Salı, Haziran 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ne Zaman Kalmalı, Ne Zaman Gitmeli? Her rahatsızlık uzaklaşmak için bir neden midir?

Her rahatsızlık uzaklaşmak için bir neden midir?

Hayatın belirli dönemlerinde kendimizi aynı sorunun etrafında düşünürken bulabiliriz: Kalmalı mıyım, gitmeli miyim?

Bu soru çoğu zaman akla ilk olarak ilişkileri getirse de yalnızca bir ilişkiyle sınırlı değildir. Bazen yıllardır içinde bulunduğumuz bir arkadaşlık, bazen alıştığımız bir iş, bazen de artık kendimizi ait hissetmediğimiz bir çevre bu soruyu karşımıza çıkarır. Üstelik neyin bize iyi gelmediğini fark etmiş olsak bile, uzaklaşmak çoğu zaman düşündüğümüz kadar kolay olmaz. Çünkü insan yalnızca sevdiği şeylere değil, alıştığı şeylere de bağlanır.

Psikoloji alanındaki çalışmalar, insanların her zaman kendileri için en iyi olanı seçmediklerini göstermektedir. Çoğu zaman tanıdık olanı tercih ederiz. Tanıdık olan şey bizi mutlu etmese bile, öngörülebilir olduğu için daha güvenli hissettirebilir. Bu nedenle bazen iyi hissetmediğimiz bir işte çalışmaya, bizi yoran bir ilişkiyi sürdürmeye ya da artık bize uymayan bir ortamda kalmaya devam edebiliriz.

Uzaklaşmayı zorlaştıran bir diğer unsur ise verdiğimiz emektir. Davranış bilimlerinde “batık maliyet etkisi” olarak adlandırılan durum, geçmişte yaptığımız yatırımların bugünkü kararlarımızı etkileyebildiğini göstermektedir (Arkes & Blumer, 1985). Bir ilişkiye harcanan yıllar, bir iş için verilen çaba ya da bir dostluk için gösterilen emek, bazen artık işlevini yitirmiş bir durumu sürdürmek için gerekçe hâline gelebilir.

Bu noktada kişinin zihninde benzer düşünceler dolaşabilir: “Bu kadar yılın ardından nasıl vazgeçebilirim?” “Bunca emek boşa mı gidecek?” “Ya ayrılırsam ve pişman olursam?” Oysa geçmişte harcanan zaman, gelecekte kalmak için her zaman yeterli bir neden değildir.

Bazen kalmaya devam etmemizin nedeni sevgi ya da bağlılık değil, belirsizlik karşısında hissettiğimiz kaygıdır. Araştırmalar, insanların kayıpları kazançlardan daha güçlü deneyimlediğini göstermektedir (Kahneman & Tversky, 1979). Bu nedenle bazı insanlar mutsuz oldukları bir düzeni, sonucunu bilmedikleri bir değişime tercih edebilirler.

Ancak yaşam boyunca değişen yalnızca koşullar değildir; biz de değişiriz. Yıllar önce anlamlı gelen bir ilişki, bugün aynı anlamı taşımayabilir. Bir dönem bizi geliştiren bir iş, zamanla tükenmişlik kaynağı hâline gelebilir. Kendimizi ifade edebildiğimiz bir çevre, büyümemizi sınırlayan bir alana dönüşebilir. Bu değişim her zaman geçmişte yanlış kararlar verdiğimiz anlamına gelmez. Bazen yalnızca ihtiyaçlarımızın, değerlerimizin ve yaşam hedeflerimizin değiştiğini gösterir.

Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (ACT) temel kavramlarından biri olan psikolojik esneklik, kişinin değişen yaşam koşullarına uyum sağlayabilme becerisini ifade eder (Hayes, Strosahl, & Wilson, 2012). Psikolojik olarak sağlıklı olmak, her koşulda kalmak ya da her bağa tutunmak değildir. Bazen kişinin kendi değerleriyle uyumlu olmayan durumları fark etmesi ve yeni bir yön seçebilmesi de ruh sağlığının önemli bir göstergesidir.

Diğer bir yandan, her uzaklaşma sağlıklı olmadığı gibi, her kalış da sağlıksız değildir. Bazen insanlar yalnızca rahatsız edici duygudan uzaklaşmak ister. Oysa rahatsızlık, her zaman yanlış yerde olduğumuz anlamına gelmez. Yeni bir işe başlamak, bir ilişkide uzun zamandır konuşulmayan sorunları gündeme getirmek ya da yeni bir şehre taşınmak rahatsız edici olabilir. Çünkü büyümek çoğu zaman konforlu değildir.

Bu nedenle yalnızca “zor geliyor” diye gitmek her zaman doğru karar olmayabilir. Aynı şekilde yalnızca alıştığımız için kalmak da her zaman doğru değildir.

Belki de karar vermeye çalışırken kendimize şunu sormamız gerekir: Yaşadığım şey geçici bir zorlanma mı, yoksa uzun zamandır tekrar eden bir örüntü mü? Yakın bir arkadaşım aynı durumda olsaydı ona ne önerirdim? Gitmek istememin nedeni gerçekten bulunduğum yerin bana iyi gelmemesi mi, yoksa şu an hissettiğim rahatsızlıktan kurtulmak istemem mi? Bugün yaşadığım sorunu farklı koşullar altında da tekrar tekrar deneyimliyor muyum? Kendimi burada kalmaya mecbur hissettiğim için mi kalıyorum, yoksa kalmayı bilinçli olarak mı seçiyorum?

Bu soruların kesin cevapları olmayabilir. Ancak bazen doğru karara yaklaşmak için hangi seçeneğin daha az korkutucu olduğuna değil, hangi seçeneğin değerlerimizle daha uyumlu olduğuna bakmak gerekir. Toplumda sıklıkla kalmanın sadakat, gitmenin ise başarısızlık olduğu düşünülür. Oysa yaşam her zaman bu kadar net çizgilerle ilerlemez. Kimi zaman uzaklaşmak, kişinin kendisini korumasını sağlar; kimi zaman ise kalmak ve emek vermek gelişimin bir parçası hâline gelir.

Bu nedenle mesele yalnızca gitmek ya da kalmak değildir. Asıl mesele, kararın hangi ihtiyaçtan doğduğunu anlayabilmektir. Korkudan mı hareket ediyoruz? Alışkanlıktan mı? Yoksa gerçekten önem verdiğimiz değerlerden mi?

Çünkü bazı yollar bizi rahatsız etse de büyütür; bazıları ise güvenli görünse de aynı yerde tutar. Bu seçim beni olmak istediğim kişiye yaklaştırıyor mu? Sorusuna yanıt verebilmek her zaman kolay olmayabilir. Ancak bazen yönümüzü belirleyen şey, hangi yolun daha rahat olduğu değil; hangi yolun bize daha çok kendimiz gibi hissettirdiğidir.

Duygu GEDİK
Duygu GEDİK
Duygu Gedik, Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde %100 ÖSYM bursu ile lisans eğitimine 4. sınıf öğrencisi olarak devam etmektedir. Lisans eğitimi süresince özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi, çeşitli psikoloji klinikleri ve Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi başta olmak üzere farklı kurumlarda staj ve gönüllü çalışmalar yürüterek klinik alana yönelik saha deneyimi kazanmıştır. Bu süreçlerde çocuk, ergen ve yetişkin bireylerle yapılan gözlem, psikoeğitim ve görüşme süreçlerine eşlik etmiştir. İlgi alanları arasında klinik psikoloji, pozitif psikoloji ve ruh sağlığının koruyucu-önleyici boyutu yer almaktadır. Akademik ve mesleki gelişimini desteklemek amacıyla alan içi eğitimler, seminerler ve bilimsel etkinliklere aktif olarak katılım sağlamaktadır. Bu doğrultuda psikolojiye; bilimsel temellere dayanan, etik ilkelere duyarlı, empatik ve insan odaklı bir bakış açısıyla yaklaşmayı benimsemekte; psikolojik bilgiyi anlaşılır ve erişilebilir bir dille aktarmayı önemsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar