelemeyi “tembellik” ya da “disiplinsizlik” olarak etiketlemeye meyilliyiz. Kendimize “neden bu kadar üşengecim?” diye sorarız. Oysa erteleme çoğu zaman dışarıdan göründüğü gibi basit bir isteksizlik meselesi değildir. Aksine, çoğu zaman fark edilmeyen duyguların sessiz bir yansımasıdır.

Nedir Bu “Erteleme” Dedikleri?

Erteleme, yapılması gereken bir işi bilerek geciktirmek ve bu gecikmenin olumsuz sonuçlarını öngörmemize rağmen davranışı sürdürmektir. Yani kişi aslında ne yapması gerektiğini bilir, hatta yapmadığında zorlanacağını da fark eder. Ama yine de başlayamaz.

Bu noktada mesele zaman yönetimi değil, duygu yönetimidür. Çünkü çoğu zaman ertelediğimiz şey işin kendisi değil; o işle birlikte gelen duygulardır. Kaygı, yetersizlik hissi, sıkılma, belirsizlik… Zihin bu duygularla karşılaşmamak için işi erteleyerek geçici bir rahatlama sağlar.

“Sonra Yaparım” Dediğimizde Ne Oluyor?

Erteleme anında kısa süreli bir rahatlama yaratır. Yapılması gereken iş ortadan kalkmaz ama kişi o anki baskıdan uzaklaşır. Bu da ertelemeyi pekiştirir. Çünkü zihin şunu öğrenir: “Bunu şimdi yapmazsam kendimi daha iyi hissediyorum.”

Ancak bu rahatlama geçicidir. Zaman daraldıkça kaygı artar, baskı büyür ve kişi kendine daha sert davranmaya başlar. “Yine yapamadım”, “neden hep böyleyim” gibi düşünceler devreye girer. Böylece erteleme sadece işi değil, kişinin kendilik algısını da etkileyen bir döngüye dönüşür.

Mükemmeliyetçilik ve Erteleme

Ertelemenin en güçlü sebeplerinden biri mükemmeliyetçiliktir. Bir işe başlamak, o işin nasıl sonuçlanacağıyla yüzleşmek anlamına gelir. Eğer kişi “ya yeterince iyi olmazsa?” korkusunu taşıyorsa, hiç başlamamak daha güvenli hissedebilir.

Bu durumda erteleme, başarısızlıktan korunma stratejisi hâline gelir. Çünkü başlamazsan başarısız da olmazsın. Ancak bu koruma kısa vadede işe yarar gibi görünse de, uzun vadede kişinin kendine olan güvenini zedeler.

Motivasyon Eksikliği mi, Duygusal Yük mü?

“Motivasyonum yok” cümlesi çoğu zaman ertelemenin yüzeydeki açıklamasıdır. Ancak biraz derine indiğimizde genellikle başka duygularla karşılaşırız. Bazen iş çok büyük ve göz korkutucudur, bazen nereden başlayacağını bilememek kişiyi durdurur. Bazen de yapılacak şey, kişinin kendisiyle ilgili bir değerlendirme içerdiği için tehdit edici hissedilir.

Özellikle “değer” yüklenen işler — sınavlar, projeler, önemli konuşmalar — daha fazla ertelenir. Çünkü bu işler sadece bir görev değildir; aynı zamanda kişinin kendini nasıl gördüğüyle de ilişkilidir.

Ertelemek Neyi Korur?

Erteleme çoğu zaman bir kaçış değil, bir korunma biçimidir. Kişi kendini yetersiz hissetmekten, eleştirilmekten ya da başarısız olmaktan kaçınır. Bu nedenle erteleme, işlevsiz gibi görünse de aslında bir ihtiyaca hizmet eder: duygusal olarak kendini korumak.

Ancak bu koruma, kişiyi uzun vadede daha fazla zorlayan bir döngü yaratır. Yapılmayan işler birikir, stres artar ve kişi kendine karşı daha eleştirel hâle gelir. Böylece hem iş yükü hem de içsel baskı büyür.

Ertelemeyi Nasıl Anlayabiliriz?

Erteleme davranışını değiştirmeden önce onu anlamak gerekir. “Neden yapmıyorum?” sorusunu sormak yerine, “Bunu yaparken ne hissediyorum?” diye sormak çoğu zaman daha açıklayıcıdır. Çünkü çoğu zaman sorun işin kendisi değil, o işin bizde uyandırdığı duygudur.

Kendine şu soruları sormayı deneyebilirsin: – Bu işe başlamamak bana ne kazandırıyor? – Başlarsam neyle karşılaşmaktan korkuyorum? – Bu işi gözümde ne kadar büyütüyorum?

Bu sorular, ertelemenin arkasındaki duygusal süreci fark etmeye yardımcı olabilir.

Küçük Adımlar, Büyük Farklar

Ertelemeyi kırmak büyük motivasyon patlamalarıyla değil, küçük ve sürdürülebilir adımlarla mümkündür. Bazen sadece “başlamak” yeterlidir. Mükemmel bir başlangıç değil, küçük bir adım… Çünkü hareket ettikçe zihnin yarattığı o bilişsel yük, çoğu zaman düşündüğümüz kadar ağır olmadığını gösterir.

Kendine daha yumuşak davranmak da bu süreçte önemlidir. Kendini suçlamak yerine anlamaya çalışmak, değişim için daha gerçekçi bir zemin oluşturur. Çünkü insan, kendine ne kadar sert davranursa o kadar kaçınma eğilimi gösterir.

Unutma, erteleme bir karakter özelliği değil; öğrenilmiş bir başa çıkma biçimidir. Ve öğrenilen her şey, zamanla yeniden şekillendirilebilir. Bazen bir işe başlamak, sadece o işi yapmak değil; kendinle kurduğun ilişkiyi de değiştirmeye başlamak demektir.

Ezgi Acar
Ezgi Acar
Ezgi Acar, 1998 yılında İstanbul’da doğmuştur. Lisans eğitimini Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamlayan Acar, aynı zamanda İşletme alanında çift anadal yaparak İnsan Kaynakları Yönetimi alanında uzmanlaşmıştır. Acar, eğitimine Bahçeşehir Üniversitesi Klinik Psikoloji (tezli) yüksek lisans programında devam etmekte olup, uzmanlık alanı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) üzerine yoğunlaşmaktadır. Mesleki gelişimine üniversite yıllarından itibaren önem veren Acar, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Lape Hastanesi gibi kurumlarda staj yaparak farklı klinik ortamlarda deneyim kazanmıştır. Ayrıca klinik uygulamalarını güçlendirmek amacıyla Bilişsel Davranışçı Terapi, Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi, Mindfulness Temelli Terapi, Sanat Terapisi, Spor Psikolojisi gibi farklı terapi yaklaşımlarına yönelik eğitimler almış; MMPI, MOXO Dikkat Testi ve CNS Vital Signs gibi psikometrik testlerin uygulama ve raporlama yetkinliklerini kazanmıştır. Bunun yanı sıra travma, anksiyete, depresyon, psikotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, bağımlılık, şema terapi, çift-aile terapisi ve psikodinamik yaklaşımlar gibi konularda birçok seminer ve vaka sunumuna katılmıştır. Araştırma ve ilgi alanları arasında travmalar, yeme bozuklukları, duygusal yeme, psikoonkoloji ve hastalıkların psikolojisi yer alan Acar, bu konularda bilimsel bilgi ile klinik deneyimi bütünleştirmeyi amaçlamaktadır. Psikoloji alanındaki bilgi birikimini toplumla paylaşma motivasyonuyla yazarlık yapan Acar, Psychology Times Türkiye’de ruh sağlığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen, anlaşılır ve erişilebilir içerikler kaleme almaktadır. Akademik ve mesleki gelişimini sürdürürken, gelecekte klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı ve kitap yazarak hem bilimsel hem de edebi üretimlerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar