Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kaygı Bozukluklarında Duygu Düzensizliği: Erken Dönem Tecrübeleri ve İlişkisel Örünüler

İnsanların kaygıyı deneyimleme şekilleri çoğunlukla sabit bir zorlanmaya karşılık gelemeyecek kadar karışıktır. Benzer olaylara bireyler farklı tepkiler verebilir. Herhangi bir durumda veya olayda bazı kişilerde yoğun kaygılar görülürken bazılarının duyguları daha dengeli bir şekilde olabilir. Özellikle kaygı bozukluğu tanısı bulunan bireyler, kaygıyı sadece bir tehdit değil, bir yandan da duygularla gelişen ilişkinin sebebi olarak görmektedirler. ‘‘Kaygım neden bu kadar yoğun?’’ ‘‘Neden sakinleşemiyorum?’’ veya da ‘‘Neden bu kaygıları kontrol edemiyorum? gibi sorular, genellikle bireyin duygu düzenleme becerisiyle ilişkili olmaktadır.

Psikoloji literatüründe, kaygı bozukluklarının, sadece bilişsel yönüyle değil, bir yandan duygu farkındalığı, duyguların anlamlandırılması ve düzenlenebilme süreçlerinde oluşan zorlukların da etkililiği dikkat çekmektedir (Gross, 1998). Duygu düzenleyebilme, kişinin duygusal tepkilerinin duruma uygun şekilde tanımlanmasını, sürdürülmesini veya değiştirme becerisini açıklamaktadır. Bu beceri gerektiği kadar gelişmediğinde, kaygı, yoğun ve kontrol edilemez bir tecrübeye neden olmaktadır.

Erken Dönem Tecrübeleri ve Duygu Düzenleme

Duygu düzenleme kapasitesi, doğum itibariyle gelen bir beceriden değil de erken dönemde kurulan ilişkilerle şekillenmekte olan bir süreci içerir. Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde bakım veren ile kurulmuş olan ilişkiler, çocuk için duygularını ne şekilde anlamlandırabileceğini ve duygularla nasıl baş edebileceğini öğreten temel bir gelişim dönemini yansıtmaktadır. Bakım veren kişinin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına yönelik tutumu tutarlı, sakinleştiren ve düzenleyen bir düzeyde olduğunda çocuğun duygularını tolere edebilmekle ilgili içsel bir deneyim geliştirilmesi mümkün olmaktadır (Fonagy vd., 2002).

Diğer taraftan duygusal anlamda ulaşılamayan, tutarsız, aşırı kaygılanan veya eleştiren bakım veren kişilerle büyümüş çocukların bu süreçlerinde düzensizlikler görülebilir. Böyle büyüyen çocuklar, yoğun ve aşırı duyguları tehlikeli olarak görür ve kontrol edemezler veya bu duyguları tek başlarına yaşamaları gerekiyormuşçasına bir tecrübe gibi yaşantılarında öğrenilebilir bir gelişim sürecine dönüştürebilirler. Zaman geçtikçe bu öğrenilebilir süreç, yetişkinlik dönemlerinde kaygı bozukluğunun temellerini oluşturan duygu düzenleme zorluklarına evrilebilmektedir (Mikulincer & Shaver, 2007).

Bağlanma Örüntüleri ve Kaygı

Bağlanma kuramı, kaygı bozukluklarının gelişimi için kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadır. Bowlby’ye (1969) göre bağlanma, kişinin kendine yönelik önemli bulduğu sembollerle kurmuş olduğu duygusal bağ ile açıklanmaktadır ve bu bağ, kişinin stres ile baş edebilme yöntemini oldukça yakından etkilemektedir. Güvenli bağlanma kurabilen kişiler, yoğun duyguları deneyimlediklerinde çevresel ilişkilerden faydalanırken; güvensiz bağlanma örüntüsü bulunan kişiler için bu süreç çok daha zorlayıcı olmaktadır.

Kaygılı bağlanma örüntüsü bulunan kişiler, duygusal uyarılmalara yönelik aşırı hassas olabilir ve en küçük belirsizlikte bile tehdit algısı oluşabilir. Böylece kaygı hızla yükselerek duygu regülasyonu (düzenleme) zorlaşır. Kaçıngan bağlanma örüntüsünde ise kişiler, yoğun duygular ile temas etmek istemez ve kaygıyı bastırmayı tercih eder; fakat duyguların bastırılması zaman içerisinde somatik semptomlara (belirtiler) veya aniden gelen kaygı ataklarıyla kendini gösterebilir (Cassidy & Shaver, 2016).

Kaygı Bozukluklarında Duygu Düzenleyememe

Kaygı bozukluğu bulunan kişilerde sıklıkla görülmekte olan duygu düzenleme zorlukları içerisinde; duyguları tanımlayamama, yoğun duygulardan kaçınma ve kaygıyı yatıştırabilmek amacıyla işlevsel olmayan baş etme yöntemlerinin gelişmesi bulunmaktadır (Aldao vd., 2010). Bu şekilde bastırma, kaçınma ve aşırı kontrollülük gibi baş etme yöntemleri kısa süreli rahatlamaya yardımcı olsa da kaygının uzun süreli devam etmesine de katkıda bulunmaktadır.

Bu anlamda kaygı, sadece “çok düşünme” ya da “olumsuz hikâye kurabilme” ile kısıtlı olmamaktadır; bir yandan da kişinin duygusal tecrübesine hayatında ne kadar yer açabildiğiyle de yakından ilişkili olmaktadır. Duygularımızın tehdit olarak görüldüğü ve algılandığı içsel dünyada, kaygı çoğunlukla güvenli korunma alarmıdır; fakat bu alarm sürekli aktif olduğunda psikolojik etki artmaktadır.

Sonuç ve Öneriler

Kaygı bozuklukları, sadece belirti kapsamında değerlendirildiğinde eksik olabilir. Duygu düzenleme zorluklarının ve erken dönemdeki ilişkisel tecrübelerin anlaşılıyor olması, kaygının temeline yönelik daha bütüncül bir çerçeve sunmaktadır. Kişinin kaygılandığı zamanlarda neler hissedebildiğini, bu duygulara ne şekilde tepki verebildiğini ve geçmiş dönemde bu duygularla nasıl baş edebilmek mecburiyetinde kalabildiğinin farkındalığına ulaşması, terapötik süreç için oldukça önemlidir.

Psikoterapi süreci içerisinde duygu farkındalığını arttırabilmeye dair çalışmalar, güvenli ilişki tecrübeleri ve duygularının beraber düzenlendiği bir perspektifte sunuluyor olması, kaygı semptomlarının azaltılmasında etkili olabilmektedir. Çünkü duygular ile kurulabilen ilişkide değişiklik oldukça, kaygının işlevselliği ve yoğunluk derecesi de dönüşmektedir.

Bazı kişiler bu süreci farkındalıkla ilerletip sürdürebilirken, uzun süreli devam etmekte olan kaygı örüntüleri için profesyonel destek alınması, duygusal yükü hafifleterek daha esnek ve sağlıklı bir biçimde baş etme becerilerinin gelişebilmesine katkıda bulunabilmektedir.

Kaynakça

Aldao, A., Nolen-Hoeksema, S., & Schweizer, S. (2010). Emotion-regulation strategies across psychopathology: A meta-analytic review. Clinical Psychology Review, 30(2), 217–237. Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books. Cassidy, J., & Shaver, P. R. (2016). Handbook of attachment: Theory, research, and clinical applications (3rd ed.). New York: Guilford Press. Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E. L., & Target, M. (2002). Affect regulation, mentalization, and the development of the self. New York: Other Press. Gross, J. J. (1998). The emerging field of emotion regulation: An integrative review. Review of General Psychology, 2(3), 271–299. Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. New York: Guilford Press.

Emine Ocakbeği
Emine Ocakbeği
Psikolog Emine Ocakbeği, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Lisans Programı’ndan mezun olmuş, Klinik Psikoloji alanındaki yüksek lisans eğitimine İstanbul Okan Üniversitesi’nde devam etmektedir. Eğitim süreci boyunca çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalıştığı çeşitli kurumlarda deneyimler edinmiş; her bireyin yaşam öyküsünün kendine özgü bir anlam taşıdığını gözlemlemiştir. Şu anda çocuk, ergen ve yetişkinlerle psikoterapi sürecini yürütmekte; duygu düzenleme, öz şefkat, ilişkisel farkındalık ve yaşam doyumu gibi alanlarda bireysel gelişimi destekleyen çalışmalar yapmaktadır. Emine Ocakbeği, her insanın içinde iyileşme ve yeniden başlama gücü olduğuna inanmaktadır. Terapi sürecini; bireyin kendini yeniden keşfettiği, duygularını anlamlandırdığı ve yaşamına daha sağlıklı bir denge kazandırdığı bir alan olarak görmektedir. Amacı, danışanlarının kendilerini daha derinlemesine tanımalarına, içsel kaynaklarıyla yeniden bağ kurmalarına ve yaşamlarında kalıcı bir dönüşüm yaratmalarına destek olmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar