Son yıllarda özellikle ergenlerde dikkat çeken bir durum giderek yaygınlaşmaktadır. Gençler, sosyal yaşamdan uzaklaşmakta, okula gitmek istememekte, arkadaş ilişkilerinden kaçınmakta ve aileyle iletişimi minimuma indirmekte; zamanlarının büyük kısmını dijital dünyada geçirmektedir. İlk bakışta yalnızca “içe kapanıklık” gibi görünen bu durum, aslında çok daha derin gelişimsel süreçlerle ilgili olabilir.
Japonya’da ortaya çıkan “Hikikomori” kavramı, uzun süreli sosyal geri çekilmeyi ifade etmektedir. Bu durumdaki bireyler, aylarca hatta yıllarca evlerinden çıkmadan yaşayabilmektedir. Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde görülmesi dikkat çekicidir. Çünkü ergenlik, bireyin kimlik geliştirdiği, sosyal bağlar kurduğu ve “Ben kimim?” sorusuna cevap aradığı kritik bir gelişim dönemidir. Erik Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı’na göre ergenlik dönemi, “kimlik kazanımına karşı rol karmaşası” evresidir. Bu dönemde genç birey, kendisini keşfetmeye çalışır; akran ilişkileri önem kazanır ve sosyal kabul ihtiyacı artar. Ancak günümüzde birçok ergen için sosyal ortamlar destekleyici olmaktan çok yorucu hale gelebilmektedir. Akademik baskılar, akran zorbalığı, dış görünüş kaygısı, sosyal medya karşılaştırmaları ve sürekli başarılı olma beklentisi gençleri giderek daha fazla yalnızlaştırmaktadır. Bazı gençler için oda artık sadece bir yaşam alanı değil; dış dünyanın baskısından kaçılan bir “güvenli bölgeye” dönüşmektedir.
Dijital dünyanın sunduğu alternatif gerçeklikler de bu geri çekilmeyi kolaylaştırmaktadır. Özellikle çevrim içi oyunlar, sosyal medya ve sanal iletişim araçları, gençlerin fiziksel dünyadan uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Çünkü dijital ortamda reddedilme korkusu daha az hissedilmektedir. Gerçek sosyal ilişkilerin karmaşıklığı yerine, ekran aracılığıyla kontrol edilebilir bir iletişim tercih edilmektedir. Ancak bu durum zamanla yüz yüze iletişim becerilerinin zayıflamasına, yalnızlık hissinin derinleşmesine ve sosyal kaygının artmasına yol açabilmektedir. Burada en önemli nokta, her odasına kapanan genci “tembel” ya da “asosyal” olarak etiketlememektir. Bazı durumlarda bu geri çekilme; anlaşılmama hissinin, yoğun kaygının, başarısızlık korkusunun veya duygusal tükenmişliğin sessiz bir yansıması olabilir. Özellikle aşırı eleştirel ya da aşırı koruyucu aile tutumları, akran reddi ve başarısızlık deneyimleri sosyal geri çekilmeyi artırabilmektedir.
Modern dünyada gençlerden aynı anda birçok şeyi başarmaları beklenmektedir: başarılı olmak, sosyal görünmek, üretken olmak, güzel görünmek, sürekli motive olmak ve daha fazlası. Ancak gelişimsel olarak hâlâ kimliğini oluşturmaya çalışan bir ergen için bu beklentiler oldukça ağır olabilmektedir. Bazen gençlerin sessizliği, aslında görünmeyen bir yardım çağrısına dönüşebilmektedir. Bu nedenle odasına kapanan bir gence yaklaşırken ilk ihtiyaç duyulan şey yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır. Sürekli nasihat vermek ya da baskı kurmak yerine güvenli bir iletişim alanı oluşturmak daha önemlidir. Çünkü birçok genç, konuşmak istemediği için değil, anlaşılmayacağını düşündüğü için susmaktadır. Ve yetişkinler olarak kendimize de bu noktada şu soruyu sormamız gerekiyor: “Gerçekten içine kapanan bir gençlik mi var, yoksa kendisini ifade edebileceği güvenli alanları giderek azalan bir nesil mi büyüyor?”


