Salı, Ocak 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Bazı İnsanlar Sürekli “İyiymiş Gibi” Davranır?

Sahte Benlik Ve Duygusal Kaçınma Üzerine Psikolojik Bir Değerlendirme

Bazı insanlar vardır; “Nasılsın?” sorusuna neredeyse refleks hâlinde “İyiyim” diye cevap verir. Bu yanıt çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz, ancak sorgulanmaz. Çünkü “iyi olmak”, yalnızca bir ruh hâlini değil, aynı zamanda toplumsal olarak kabul edilebilir bir durumu temsil eder. İyiymiş gibi davranmak, pek çok birey için bilinçli bir tercih olmaktan çok, zaman içinde öğrenilmiş bir uyum biçimine dönüşür. Psikolojik açıdan bakıldığında bu durum basit bir rol yapma ya da inkâr olarak değerlendirilemez. Aksine, zihnin kendini korumak amacıyla geliştirdiği işlevsel bir stratejidir. Özellikle erken dönem ilişkilerinde duygularının görülmediğini, anlaşılmadığını ya da yük olarak algılandığını deneyimleyen bireyler için “iyi görünmek”, ilişkileri sürdürebilmenin en güvenli yolu hâline gelebilir. Bu noktada kişi, hissettiğini değil; karşısındakinin tolere edebileceğini sunmayı öğrenir.

Sahte Benlik Kavramı ve İçsel Yabancılaşma

Bu süreci anlamlandırmak için psikodinamik kuramda önemli bir yer tutan sahte benlik kavramı yol göstericidir. Sahte benlik, bireyin çevresel beklentilere uyum sağlamak adına geliştirdiği, işlevsel ancak içsel yaşantıyla teması sınırlı bir yapıyı ifade eder. Bu yapı, kısa vadede bireyin ruhsal bütünlüğünü koruyabilir; ancak uzun vadede kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarıyla arasına mesafe koymasına neden olabilir (Geçtan, 2002). Dışarıdan bakıldığında uyumlu ve güçlü görünen bu yapı, iç dünyada giderek artan bir yabancılaşmayı da beraberinde getirebilir.

Duygusal Kaçınma ve Bastırma Mekanizması

İyiymiş gibi davranmanın temelinde çoğu zaman duygusal kaçınma yer alır. Duygusal kaçınma, bireyin zorlayıcı duygularla temas etmekten bilinçli ya da bilinçdışı biçimde uzak durmasıdır. Üzüntü, öfke, hayal kırıklığı ya da kırılganlık gibi duygular geçmişte cezalandırıcı deneyimlerle ilişkilendirilmişse, zihin bu duyguları bastırmayı öğrenir. Böylece “iyi olmak”, zamanla “hissetmemek” ile eş anlamlı hâle gelir (Hisli Şahin, 2011). Günlük yaşamda bu durum sıklıkla yüksek işlevsellik üzerinden fark edilir. Kişi sorumluluklarını yerine getirir, ilişkilerini sürdürür, üretkendir; ancak içsel dünyasında açıklamakta zorlandığı bir boşluk hissi taşır. Duygular vardır fakat erişilemez gibidir. Üzüntü kısa sürer, öfke bastırılır, sevinç yüzeysel yaşanır. Bu hâl, dışarıdan bakıldığında güçlülük olarak algılansa da, bireyin kendi iç dünyasında yalnızlaşmasına neden olabilir (Köknel, 2005).

Kontrol İhtiyacı ve Terapi Süreci

İyiymiş gibi davranmak aynı zamanda kontrol duygusuyla da yakından ilişkilidir. Duygularla temas etmek, belirsizlik ve savunmasızlık içerir. Oysa “iyiyim” demek, hem bireye hem de çevresine bir düzen hissi sunar. Bu nedenle bazı kişiler için iyileşme süreci dahi tehdit edici olabilir. Çünkü iyileşmek, bastırılmış olanla temas etmeyi ve uzun süredir kaçınılan duyguların görünür hâle gelmesini gerektirir. Psikoterapi sürecinde de bu durum sıklıkla karşımıza çıkar. Danışan seanslara “iyiyim” diyerek gelir; ancak anlatılan yaşam öyküsü bu ifadeyle örtüşmez. Bu çelişki çoğu zaman bireyin bilinçli tutumundan değil, zihnin koruyucu işleyişinden kaynaklanır. Sahte benlik, terapötik ilişki içinde de kendini sürdürmeye çalışabilir. Bu nedenle terapide esas olan, “iyi” olana değil, “gerçek” olana alan açabilmektir (Şar, 2014). İyiymiş gibi davranmak kısa vadede bireyi çatışmadan ve duygusal acı dan koruyabilir. Ancak uzun vadede kişi, kendi duygusal deneyimine yabancılaşma riskiyle karşı karşıya kalır. İlişkiler yüzeyselleşebilir, içsel tatmin azalabilir ve kişi, nedenini tam olarak açıklayamadığı bir huzursuzluk yaşamaya başlayabilir.

İyiymiş gibi davranmak bizi ayakta tutarken, hissettiğimiz şeylerden ne kadar uzaklaştırır?

Kaynakça

Geçtan, E. (2002). Kendilik ve kimlik gelişimi üzerine psikodinamik bir değerlendirme. Klinik Psikiyatri Dergisi, 5(2), 65–72.

Hisli Şahin, N. (2011). Duyguların bastırılması ve psikolojik uyum. Türk Psikoloji Yazıları, 14(27), 1–11.

Köknel, Ö. (2005). Savunma mekanizmaları ve ruhsal denge. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi, 18(3), 150–158.

Şar, V. (2014). Travma sonrası dissosiyasyon ve bilinçaltı süreçler. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 15(4), 330–338.

İrem Çınar
İrem Çınar
irem Çınar, psikoloji lisans eğitimine devam etmektedir. İnsan davranışının duygusal, toplumsal ve kültürel boyutlarını anlamaya yönelik ilgisini; araştırma merakı ve saha deneyimleriyle birleştirmektedir. Farklı kurumlarda gerçekleştirdiği stajlar, ona hem çocuklar hem yetişkinlerle çalışma deneyimi kazandırmış; gözlem, analiz ve insan davranışını çok yönlü değerlendirme becerilerini güçlendirmiştir. İnsan kaynakları alanındaki deneyimi ise duyguların yalnızca terapötik ortamlarda değil, iş yaşamında ve sosyal ilişkilerde de nasıl şekillendiğini görmesine katkı sağlamıştır. Depremzede çocuklarına yönelik yürütülen psikososyal destek programında gönüllü olarak yer alması, travma ve dayanıklılık süreçlerine bakışını derinleştirmiştir. Bu süreç, özellikle toplumsal kırılganlıkların ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlamasına olanak tanımış ve yazın hayatına önemli bir perspektif kazandırmıştır. Yazılarında bağımlılık, toplumsal şiddet, travma sonrası iyileşme, hayvanlara yönelik şiddetin psikolojik yönleri, modern yaşamın ruhsal yükleri ve insanların çoğu zaman fark etmeden taşıdığı duygusal süreçler üzerine odaklanmaktadır. Amacı; bilimsel doğruluktan ödün vermeden sade bir dil kullanarak, hem bireysel hem toplumsal düzeyde iyileşmeye katkı sunacak içerikler üretmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar