Pazar, Ocak 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İkarus’un Düşüşü: Aynalanmamış Bir Kendiliğin Hikâyesi

Mitler çoğu zaman ahlaki dersler veren, “doğru” ve “yanlış” davranışları semboller üzerinden öğreten anlatılar gibi okunur. İkarus miti de bu kaderi paylaşır: sınırlarını bilmeyen bir genç, otoriteyi dinlemez, haddini aşar ve bedelini öder. Bu okuma güvenlidir, düzenlidir ve rahatlatıcıdır. Çünkü hatayı bireyin “fazlalığında” konumlandırır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında bu anlatı yüzeyde kalır. Asıl soru şudur: İkarus neden bu kadar yükselmek zorundaydı?

Haddini Bilmeyen Çocuktan Trajik Bir Kendiliğe

İkarus’un hikayesi çoğu zaman “haddini bilmeyen çocuk” olarak anlatılır. Fazla yükselir, uyarıları dinlemez ve düşer. Basit, öğretici ve biraz da ahlakçı. Bu okuma, düzeni koruyan klasik bir masal mantığına yaslanır: sınırı aşanın cezalandırıldığı, itaatin güvenli liman olarak sunulduğu bir anlatı. Böylece hikâye, bireysel bir hataya indirgenir ve sorumluluk bütünüyle İkarus’un “fazlalığında” konumlandırılır. Oysa bu anlatım, mitin asıl meselesini ıskalar. Çünkü mesele yalnızca sınırı aşmak değil, neden sınırın bu kadar katlanılmaz hâle geldiğidir. Psikolojik açıdan bakıldığında İkarus’un trajedisi kibirden çok, tutulamamış bir kendilikle ilgilidir. Burada düşüş, ahlaki bir dersin sonucu değil; yeterince düzenlenememiş, görülmemiş ve ilişkisel olarak taşınamamış bir kendiliğin kaçınılmaz kırılma noktasıdır. İkarus’un uçuşu bir meydan okuma değil, var olabilmek için verilen son ve umutsuz bir çabadır.

Kohut ve Aynalama Eksikliği

Kohut’un Kendilik Psikolojisi, bireyin kendilik duygusunun ilişkiler içinde şekillendiğini söyler. Çocuk, ebeveyni tarafından yeterince aynalandığında; yani görüldüğünde, heyecanı paylaşıldığında ve duyguları düzenlendiğinde, sağlam bir benlik geliştirir. Bu aynalama eksik kaldıığında ise birey, kırılgan kendiliğini ayakta tutmak için grandiyöz fantezilere tutunur.

Bu noktada grandiyözlük, basit bir “kendini beğenmişlik” değil; psikolojik bir telafi mekanizmasıdır. Kişi kendini büyük hissetmek zorundadır, çünkü küçük hissetmeye dayanamaz. İçeride regüle edilemeyen boşluk, dışarıda büyüklükle kapatılmaya çalışılır. İkarus’un uçma arzusu da tam olarak bu zeminde anlam kazanır.

İkarus’un kanatları tam olarak budur. Sadece kaçış aracı değil; eksik, güvensiz ve bağımlı bir kendiliği aşma girişimi. Yerde kalmak onun için sıradanlık, sınırlılık ve yetersizlikle eşdeğerdir. Uçmak ise tamlık hissine yaklaşmanın tek yoludur.

Burada “yerde kalmak” fiziksel bir durumdan çok psikolojik bir konumu temsil eder. Yerde olmak; sınırlı, bağımlı ve başkasına muhtaç olmaktır. Oysa aynalanmamış bir kendilik için bu kabul edilemez. Bu nedenle yükselmek, sadece arzu edilen bir hedef değil; varoluşsal bir zorunluluk hâline gelir.

Daedalus: Empatik Olmayan Bir Kendilik Nesnesi

Daedalus, mitin akılcı ve uyarıcı figürü olarak görünür. Teknik bilgi verir, sınır çizer, tehlikeyi anlatır. Ancak duygusal olarak orada değildir. İkarus’un coşkusunu, taşan enerjisini ve sınırsızlık arzusunu düzenleyecek bir ilişkisel temas sunmaz. Bu nedenle sınırlar, İkarus için içselleştirilmiş yapılar hâline gelmez; sadece aşılması gereken engeller olarak kalır.

Kohut’un perspektiften bakıldığında Daedalus, işlevsel ama empatik olmayan bir kendilik nesnesi gibidir. “Ne yapman gerektiğini” söyler ama “neden böyle hissettiğini” merak etmez. Bu durumda sınırlar güvenli bir çerçeve oluşturmaz; tam tersine, meydan okunacak bir otoriteye dönüşür. İkarus’un sınırı ihlal etmesi, başkaldırıdan çok, düzenlenemeyen bir içsel taşkınlığın sonucudur.

Güneşe Yükseliş ve Narsisistik Çöküş

Güneşe doğru yükseliş, bilinçli bir meydan okumadan çok, grandiyöz benliğin kontrolsüzce genişlemesidir. Burada amaç risk almak değil, kusursuzluk hissine ulaşmaktır. Ancak aynalanmamış grandiyözlük sürdürülemez. Güneşin kanatları eritmesi, narsisistik yapının kaçınılmaz çöküşünü simgeler.

Bu çöküş ani ve serttir. Çünkü yapı zaten kırılgandır; sadece parıltılıdır. Klinik pratikte de benzer bir dinamik görülür: uzun süre “çok iyi” giden bir süreç, küçük bir hayal kırıklığıyla tamamen dağılabilir. Bunun nedeni dayanıklılığın değil, telafinin devrede olmasıdır.

Düşüş bir ceza değildir; bir narsisistik çöküştür. Ardından utanç gelir. Değersizlik hissi, boşluk ve dağılma duygusu eşlik eder. Klinik pratikte de benzer örüntüler görülür: dışarıdan son derece özgüvenli, iddialı ve sınır tanımaz görünen bireyler, küçük bir hayal kırıklığında yoğun bir kırılganlıkla yüzleşir.

Sessiz ve Yalnız Bir Düşüş

Utanç burada merkezi bir duygudur. Çünkü utanç, aynalanmamış kendiliğin temel yansımasıdır. “Yanlış yaptım” hissinden çok, “ben yanlışım” hissi ortaya çıkar. İkarus’un düşüşü de bu nedenle sessiz ve yalnızdır; onu tutacak, düzenleyecek ya da anlamlandıracak bir ilişkisel figür yoktur.

Bu açıdan bakıldığında İkarus’un hikâyesi, aşırı hırsın değil; yeterince düzenlenmemiş bir kendiliğin hikâyesidir. İkarus çok yükseldiği için değil, yere basmayı öğreneceği bir ilişkisel zemini hiç kuramadığı için düşer.

Ve belki de mitin en trajik yanı tam olarak budur: İkarus’un sorunu uçmak değil. Uçmayı gayet iyi biliyor. Ancak etrafında inişi birlikte öğrenebileceği kimse yoktur. Sert bir iniş kaçınılmazdır.

İpek Altan
İpek Altan
İpek Altan, 2022 yılında ODTÜ Koleji’nden mezun olduktan sonra TED Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimine başlamıştır. Klinik psikoloji, adli psikoloji ve travma psikolojisi alanlarına ilgi duyan Altan, hem üniversite topluluğundaki etkinliklerde görev alarak hem de çeşitli kurumların düzenlediği çevrimiçi eğitim ve seminerlere katılarak akademik gelişimine katkı sağlamaktadır. Ruhsal süreçler, suç davranışlarının psikolojik temelleri ve travmatik yaşantıların etkileri üzerine yoğunlaşan Altan, psikolojiyi disiplinler arası bir bakış açısıyla ele alarak toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar