Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsanlar Neden Aldatır? : Varoluşçu Bakış

İnsanlığın çok eskilerine indiğimizde, örneğin taş devrinde, aşk, sevgi, yardımlaşma gibi olgular kadar aldatma, kıskançlık gibi olguların da ortaya çıktığını görebiliriz. Romantik ilişkilerde aşk ve sadakat, insanlığın tarihi boyunca sorguladığı, anlamlandıramadığı konuların başında yer alır. Çeşitli disiplinler ve ekoller bu olguyu farklı perspektiflerden ele alırken, varoluşsal psikoloji insanın temel kaygılarını; sorumluluk, özgürlük, anlam arayışı, yaşam ve ölüm bilinci üzerinden ele alır. Bu ekole göre aldatmak, tek başına bireysel dürtülerden ya da toplumsal norm ihlalinden dolayı ele alınamaz. Biz “Aldatma” konusunun insanlığın biraz varoluşsal açmazlarını yansıtan derin bir konu olduğunu söyleyebiliriz.

Varoluşsal Psikolojinin Genel Çerçevesi

Varoluşçu psikolojinin en önemli temsilcilerinden biri olan Irvin D. Yalom, insanın yaşamının dört temel kaygı üzerine kurulu olduğunu belirtir. Bunlar ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamsızlıktır. Bu varoluşsal sancılar bireyin yaşamı boyunca yakasından düşmez; onun kararlarından ve ilişkilerinden beslenir. Aldatma olgusu işte tam burada devreye girer. Bu basit gibi gözükse de çetrefilli bir konu olan temel kaygılarımız yani varoluşsal sancılarımız, ortaya çıkan gerilimle beraber somut bir şeyler bırakır. Bunlardan birisi de “aldatmak”.

Özgürlük ve sorumluluk arasındaki bu gerilim, bireyin sadakat ile sınanmasıyla nasıl başa çıktığının neticesidir. İlişkide kısıtlanmış gibi hissetmek, ölümün bilinci ile anda kalmanın zorlaşması ve yoğun hazlar yaşama isteğinin tetiklenmesi de bu karmaşık durumun bir parçasıdır. Aldatmak, insanın kendi sınırlarının kendisiyle yüzleşmesinin dışarıya yansıma biçimidir.

Anlam Arayışı ve Aldatmak

Viktor Frankl’ın logoterapi yaklaşımında en öncelikli unsur, insanın temel güdüsü haz değil anlam arayışıdır. Bazen ilişkilerde, özellikle uzun ilişkilerde, haz duygusunu kaybederiz. Bu durum bizi yeni bir ilişki ya da yasak aşk olgularına itebilir. Ortada bir kayıp vardır ve bu kaybı telafi edebileceğini düşünen bireyler, bunu bir eyleme vurarak somutlaştırırlar.

Hayatın anlamını sorgulayan, “Ben kimim?”, “Yaşamın ya da yaşamamın anlamı nedir?” gibi sorulara henüz cevap bulamamış kişi, geçici bir cevap olarak aldatma, zarar verici davranışlar ya da etken maddeler kullanarak bu anlamlandırma sürecine susturucu unsur olarak “aldatma” eylemini seçebilir. Tabi aldatmanın en büyük nedeni, monotonlaşan günümüz dünyasında ilişki düzenini sürdürmekte zorlanan insanın kendisini değersiz hissetmesi ve bununla nasıl başa çıkacağını bilememesidir.

“Yaşamdaki anlam kaybının ilişkideki haz kaybıyla yakından ilişkisi vardır.” diyebiliriz. Bu ilişki ile yüzleşmek ve sorunları çözmek yerine, dışarda kendisine iyi gelen bir başkasına yönelerek aslında sorunlarından kaçtığını düşünür. İşin sonunda —kısa bir süre sonra— aradığını bulamayacak olan birey, asıl en büyük çıkmaza o an girmiş olur. Üstünü kapattığımız her şeyin bize dönüşü çok daha çetin olacaktır. Vicdan ve umduğunu bulamama unsurları devreye girince, bireyin özel hayatı tepetaklak olur. Yerini doldurduğu şeyin geçici olduğunu, asıl meselenin bir romantik eşlikçi değil, kendi iç dünyasında kurduğu ilişki ile ilgili olduğunu bilmemektedir.

Ölüm Bilinci ve Farkındalık

İnsan, kendi ölümlü olduğunun farkında olduğunda ortaya iki farklı tepki çıkar: Yaşamı daha derin ve anlamlı kılma çabası ya da ölüm kaygısını bastırmaya yönelik kaçış davranışları. Aldatma ise ikinci tepkinin görünür yanlarından biridir. Bazıları ölümün kaçınılmazlığını düşündüklerinde, “Zamanı boşa harcamama” ve “Daha fazla deneyim yaşama” dürtüleriyle hareket eder. Bu bağlamda sadakat ilişkileri kısıtlayıcı bir engel olarak algılanabilir. Bu da aldatmayı, yani kısa vadeli hazları uzun vadeli sorumlulukların önüne koymayı tetikler.

Özgürlük-Sorumluluk Çatışması

Seçimlerimizden ibaretiz. Özgürlük, seçimlerin sorumluluğunu da beraberinde getirir. Sadakat, kişinin kendi özgürlüğünü kısıtlaması gibi hissettirebilir. Aldatma da özgürlüğün yeniden kazanılma çabasıdır. Başarısız bir çaba da diyebiliriz.

Gerçek özgürlük, sorumlulukla birlikte kabullenildiğinde anlam kazanır. Sorumluluğu reddettiğinizde elde edilen özgürlük ise bir illüzyondan ibarettir. Aldatmak kişiyi özgürleştirmenin yerine, derin bir suçluluk ve kendine yabancılaşma duygusuna sürükler.

Varoluşsal Suçluluk

Aldatan birey, kendi özgünlüğüne ihanet ederek suçluluk hissetmeye başlar. Bu suçluluk bireyi kendisiyle yüzleşmeye davet eder. Yalom, varoluşsal suçluluğun dönüştürücü gücüne değinir çünkü bu his kişiyi daha otantik yaşamaya yönlendirebilir. Birçok kişi bu inkâr mekanizmalarıyla yaşamaya devam eder. Aldatmanın çoğu zaman bilinçdışı varoluşsal tepkiler olduğunu unutmamak gerekir.

Yalnızlık, Otomatik Kaçış ve Sonuç

Aldatmayı sadece “ahlaki zayıflık” ya da “sadakatsizlik” olarak değerlendirmek indirgemeci olur. Terapi bağlamında aldatma, bireyin kendi varoluşsal açmazlarını keşfetmesini ve daha sorumlu seçimler yapabilmesini sağlayan bir fırsattır.

Terapist, sizi yargılayan noktada değil, sizi anlayan ve dinleyen; kararlarınızda ve yolculuğunuzda size eşlik eden bir uzman rolündedir. Danışan ve terapist birlikte yol alır ve iç dünyaya yolculuk yaparak sorunları keşfederler. Sorunların ve zorlantıların çözümlenmesi için varoluşu da ele alarak seans gerçekleştirirler. Bu, danışanın anlaşılmazlık olgusunu kırar. Kendini terapötik ilişki içerisinde yeniden bulur ve hayatını özgürlük ve sorumluluk dengesinde yeniden inşa eder.

Varoluşsal yalnızlık denince hepimiz biraz yalnızız. Romantik ilişki de bundan biraz kaçıştır. Yalnızlık, gizlilik, suçluluk ve yabancılaşma… Koca koca binaların arasında büyük kalabalıklarda yaşıyoruz. Bir düzende, normlar topluluğunda cinsiyet rollerimizi, görevlerimizi, belki seçimlerimizi bile tam anlamıyla seçemiyoruz. İnsan olmak biraz böyledir.

Bu küçücük evrende büyük insanlar olduğumuzu düşünerek yanlışlar, hatalar yapmaktan çekinmeyiz. Elbette, doğasında yanlış yapmak olan insanlardan hiç hata yapmamasını beklemek absürt olurdu. Lakin kendi dünyamızın inşasından biz sorumluyuz ama bu bize başkalarının hayat yolculuğunu sarsma hakkı vermez. Bir karar alırken, bir başkasını bu yolculuğa katarken ve bir eylem gerçekleştirirken, küçük insanlar olarak büyük bir toplulukta yaşadığımızı düşünerek ve kendi özgürlüğümüzün bir başkasının özgürlüğünü ihlal etmediğinden emin olarak ilerlememiz en sağlıklısıdır.

Romantik ilişkilerde ayrılmak veya boşanmak gibi hasarsız tercih yolları varken, bizi çıkmaza sokacak bir üçgenin içinde boğulmak bir savaşta mağlubiyet almakla aynı şeydir. Sonunda kazananın olmayacağı hiçbir savaş, savaşmaya değmez. Herkesin sevgi dolu olduğu ve kendi parlamasının sönmediği bir dünyaya uyanmak üzere…

Kaynakça

Frankl, V. E. (1963). Man’s Search for Meaning. New York: Washington Square Press.

May, R. (1958). Existence: A New Dimension in Psychiatry and Psychology. New York: Basic Books.

Yalom, I. D. (1980). Existential Psychotherapy. New York: Basic Books.

Yalom, I. D. (2001). The Gift of Therapy: An Open Letter to a New Generation of Therapists and Their Patients. New York: HarperCollins.

Şevval Atalay
Şevval Atalay
Şevval Atalay, 21 Ocak 2001’de İstanbul’da doğmuş ve halen İstanbul’da yaşamaktadır. Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünü tamamlamıştır. Ancak edebiyat ve psikoloji alanlarına duyduğu ilgi doğrultusunda eğitim hayatına yön vermiştir. Şu anda İstanbul Medipol Üniversitesi'nde 4. sınıf öğrencisi olarak öğrenimine devam eden Atalay, aynı zamanda aile danışmanlığı eğitimi almış ve çeşitli alanlarda sertifikalar edinmiştir. Farklı kliniklerde staj yapma fırsatı bularak pratik deneyim kazanmış; YEDAM/Yeşilay’da zorunlu stajına aktif şekilde devam etmektedir. Psikopol ve Gipder gibi platformlarda uzun süre psikoloji içerikli yazılar kaleme alan yazar, özellikle varoluşçuluk temalı konularla yakından ilgilenmektedir. Farklı alanlarda üretmeyi sevse de, insanların yaşamına yazılarıyla dokunmaktan büyük bir mutluluk duymaktadır. Aynı zamanda aktif bir sivil toplum gönüllüsü olan Şevval Atalay, film tutkunu kimliğiyle sinemaya ilgi duymakta; evcil hayvanlarıyla vakit geçirmeyi ve seyahat etmeyi de çok sevmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar