Birçok kişi hayatına giren insanların değişmesine rağmen yaşadığı ilişki dinamiklerinin benzer kaldığını fark eder. Farklı yüzler, benzer hayal kırıklıkları… Bu noktada sorulan soru: Neden hep aynı tip insanları seçiyorum?
Bu durum çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir. Kökeni çocukluk deneyimlerine uzanan bilinçdışı bir tekrar örüntüsüdür. İnsan çoğu zaman kendisini iyi hissettiren ilişkilere değil, tanıdık gelen ilişkilere yönelir. Çünkü tanıdık olan güvenli alandır; belirsizlik ise kaygı yaratır.
Çocuklukta Öğrenilen Sevgi Modeli ve Aile Dinamikleri
Çocuk sevginin ne olduğunu bakım verenleri aracılığıyla öğrenir. Sevgi, ilgi, şefkat, sınır, güven ve değer görme deneyimleri kişinin iç dünyasında bir ilişki haritası oluşturur. Sevginin koşullu olduğu, duyguların görülmediği ya da ihtiyaçların karşılanmadığı aile ortamlarında büyüyen çocuklar şu inançları geliştirebilir:
-
Sevgi için çabalamalıyım
-
Görülmek için kendimi kanıtlamalıyım
Zamanla bu inançlar yetişkin ilişkilerinde yeniden sahnelenir. Kişi farkında olmadan çocuklukta öğrendiği ilişki modeline benzeyen insanlara çekilir.
Bilinçdışı Tekrar Örüntüleri
İnsan sağlıklı olana değil tanıdık olana gider. Çocuklukta yaşanan duygular kişinin sinir sistemine kazınır. Bu nedenle soğukluk, mesafe, belirsizlik ya da gelgitli ilişkiler bazı bireyler için “normal” hissedilir. Tanıdık acı, yabancı huzurdan daha güvenlidir. Genellikle iki tür partner örüntüsüne yönelir:
-
Duygusal olarak uzak ve erişilemeyen partnerler: Mesafeli olan, iletişim kurmayan, kaçıngan, ulaşılmaz. Kişi kendini sevdirmeye çalışır, kendini orada var etmeye çalışır, o kişinin sevgisini kazanabilmek için çabalar sonucunda yıpranır ve elinde kocaman bir hiç olur.
-
Güvensiz partnerler: Aşırı kıskanç, kontrolcü, toksik, öfkeli, paranoid özellikler gösteren partner seçer.
Her iki durumda da kişi çocuklukta eksik kalan ihtiyaçlarının peşinden gider, eksik parçaları tamamlamayı ve bunları değiştirmeye çalışır. Bu nedenle ilgi göstermeyen partnerler daha fazla bağlanma yaratabilir ve gelgitli ilişkiler heyecan olarak yorumlanabilir. Örüntüler fark edilmediğinde ve kabullenmediğinde kişi aynı ilişki dinamiklerini farklı yüzlerle tekrar yaşamaya devam eder.
Nesne İlişkileri Kuramı ve içsel Şemalar
Psikodinamik kuramda, özellikle Freud sonrası Melanie Klein’ın geliştirdiği nesne ilişkileri yaklaşımına göre birey çocuklukta bakım verenleriyle kurduğu ilişkileri içselleştirir. Bu “içsel nesneler” yetişkinlikte tekrar eden ilişki örüntülerine dönüşür.
Kişi geçmişte yaşadığı ilişki biçimlerini bugünde yeniden yaratır. Amaç bilinçdışı olarak aynı kalmak değil; bu kez farklı bir sonuç elde etmektir. Bu nedenle insanlar çoğu zaman çözülememiş duygusal çatışmalarını yeni ilişkilerde tekrar tekrar yaşar. Partnerini değiştirmeye çalışır, onun kurtarıcısı rolüne girer, çabalar, emek verir ama sonuç değişmez. Bu durum, kişinin kendi özdeğer algısını da doğrudan etkiler.
Özdeğer ve Yetişkinlikteki Yansımalar
Çocuklukta yeterince görülmeyen, onaylanmayan ya da sevgi için mücadele etmek zorunda kalan bireylerde şu duygular gelişebilir:
-
Sevilmek için çabalama
-
Sınır koymakta zorlanma
-
Değerini ilişkiler üzerinden tanımlama
Bu kişiler yetişkinlikte kendilerini değersiz hissettiren ilişkileri daha kolay tolere edebilir ya da sevgiyi kazanılması gereken bir şey olarak algılayabilir. Sonuç olarak aşırı bağlanma ya da kaçınma, kendini suçlama, ilişkide kendini kaybetme ve yoğun terk edilme korkusu ortaya çıkar. Kişi zamanla “sorun bende” düşüncesine kapılabilir. Oysa burada mesele karakter değil, öğrenilmiş ilişki örüntüleridir.
Döngüyü Kırmak ve Terapötik Süreç
Döngüyü kırmak mümkündür ancak bunun ilk adımı farkındalıktır. Kişinin kendine şu soruları sorması önemlidir:
-
Nasıl insanlara yöneliyorum?
-
Bu ilişkiler bana kendimle ilgili ne anlatıyor?
-
Bu kişiler bende hangi duyguları uyandırıyor?
-
Bu hisler çocukluk deneyimlerime benziyor mu?
Bu sorular tekrar eden kalıpları görünür kılar. Bu süreçte psikoterapi önemli bir destek sağlar. Özellikle psikodinamik terapi ve şema terapi; kişinin çocukluk kökenli ilişki kalıplarını fark etmesine, özdeğerini yeniden inşa etmesine ve daha sağlıklı bağlanma biçimleri geliştirmesine yardımcı olabilir.
Son Söz
Hep aynı insanları seçmek bir kader değildir. Bu çocuklukta öğrenilmiş bir bağlanma biçimidir. Fark edilen her döngü değiştirilebilir. Sormamız gereken temel soru şudur: Bu ilişki bana gerçekten iyi mi geliyor yoksa sadece tanıdık mı geliyor?


