Toplumsal hayatta sıkça duyduğumuz bir cümle vardır: “Herkesle iyi geçiniyor.” Bu ifade çoğu zaman olumlu bir özellik olarak görülür. Anlayışlı olmak, uyum sağlamak, kırıcı olmamak… Bunların hepsi insan ilişkilerinde kıymetlidir. Ancak bazı durumlarda bu özelliklerin ardında, fark edilmeden gözden kaçan başka bir nokta vardır: kişinin kendi iç dünyasıyla kurduğu temas.
Güven duygusu, yalnızca dışarıdan görünen davranışlardan değil; kişinin içinden geçenlerle dışarıya yansıttıkları arasındaki tutarlılıktan beslenir. Herkesle iyi geçinen bazı insanlar, bu tutarlılık zayıfladığında samimi değilmiş gibi algılanabilir.
Uyum Nerede Biter, Temas Nerede Başlar?
Hayatın içinden bir durumu düşünelim: Bir arkadaşınızın bir başkasına karşı incitici ya da adil olmayan bir davranışta bulunduğunu fark ediyorsunuz. İçinizde şu düşünce beliriyor: “Bu bana doğru gelmiyor.” Ancak bunu dile getirmek yerine içinizde tutmayı seçiyorsunuz. Çünkü ilişkinin zarar görmesinden, karşı tarafın kırılmasından ya da bağın zedelenmesinden çekiniyorsunuz.
Bu noktada iki farklı ilişki biçimi ortaya çıkar. Uyum, ilişkideki huzuru korumak adına gerçeği geri çekmektir. Temas ise, kişinin kendi düşünce ve duygularını ilişki içinde görünür kılabilmesidir. Temas kurabilen biri şunu söyleyebilir: “Bunu söylerken seni incitmek istemiyorum ama içimde bunun doğru olmadığına dair bir his var.”
Herkesle iyi geçinen kişiler çoğu zaman bu teması ertelemeyi seçer. İlişki devam eder; ancak kişinin kendi değerleri ve bakış açısı ilişkide yeterince yer bulamaz.
Neden Susmayı Seçiyoruz?
Birçok kişi için uyumlu olmak, erken dönemlerden itibaren öğrenilmiş bir ilişki biçimidir. Anlaşılan, sakin kalan, idare eden, ortamı bozmayan taraf olmak; kişinin ilişkilerde kabul görmesini sağlamış olabilir.
Bu öğrenme yetişkinlikte de sürer. Kişi bir ilişkide rahatsızlık hissettiğinde bunu dile getirmek yerine susmayı seçer. Yanlış gördüğü bir davranış karşısında sessiz kalır. Çünkü çoğu zaman içten içe şu düşünce vardır: “Eğer konuşursam ilişki zarar görebilir.”
Ancak bu sessizlik, zamanla ilişkilerde görünmez bir mesafe yaratır. Karşı taraf bunu açıkça tanımlayamasa da, bir şeylerin eksik olduğunu hisseder.
Güven Aslında Nerede Kurulur?
Güven, her durumda onaylanmaktan değil; gerektiğinde dürüstçe konuşabilme ihtimalinden doğar. Samimi ilişkilerde insanlar yalnızca desteklenmez, aynı zamanda yanlış yaptıklarında da görülür.
Herkesle iyi geçinen kişiler, bu alanı açamadıklarında ilişkiler yüzeyde kalır. Çünkü güven, çatışmanın hiç yaşanmamasından değil; çatışma ihtimaline rağmen ilişkinin sürdürülebileceğine dair bir histen beslenir.
Bu Noktada ne Oluyor?
Bu noktada kişiler genellikle şunu fark eder: Zor olan başkalarını kırmak değil; kendi düşünce ve duygularını ifade edebilmektir. Dürüst olmak, karşı tarafın verebileceği tepkiyi göze almayı gerektirir.
Kişi kendi iç dünyasıyla daha temas hâlinde oldukça, ilişkilerinde de daha sahici bir duruş sergiler. Bu, herkesle iyi geçinmekten vazgeçmek anlamına gelmez; ancak daha az ama daha derin bağların kurulmasına alan açar.
Son Bir Düşünce
Herkesle iyi geçinmek çoğu zaman iyi niyetli bir çabadır. Ancak ilişkilerde güven ve samimiyet, kişinin kendini geri çekmeden var olabildiği yerde gelişir.
Bazen ilişkiyi koruyan şey susmak değil; doğru yerde, doğru tonda dürüst kalabilmektir. Dürüstlük, bir ilişkide kendini saklamadan var olabilmeye cesaret edebildiğin noktada başlar.


