Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gücün Karanlık Yüzü: Stanford Hapishane Deneyi ve Milgram İtaat Deneyi Üzerine Psikolojik Bir Analiz

Psikolojik bir perspektiften baktığımızda güç kavramı bir bireyin veya grubun, başkalarının davranışlarını, düşüncelerini veya duygularını kendi amaçları doğrultusunda değiştirme kapasitesi olarak tanımlanır. İnsan davranışı yalnızca bireysel kişilik özellikleriyle değil, aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu sosyal çevre ve üstlendiği rollerle de şekillenmektedir. Tarihsel süreçte sosyal psikoloji alanında yapılan araştırmalar sıradan bireylerin onlara güç ithaf edildiğinde kendi kişilik özelliklerinden ve davranışlarından oldukça uzaklaştığını birtakım deneylerle bizlere ispatlamıştır. Ve buradan hareketle şu sorular ortaya çıkmıştır: İnsanın içindeki iyi ve kötü taraf kişisel bir tercih olmaktan ziyade bulunduğumuz konumla mı ilgilidir? Herhangi bir insanın eline tüm güçler verildiğinde yapabildiğinin sınırları nelerdir? Bu sorulara psikoloji tarihinde çokça tartışılan ve ses getiren Stanford Hapishane Deneyi ve Stanley Milgram’ın İtaat Deneyi üzerinden cevap bulacağız.

Stanford Hapishane Deneyi

Stanford Hapishane Deneyi 1971 yılında Philip Zimbardo isimli bir sosyal psikolog, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenleme kararı aldı ve Stanford Üniversitesi’nin Psikoloji Departmanı’nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24 kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. Fakat Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 15 dolar (2022 parasıyla 110 dolar) alacakları bildirildi. Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle başvurmamalarını tembihledi.

Zimbardo, sonradan yayınlanan görüntülerde, deney öncesinde gardiyanları eğitirken şunları söylüyordu: “Mahkumlar üzerinde can sıkıntısı hissi yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku yaratabilirsiniz ve onların hayatlarını tamamen rastgele güçler tarafından, sistem tarafından, sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve kesinlikle özel hayatları olmayacak. Onların bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alacağız. Genellikle bunun sonucunda, kendilerini güçsüz hissederler, bunu bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm güce sahip olacağız, onlarsa hiçbir güce…”

Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve tamamen gerçek bir hapishane ortamı yaratılmaya çalışıldı. Göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler verildi. Mahkumlaraysa, tıpkı gerçekte olduğu gibi, oldukça rahatsız edici bir mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. Gardiyanlara, mahkumları onlara atanmış ve mahkum kıyafetlerine işlenmiş numaralar ile çağırmaları tembihlendi. Böylece tamamen gerçek bir hapishane ortamı yaratıldı.

Sıradan ve normal sayılacak birçok insan sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal yataklarda uyumaya zorladılar. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat içerisinde, 8612 numaralı “mahkum”, Zimbardo’nun tanımıyla “çılgın” tavırlar sergilemeye başladı. Deneyin başlamasından sonra sadece 6 gün geçmesine ve deneyin içeriği tamamen rol yapmaya dayanıyor olmasına rağmen, sosyal ilişkilerin gerçekliğinden ötürü mahkumlar ile gardiyanlar arasındaki ilişki o kadar sadist ve vahşi bir hale gelmişti ki, Zimbardo beklediği süreyi tamamlayamadan deneyini sona erdirmek zorunda kaldı.

Gücün Dönüştürücü Etkisi ve Süperego

Stanford Hapishane deneyinde oldukça dikkat çekici unsurlara rastlıyoruz iki tane kimlik var; mahkum ve gardiyan. Kişiler bu rollere sokuluyor başlangıçta her şey normalken daha sonrasında gardiyan rolüne girmiş kişiler ellerindeki gücü farkında olarak mahkumlar üzerinde güç kurmaya başlıyorlar. Güç, burada sadece bir hükmetme aracı değil, aynı zamanda bireyin gerçekliğini yeniden inşa eden bir dönüştürücüdür. Kişiler ben söyleneni yapıyorum dese de esas olan aslında onlara verilen güçten zevk almaları. Şimdi yukarıdaki sorumuza bakalım; insanın içindeki iyi ve kötü taraf kişisel bir tercih olmaktan ziyade bulunduğumuz konumla mı ilgilidir? bu soruyu Freud’un süperego kavramından yola çıkarak cevaplayalım; normal şartlarda Süperego, bireyin vahşi dürtülerini toplumsal kurallar ve ahlak yoluyla baskılar. Ancak Stanford’da gardiyanlara verilen “mutlak otorite” ve “anonimlik” (güneş gözlükleri, üniforma), Süperego’nun işlevini yitirmesine neden olmuştur. Birey artık “kendisi” değil, “sistem” olduğu için kişisel ahlaki sorumluluk ortadan kalkar. Yani birey bana bu hak verildi istediğimi yapabilirim düşüncesiyle hareket eder. İşin ucunda bir ödül olmasıda kişileri güç kullanmaya itebilir.

Milgram İtaat Deneyi

Milgram İtaat Deneyine bakacak olursak deneyde, katılımcılar gazete ilanı ile bulundular. Katılımcılarda herhangi bir özellik aranmadı, 20-50 yaş arasından sıradan insanlardı. Sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. Katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söylendi ve deney tamamlandıktan ancak belli bir süre sonra asıl amaç açıklandı. Deney başlamadan önce, diğer bir katılımcının da var olduğu, aralarında kura ile bir ‘öğretmen’ ve bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. Seçim kura ile yapılacak, kura da ‘öğrenci’ ve ‘öğretmen’ yazan iki kağıdın katılımcıların seçimi ile yapılacaktı. Ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. Dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünde olması kaçınılmazdı.

‘Öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. Deneyin asıl amacında otorite figürünü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. Deney başlamadan önce katılımcıya, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı. Deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol etti, her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguladı. Gerçekte ise şok uygulanmıyordu. İşbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuldu:

  1. Lütfen devam edin.

  2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.

Milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. Hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.

Otorite ve Mesafe İlişkisi

Milgram’ın İtaat Deneyi’nde güç unsuru Stanford Hapishane Deneyi’ndekinden oldukça farkıdır burada güç, bireyin üzerindeki karar verme yükünü alır. Buradaki deney sorumlusu bir güçtür ve katılımcılar onun bir aracıdır. Deneyde güç, mesafe ile korunur. Deney sorumlusu (Güç) katılımcının hemen arkasındadır, ancak kurban (Zayıf taraf) başka bir odadadır. Güç, mağdurla araya mesafe koyduğunda (duvarlar, camlar, teknolojik düğmeler), uygulanan şiddetin ağırlığı azalır. Bu deneyin vurucu noktası insan belirli koşullar ve güç dengesi altında acımasızca olan birçok şeyi yapabilir.

Sonuç olarak bu iki önemli deneyde de verilen roller, çevre, koşullar insanı değiştiren ve dönüştüren önemli etkenler. Kişi belirli koşullar altında gücü elinde bulundurduğunda ya da başka bir gücün etkisi altında kaldığında kendisine ait olmayan çok farklı bir kişiliğe bürünebilir. Güç ve otorite insanı değiştirip dönüştüren bir araçtır.

Kaynakça

Kim Psikoloji. (2024, 15 Şubat). Milgram Deneyi Nedir. https://www.kimpsikoloji.com/milgram-deneyi-nedir/ Bakırcı, Ç. M. (2013, 29 Ocak). Stanford Hapishane Deneyi: Güç, İnsanların Gözünü Nasıl Döndürüyor?. Evrim Ağacı. https://evrimagaci.org/stanford-hapishane-deneyi-guc-insanlarin-gozunu-nasil-donduruyor-944

Duygu Kuru
Duygu Kuru
İstanbul Okan Üniversitesinde psikoloji lisans eğitimime devam ediyorum. Rehber Klinik’te EMDR, bilişsel davranışçı terapi, sanat terapisi ve spor psikolojisi alanlarında eğitim ve süpervizyon aldım. Fun & More’da oyun ablası olarak çalışıyor, gelişim psikolojisi dersi doğrultusunda gözlem ve yönlendirmelerde bulunuyorum. EMDR, şema terapi, bağlanma stilleri ve klinik psikolojiye özel ilgi duyuyorum. Yazılarımda bilimsel temelli, sade ve farkındalık odaklı bir yaklaşımı benimsiyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar