Modern çağ, bireyleri karmaşıklık ve sadelik ikileminin ortasında konumlandıran bir dönem olarak nitelendirilmektedir. Bu çağda, bazı bireyler karmaşıklığı sadeleştirmeye çalışırken, diğerleri sadelikten karmaşık yapılar oluşturma eğilimi sergilemektedir. Çağın sunduğu en belirgin ancak aynı zamanda en karmaşık psikolojik sorunlardan biri, her şeyi kontrol altında tutma baskısı ve çabasıdır. Yaşamı aşırı düzeyde planlama, düzenleme ve geleceği zihinsel olarak denetleme gayreti, kontrol kaybı ihtimali belirdiğinde kaygı bozukluklarına neden olabilmektedir. Planlı ve düzenli olma hali bir seviyeye kadar rahatlatıcı olsa da, bu durumun patolojik seviyeye ulaşması ciddi psikolojik problemlere yol açabilmektedir.
Ruhsal iyi oluşun temelini an ve akış kavramları oluştururken, Albert Ellis, kontrolcülüğün kökeninin bilişsel süreçlerde başladığını öne sürmektedir. Ellis’e göre, bireylerin en temel bilişsel hatalarından biri, “her şey benim istediğim gibi gitmeli” şeklindeki irrasyonel inançtır. Dış dünyayı yönetme kapasiteleri sınırlı olduğu için, kişiler iç dünyalarında geliştirdikleri düşünceler aracılığıyla dış dünyaya müdahale edebilecekleri yanılsamasına kapılmaktadır. Bu kontrol ihtiyacı, aslında dış dünyayı yönetememe kaygısına karşı geliştirilmiş irrasyonel bir tepki olarak yorumlanmaktadır. Ellis, olayların kendisini değil, olaylara yüklediğimiz inançları sorgulamanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu bilişsel yapıyı açıklamak için A-B-C kişilik kuramı kullanılmaktadır.
A-B-C kuramında, A, bireyin kontrol edemediği bir durumu (Activating Event) temsil eder. B ise bu duruma karşı geliştirilen irrasyonel inancı (“Bu asla bu şekilde olmamalı!”) (Belief) ifade eder. C ise bu inançtan kaynaklanan duygusal ve davranışsal sonuçları (Consequence), yani kaygı, öfke, hayal kırıklığı ve özgüven problemlerini içerir. Olaylara karşı geliştirdiğimiz inançlar, zihnimizi ya sade ve akışta bir duruma ya da karmaşık bir labirente sürükleyebilmektedir. Kontrol edilemeyen bir durum karşısında, bireyin “bunu ben yapabilirim ve değiştirebilirim” şeklindeki tepkisi, olayın dışsal sadeliğine rağmen zihni karmaşıklaştırarak kaygı ve çeşitli duygudurumları tetikleyebilmektedir.
Modern bireyin “Her şeyi ben hallederim” düsturu, bir noktadan sonra yardım istememe ve nihayetinde tükenmişliğe yol açabilmektedir. Mükemmeliyetçilikle yakından ilişkili olan “Başarısız olursam her şey biter” gibi cümleler, kişinin sürekli tetikte kalmasına neden olmakta ve başarısızlığı hayatın sonu olarak etiketleyerek zihnen bir sona sürüklemektedir. İlişkisel bağlamda ise, karşısındaki kişiyi sürekli yönlendirme ve denetleme çabası, sevgi ve empatinin gelişimini engellemektedir. Bu sürekli kontrol çabası, hem kişisel düzeyde hem de toplumsal düzeyde kaygı salgınına zemin hazırlayabilmektedir.
Kontrol etme arzusunun ilk aşamada bilinçli olarak başlamasına rağmen, zamanla bu durum bireylerde bilinçdışı bir otomasyon haline gelebilmektedir. Zihin, kişinin isteği dışında kendini sürekli müdahale etme ve tetikte olma moduna sokmaktadır; sürekli tekrarlanan davranışlar otomatik düşüncelere dönüşebilmektedir. Ellis, bırakma psikolojisinin temelinde kabul etmenin yattığını belirtmekle birlikte, bu sürece ulaşmadan önce bilişsel farkındalık kazanmanın şart olduğunu vurgulamaktadır. Bilişsel müdahale, o an zihinden geçen “müdahale et” düşüncesine durarak, bireyin “bu düşünce gerçek mi, yoksa sadece benim alışkanlığım mı?” sorusunu yöneltmesiyle başlamalıdır.
Bu bilişsel sorgulama süreci, bireyin kendini kabul etmesine olanak tanır ve hata yapmanın insani, doğal ve olması gereken bir durum olduğunu içselleştirmesini sağlar. Kişinin kendini kabul etmesiyle birlikte, başkalarının da kendisinden farklı olmadığını ve onların da oldukları gibi kabul edilmesi gerektiğini anlaması gerekmektedir. Duygusal olgunluğun ilk adımı, Ellis’e göre, kontrol edemediğimiz durumları kabul etmekten geçmektedir. Nihai olarak ise, bireyin yaşamın kendisini kabul etmesi gerekmektedir. Ellis’e göre, belirsizliğin doğasını kabul etmek, kişilerin bıraktıklarında gerçekten yönetebildikleri tek şeyi, yani kendi düşünce-tepkilerini kazanmaya başlamalarını sağlamaktadır.
Kaynakça
Corey, G. (2015). Psikolojik Danışma, Psikoterapi Kuram ve Uygulamaları. (Çev. T. Ergene). Mentis Yayıncılık.
Kabadayı, F., & Güven, M. (2022). Akılcı duygusal davranış terapisine dayalı müdahale çalışmalarının incelenmesi: Sistematik bir derleme. TEBD, 20(2), 517-540. https://doi.org/10.37217/tebd.1052844
Özmen, A. (2019). “Kontrol İhtiyacı ve Psikolojik Esneklik Arasındaki İlişki.” Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 39(3), 251–270.



Takıntılı bir insan olarak gerçekten okuduğumu anladığım bir yazı olmuş hocam, tebrik ediyorum başarılarınızın devamını diliyorum..