Pazar, Mayıs 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Modern Toplumda ‘Yeterince İyi’ Olmak

Son yıllarda iş dünyası ve sosyal medyada sıklıkla gündeme gelen quiet quitting kavramı, bireylerin işlerinden fiilen ayrılmalarını değil, görev tanımlarında belirtilen sorumlulukların ötesine geçmemelerini ifade etmektedir. Türkçeye “sessiz istifa” veya “sessiz çekilme” olarak çevrilen bu kavram, daha çok “yeterince iyi” düzeyinde performans sergilemeyi ve kişisel sınırları korumayı vurgular. Bu bağlamda quiet quitting, modern toplumda çalışma yaşamı, akademik hayat, ev içi roller ve sosyal ilişkiler gibi birçok alanda gözlemlenebilen bir davranış biçimidir. Kavram, özellikle tükenmişlik sendromunun artan oranlarda görülmesiyle birlikte, bireylerin yaşam kalitesini korumaya yönelik bir strateji olarak değerlendirilmektedir.

İş Hayatında Quiet Quitting

Çalışma yaşamı, modern toplumun en temel alanlarından biridir. Geleneksel iş kültürü, özellikle sanayi devriminden bu yana, verimlilik ve performans odaklı bir anlayış üzerine inşa edilmiştir. Çalışanlardan yalnızca görevlerini yerine getirmeleri değil, aynı zamanda “fazlasını” yapmaları da beklenmektedir. Fazladan mesai, resmi iş tanımı dışında görevler üstlenmek, sürekli erişilebilir olmak ve gönüllü olarak ek sorumluluk almak, bu kültürün parçası haline gelmiştir.

Quiet quitting bu anlayışa bir karşı duruş niteliği taşır. Çalışanlar, iş sözleşmelerinde tanımlı görevleri yerine getirir; fakat bunun ötesindeki taleplere sınırlı yanıt verir. Bu tutum, bazı işverenler tarafından motivasyon kaybı veya işten soğuma olarak değerlendirilebilse de, psikolojik açıdan bakıldığında tükenmişlik sendromunun önlenmesine katkı sağlayabilir. Maslach ve Leiter’in (1997) tanımladığı tükenmişlik sendromu; duygusal yorgunluk, duyarsızlaşma ve kişisel başarı hissinde azalma ile karakterize edilmektedir. Quiet quitting, bu belirtilerin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla bireylerin sınır koyma davranışlarını kurumsal bağlamda görünür kılmaktadır.

Akademik Hayatta Quiet Quitting

Akademik ortam, özellikle öğrenciler ve genç araştırmacılar için yoğun rekabetin yaşandığı bir alandır. Bitmek bilmeyen ödevler, sınavlar, proje çalışmaları ve yayın baskısı, bireyleri sürekli olarak “daha iyisini” yapma düşüncesine sürükler. Bu durum, mükemmeliyetçilik eğiliminin ve performans kaygısının artmasına yol açar.

Quiet quitting akademik yaşamda, mükemmeliyetçi tutuma karşı bir savunma mekanizması olarak değerlendirilebilir. Öğrenciler, tüm ödevlerini en yüksek notu alacak şekilde değil, yalnızca geçer notu sağlayacak düzeyde tamamlamayı tercih edebilirler. Bu davranış, motivasyon eksikliği olarak yorumlansa da aslında zihinsel sağlığı koruma stratejisidir.

Benzer şekilde akademisyenler için de quiet quitting, aşırı yüklenmeyi önleyen bir tutumdur. Akademik hayatta yalnızca ders verme, araştırma yapma ve yayın çıkarma değil, aynı zamanda idari görevler, komite çalışmaları ve sürekli artan performans ölçütleri de bulunmaktadır. Bir öğretim üyesinin yalnızca kendi uzmanlık alanına odaklanmayı, fazladan idari görevleri üstlenmemeyi tercih etmesi, quiet quitting davranışı olarak değerlendirilebilir.

Literatürde akademik tükenmişlik kavramı, öğrencilerde ve akademisyenlerde sıklıkla incelenmiştir. Salmela-Aro ve arkadaşlarının (2009) çalışmaları, akademik tükenmişliğin zihinsel sağlık üzerinde ciddi etkileri olduğunu göstermektedir. Quiet quitting, bu bağlamda, bireyin akademik performansını asgari düzeyde sürdürmesini sağlayarak, uzun vadede psikolojik iyilik halini korumaya yönelik bir strateji işlevi görmektedir.

Ev Yaşamında Quiet Quitting

Quiet quitting yalnızca dış dünyadaki profesyonel rollerle sınırlı değildir; ev içi yaşamda da belirgin bir şekilde gözlemlenebilir. Özellikle toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle, ev içi emek çoğu zaman görünmez hale gelir. Yemek yapma, temizlik, çocuk bakımı gibi işler çoğunlukla kadınların sorumluluğunda görülmekte ve bu durum bireyler üzerinde sürekli bir yük oluşturmaktadır.

Ev hayatında quiet quitting, bu görünmez emeğe sınır koymak anlamına gelmektedir. Örneğin, evde tüm sorumlulukları üstlenen bir bireyin artık her şeyi kusursuz şekilde yapmaktan vazgeçerek yalnızca temel ihtiyaçları karşılayacak düzeyde çaba göstermesi bu kapsama girer. Yemeklerin her gün özenle hazırlanması yerine, pratik çözümlere başvurmak ya da çocukların sorumluluklarını tamamen üstlenmek yerine onların kendi işlerini yapmalarına alan tanımak, quiet quitting’in ev içi yansımalarıdır.

Bu yaklaşım, aile içindeki iş bölümünü daha adil hale getirebilir. Bireylerin sınır koyması, evdeki diğer bireylerin de sorumluluk almasını teşvik eder. Dolayısıyla quiet quitting, ev içi rollerin yeniden dağıtılmasını ve görünmez emeğin farkına varılmasını sağlayabilir. Bu bağlamda kavram, yalnızca bireysel bir tutum değil, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından da önemli bir tartışma alanı sunmaktadır.

Sosyal Hayatta Quiet Quitting

Sosyal ilişkiler, bireylerin psikolojik iyi oluşu açısından büyük önem taşır. Ancak sosyal hayat da zaman zaman birey üzerinde baskı unsuru haline gelebilir. Her davete katılma, her çağrıya olumlu yanıt verme, sürekli arayan ya da destek olan taraf olma gibi beklentiler, sosyal tükenmişliğe yol açabilir.

Quiet quitting bu bağlamda, sosyal ilişkilerde sınır koyma davranışını ifade eder. Birey, tüm etkinliklere katılmak yerine yalnızca kendi enerjisine ve zamanına uygun olanlara katılabilir. Sürekli iletişimi sürdürmek yerine ilişkileri daha doğal bir akışa bırakabilir. Bu tutum, yüzeysel olarak ilgisizlik gibi görünse de aslında ilişkilerin sürdürülebilirliğini artırır.

Sosyal psikoloji literatüründe, sınır koyma davranışı bireyin öz bakım becerisiyle ilişkilendirilir (Baumeister & Leary, 1995). Quiet quitting, bireyin sosyal ilişkilerini “yeterince iyi” seviyede sürdürmesini sağlayarak, hem öz bakımını destekler hem de ilişkilerin daha dengeli bir yapıya kavuşmasına katkı sunar.

Sonuç ve Öneriler

Quiet quitting kavramı, ilk bakışta bireylerin motivasyon kaybı ya da sorumluluklardan kaçışı gibi yorumlanabilir. Ancak derinlemesine incelendiğinde, bu yaklaşımın temelinde bireylerin sınırlarını koruma, tükenmişlik sendromunu önleme ve yaşam kalitesini artırma çabası olduğu görülmektedir.

  • İş hayatında, quiet quitting çalışanların yalnızca görev tanımlarında belirtilen sorumluluklara odaklanmasını sağlayarak uzun vadeli iş tatminini destekler.

  • Akademik hayatta, mükemmeliyetçiliğe karşı bir denge unsuru işlevi görür ve zihinsel sağlığın korunmasına katkıda bulunur.

  • Ev hayatında, görünmez emeğin daha adil paylaşılmasına aracılık eder.

  • Sosyal hayatta ise, ilişkilerin sürdürülebilirliği için gerekli sınırların çizilmesine olanak tanır.

Öneri olarak, quiet quitting bireysel düzeyde uygulanabilecek bir tutum olmakla birlikte, kurumsal ve toplumsal düzeyde de desteklenmelidir. İş yerlerinde adil iş tanımları ve dengeli iş yükü dağılımı sağlanmalı, akademik kurumlarda performans baskısı azaltılmalı, ev içi emek toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız olarak yeniden dağıtılmalı ve sosyal ilişkilerde bireylerin sınırlarına saygı gösterilmelidir.

Sonuç olarak quiet quitting, bireylerin yaşamın farklı alanlarında “yeterince iyi” olma hakkını savunan, modern toplumda giderek daha görünür hale gelen bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu kavram, bireysel tükenmişliği önlemekle kalmaz, aynı zamanda daha sürdürülebilir bir yaşam biçimine de işaret etmektedir.

Ayşe Sena Keleş
Ayşe Sena Keleş
Ayşe Sena Keleş, Psikoloji lisans eğitimini tamamlamış ve bilişsel davranışçı terapi alanında uzmanlaşmıştır. Yazılarında anksiyete ve stres yönetimi, depresyon ve duygu durum bozuklukları, öz saygı ve öz güven gelişimi konularına odaklanmaktadır. Ayrıca, şu anda özel çocuklarla çalışmakta ve özel çocukların bilişsel ve sosyal gelişimini destekleyen yaklaşımlar üzerine yazılar da kaleme almaktadır. Yazılarında, psikolojiyi herkes için anlaşılır ve erişilebilir kılmayı hedefleyerek, bilimsel temellere dayanan pratik çözümler sunmayı amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar