Bir ortamda konuşurken yalnızca ne söylediğimizi değil, nasıl göründüğümüzü de düşündüğümüz anlar vardır. Sesimizin tonu, yüz ifademiz, kurduğumuz cümlenin karşı tarafta nasıl bir izlenim bırakacağı… Bazen henüz sohbetin içindeyken kendimizi dışarıdan izlemeye başlarız. Söylediğimiz bir sözün ardından konuşmayı zihnimizde yeniden oynatır, daha farklı bir şey söyleyip söylemememiz gerektiğini düşünürüz. Böylece yaşadığımız an ile o anın içindeki kendimizi değerlendirmek arasında gidip geliriz. Kendimizi tanımak ve davranışlarımızı değerlendirmek önemlidir. Ancak farkındalık sürekli bir denetime dönüştüğünde, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki de değişebilir. Ne hissettiğimizden çok nasıl göründüğümüze, ne söylemek istediğimizden çok nasıl karşılanacağımıza odaklanabiliriz. Peki, kendimizi bu kadar yakından izlerken gerçekten kendimize mi yaklaşıyoruz, yoksa kendimizden uzaklaşıyor muyuz?
Yaşamak mı, kendini izlemek mi?
Psikolojide öz izleme (self-monitoring), kişinin davranışlarını sosyal ortamın beklentilerine göre gözlemlemesi ve düzenlemesiyle ilişkilidir. Snyder (1974), bu kavramı kişinin kendini sunma biçimini ve davranışlarını sosyal koşullara göre düzenlemesi üzerinden ele alır. Bu eğilim, farklı ortamlara uyum sağlamamıza yardımcı olabilir. Her ortamda aynı biçimde davranmamak, kendimizden uzaklaştığımız anlamına gelmez. Ancak uyum sağlamakla kendimizi sürekli düzeltmek arasında önemli bir fark vardır. Bir arkadaşımızla konuşurken gerçekten ne düşündüğümüzü paylaşmak yerine nasıl görüneceğimizi hesaplıyorsak ya da rahatsız olduğumuz hâlde bunu belli etmemek için çabalıyorsak, davranışlarımızın merkezine kendi deneyimimizden çok dışarıdan nasıl algılandığımızı yerleştirmiş olabiliriz. Özellikle sosyal kaygı üzerine geliştirilen bilişsel modeller, kişinin kendi davranışına ve başkalarının gözündeki görünümüne aşırı odaklanmasının kaygıyı sürdürebileceğini ortaya koyar (Clark & Wells, 1995). Böylece kişi, karşısındaki insanla ilişki kurmaktan çok o ilişkide nasıl bir performans sergilediğini takip etmeye başlayabilir.
Başkalarının gözünden kendimize bakmak
Kendimizi değerlendirme biçimimiz, başkalarının beklentilerinden ve sosyal karşılaştırmalardan bağımsız değildir. Festinger (1954), insanların kendi görüşlerini ve yeteneklerini değerlendirmek için başkalarıyla karşılaştırma eğilimine dikkat çeker. Bu eğilim, kendimizi anlamamıza yardımcı olabileceği gibi, kendimize ilişkin değerlendirmelerimizin dış ölçütlere bağımlı hâle gelmesine de zemin hazırlayabilir. Örneğin bir kişi, yeni tanıştığı insanların yanında daha eğlenceli görünmeye çalışabilir. Bir başkası yetersiz bulunmamak için emin olmadığı konularda bile kendinden emin konuşabilir. Bir diğeri ise güçlü görünmek uğruna kırıldığını veya desteğe ihtiyaç duyduğunu gizleyebilir. Bu davranışlar kısa vadede kişiyi koruyor gibi görünse de zamanla kendi ihtiyaçlarıyla arasındaki mesafeyi artırabilir. Buradaki mesele başkalarının düşüncelerini önemsemek değildir. İnsan, ilişkilerinde kabul görmek ve ait hissetmek ister. Asıl mesele, kabul görme ihtimalini korumak uğruna kendimizden hangi parçaları geri çektiğimizdir.
Kusursuz görünmek ve spontane olmayı kaybetmek
Spontane davranmak, akla gelen her şeyi düşünmeden söylemek değildir. Her davranışı kusursuzlaştırma zorunluluğu hissetmeden, içinde bulunulan anın akışına katılabilmektir. Bazen bir cümleyi tam istediğimiz gibi kuramamak, sessiz kalmak veya ne hissettiğimizi hemen açıklayamamak da insan olmanın olağan parçalarıdır. Kendini sürekli değerlendiren biri içinse bu deneyimler bile düzeltilmesi gereken kusurlara dönüşebilir. Kişi, daha iyi bir izlenim bırakmak için davranışlarını kontrol ettikçe dikkatini sohbetin içeriğinden kendi performansına kaydırabilir. Böylece dinlemek, merak etmek veya anın tadını çıkarmak yerine kendisini nasıl sunduğunu takip eder. Wood ve arkadaşları (2008), özgünlüğü kişinin kendisine yabancılaşması, kendi değerleri doğrultusunda yaşayabilmesi ve dış etkileri kabul etmesi gibi farklı boyutlarla ele alır. Bu yaklaşım, özgünlüğün çevreden tamamen bağımsız olmak anlamına gelmediğini gösterir. Başkalarının görüşlerinden etkilenebiliriz; önemli olan, bu etkinin kendi deneyimimizi ve değerlerimizi bütünüyle bastırıp bastırmadığıdır.
Kendimize dönmek, kendimizi daha fazla denetlemek değildir
Belki de ihtiyacımız olan şey, kendimiz hakkında daha çok düşünmek değil, kendimizi değerlendirmenin dışında da var olabileceğimizi hatırlamaktır. Bir sohbetin ardından yalnızca “Nasıl göründüm?” diye sormak yerine “Bu konuşmada nasıl hissettim?” diye düşünebiliriz. Bir karar verirken “İnsanlar bunu nasıl karşılar?” sorusunun yanına “Benim için ne anlam taşıyor?” sorusunu ekleyebiliriz. Sessiz kaldığımızda bunu hemen bir eksiklik olarak yorumlamak yerine, bazen yalnızca sessiz kalmış olabileceğimizi kabul edebiliriz. Kendilik farkındalığı, her davranışımızı anbean izlemekle aynı şey değildir. Bazen kendimizi anlamak için gözlemlememiz, bazen de gözlemlemeyi bırakıp deneyimin içinde kalabilmemiz gerekir. Kendimizi tanımak, her hareketimizi açıklayabilmek ya da her ortamda nasıl görünmemiz gerektiğini bilmek değildir. Kendi duygularımıza ve sınırlarımıza dikkat edebilmek kadar, belirsiz ve kusurlu anlarımızda da kendimize alan açabilmektir. Çünkü hayat, kendimizi dışarıdan nasıl göründüğümüz üzerinden değerlendirdiğimiz bir sahneden ibaret değil. Aynı zamanda hissettiğimiz, düşündüğümüz, yanıldığımız ve bazen hiçbir şeyi açıklamadan yalnızca var olduğumuz bir deneyim. Kendimizi gerçekten tanımak için bazen kendimizi izlemeyi bırakıp kendimiz olarak yaşamaya yeniden izin vermemiz gerekir.
Kaynakça
- Clark, D. M., & Wells, A. (1995). A cognitive model of social phobia. In R. G. Heimberg et al. (Eds.), Social phobia: Diagnosis, assessment, and treatment (pp. 69–93). Guilford Press.
- Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202
- Snyder, M. (1974). Self-monitoring of expressive behavior. Journal of Personality and Social Psychology, 30(4), 526–537. https://doi.org/10.1037/h0037039
- Wood, A. M., Linley, P. A., Maltby, J., Baliousis, M., & Joseph, S. (2008). The authentic personality: A theoretical and empirical conceptualization and the development of the Authenticity Scale. Journal of Counseling Psychology, 55(3), 385–399. https://doi.org/10.1037/0022-0167.55.3.385
