Pazar, Haziran 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Monet Sirkadiyen Ritmi Resmetmiş Olabilir mi? Işık, Zaman ve İnsan Algısı Üzerine Bir Bakış

Her gün yeni bir başlangıçtır. Yeni fırsatlara uyanırız, yeni seçimler yapma şansımız da güneşle birlikte her gün yeniden doğar. Bazen heyecan verici planlar yaparız, bazen sadece ‘bed rotting’ o gün için doğru hissettiren şeydir. Biz bilinç düzeyinde güneşin doğuşu ve batışıyla günlerin başlayıp bitmesinin farkındayız ancak bunun beynimiz tarafından nasıl işlendiğinin farkında olamıyoruz. Aslında vücudumuzun koordinatörü olan beynimiz 24 saatlik bir döngüye uyumlanmış halindedir; buna sirkadiyen ritim denir. Sirkadiyen ritim kavramı, organizmanın 24 saatlik periyotlar boyunca yaşadığı değişimleri ifade eder. Bu ritim sadece uyku ile ilgili değildir; duygusal tepkilerimizin yoğunluğu, karar verme süreçlerimiz, hatta duyduğumuz empatinin düzeyi bile gün içinde farklılık gösterir.

Sirkadiyen döngünün merkezinde ışığın olduğu söylenebilir. Retinamızdaki özel ışık duyarlı hücreler, sürekli olarak çevredeki ışık miktarını ölçerek bu bilgiyi hipotalamus bölgesindeki “biyolojik saate” iletir. Böylece beden, dış dünyanın aydınlık ya da karanlık oluşuna bağlı olarak kendini ayarlar. Gün ışığı arttığında vücut gündüz moduna geçer, uyku hormonu olarak bildiğimiz melatonin baskılanır ve daha uyanık hissederiz. Bu döngü içinde kortizol önemli bir hormondur ve sabah erken saatlerde zirveye ulaşarak bizi güne hazırlar.

Yani aslında bunlardan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür: Gün içinde hissettiklerimizin biyolojik bir temeli vardır. Sabahları yüksek kortizolün etkisiyle yazdığımız ‘journal’larla kararlı planlar yapmamız, gecenin gelişiyle dürtüselliğimizdeki artış ve girdiğimiz diyeti bozmak istememiz… Hiçbiri tesadüf değildir ve hepsinin biyolojik bir zamanlaması vardır.

Monet Zamanı Nasıl Resmetti?

Monet çığır açan bir ressamdır ve izlenimcilik akımının öncüsüdür. Bu akımın temel amacı ayrıntılı ve gerçekçi resim yapmaktan ziyade, nesne veya sahnenin ressamda bıraktığı izlenimlerinin resmedilmesidir. O anki ışık, renk ve anlık izlenimler tuvale dökülür. Ayrıca izlenimci ressamlar resimlerini açık havada yaptıkları için gündüzden geceye yapılan eserlerde büyük farklar vardır. Atölye ortamında ışık genelde stabildir ancak açık hava ortamında güneşin vuruşu zamanla değişir ve böylece ressamın gördüğü ışık yansımaları da tuvale farklı şekillerde aktarılır.

Resim sanatında, 24 saatlik gün döngüsü Monet tarafından harika şekilde yansıtılmıştır. Monet, gece gündüz döngüsünü, aynı manzarayı günün farklı saatlerinde resmederek tuvale aktarmıştır. Örneğin ‘Rouen Katedrali Serisi’nde, aynı katedralin günün farklı saatlerinde ve farklı ışık düşüşleriyle gördüğü halini resmetmiştir. Konu aynıdır ancak ışık farklıdır; ressamın algıladığı katedral farklıdır. Resim artık katedralin tasviri olmayı aşar, ışığın zaman içindeki değişimi ve insan algısında yarattığı izlenim asıl önemli olandır.

Zamanla birlikte değişen tek şey ışık değildir; ressamın duygudurumu da farklılık gösterir. Empresyonistlerin resimlerinde kendi duygudurumlarının da etkili olduğunu görürüz. Örneğin Monet’nin, eşi ölüm döşeğindeyken onu resmettiği “Camille Monet on Her Deathbed” eserine baktığımızda renklerin soğuklaştığını, hatların silikleştiğini görürüz ve Monet’nin derin acısına ortak oluruz. Bu resimde Monet, onun için duygu yoğunluğu çok yüksek bir nesne kullandığı için bu yorumu yapmak kolay olabilir; buna alternatif olarak sıradan bir nesneyi resmettiği ‘Saman Yığınları Serisi’ne bakabiliriz. Monet bu seride, aynı saman yığınını sabahın erken saatlerinde resmettiğinde renklerin serin olduğunu, gölgelerin uzun olduğunu görürüz ve sanki bir beklenti havası sezeriz. Öğle tablosunda ise sarı renk ağırdır, ışık baskındır; tabloya bakanlara daha enerjik hissettirebilir.

Monet’nin ışığın ve kendi duygularının değişimini tablolarına aktarma isteği, bunun uğrunda sürekli incelemeler ve çalışmalar yapması oldukça etkileyicidir. O, çağının ötesinde bir ressam olarak belki de farkında olmadan, insanların gün içindeki değişen algılarını ve ışıkla kurdukları ilişkiyi resmetti.

Modern Hayata Göre Doğal Ritmi Ayarlamak

Günümüzde bizde de bu döngünün nasıl işlediğine baktığımızda, yapay ışıklara sürekli maruz kalmamızın sonuçlarının pek iç açıcı olmadığını görüyoruz. Akşamları melatoninin salgılanmasının gecikmesine yol açan bu durum, sadece uyku kalitesini düşürmekle kalmıyor ve duygu düzenleme sistemimizi de sekteye uğratıyor. Sabah netliği, öğlen yoğunluğu ve akşam yavaşlamasıyla ilerleyen doğal gün düzeni yerini dağılmış bir belirsizliğe bırakabiliyor.

Monet’nin tablolarında sabah sabah gibi, akşam akşam gibi görünür. Modern yaşamda sabahı sabah gibi ve akşamı akşam gibi yaşamak zor olsa bile, psikolojik iyi oluşumuz ve fiziksel sağlığımız için doğal döngümüze uyumlu şekilde yaşamak bizlere iyi gelecektir. Tabii ki yapay ışıksız yaşamak gibi bir düşünce gerçekçi değildir ancak sirkadiyen ritmi olabildiğince doğal ışık-karanlık döngüsüne yaklaştırmayı deneyebiliriz. Bunun için:

  1. Sabah Doğal Işık Almak: Uyanır uyanmaz gün ışığı görmek biyolojik saati güçlü şekilde ayarlayabilir.
  2. Akşam Yapay Işık Maruziyetini Azaltmak: Melatonin salgılanmasının baskılanmasını önlemek için yatmadan önce iki saat boyunca mavi ışık filtresi kullanmak faydalı olabilir.
  3. Sabit uyuma-uyanma saati ayarlamak: Her gün benzer saatlerde uyumak ve uyanmak sayesinde biyolojik saat ‘öngörülebilir’ çalışabilir.
  4. Gece ağır yemek ve kafein tüketiminden kaçınmak: Özellikle kafein geç saatlerde tüketildiğinde sirkadiyen ritmi geciktirir, ağır yemekler de uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.
  5. Karanlığı Ciddiye Almak: Uyku ortamının karanlık olması melatonin üretimini destekler. Koşullar uygun değilse göz bandı kullanmak faydalı olabilir.

Belki de Monet’nin tablolarında hissettiğimiz huzur, bedenimizin doğa ile uyumlu bir ritimde yaşamaya ihtiyaç duyduğunu bize hatırlatıyordur.

İzel Bilirgen
İzel Bilirgen
İzel Bilirgen, Pamukkale Üniversitesi’nde psikoloji öğrencisi olarak lisans eğitimine devam etmektedir. Klinik psikoloji alanına ilgi duyan yazar, gelecekte mesleki hayatında bu alanda uzmanlaşmak ve psikoloji alanında akademik araştırmalara katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi ve hastanelerde stajyer olarak saha deneyimi kazanmıştır. Farkındalık temelli yaklaşımlar ve psikolojinin diğer alanlarına ilgi duymaktadır. Bilimsel bilgileri yaratıcı disiplinlerle birleştirmeye önem vermektedir. Dijital mecralarda çoğunlukla sanat ve psikoloji ortaklığında içerikler üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar