Hiç kendinizi bir duygu selinin içinde bulduğunuz hâlde bunu ifade edemediğiniz ya da tam tersine, birinin duygularını neden bu kadar yoğun yaşayıp dile dökemediğini merak ettiğiniz oldu mu? Duygu ifadesi, çoğu zaman bireysel gibi görünse de aslında erken dönem ilişkilerimizin ve çocuklukta kurduğumuz bağların izlerini taşır. Peki, çocuklukta kurulan bağların, yetişkinlikteki ilişki kurma ve duygularımızı nasıl ifade ettiğimizle ne ilgisi olabilir?
Duygular, hayatımızın her alanına yayılan hem tanıdık hem de karmaşık yaşantılardır. Bireyin iç dünyası ile fiziksel ve sosyal çevresi arasındaki etkileşimle şekillenen duygular; düşünceler, davranışlar ve fizyolojik tepkilerle iç içedir. Duygular yalnızca hissedilen değil, aynı zamanda ifade edilen yaşantılardır. Duygu ifadesi, kişinin içsel dünyasını sözel ya da sözel olmayan yollarla dışa vurma biçimidir. Mimikler, ses tonu, beden dili, hatta suskunluk bile bu ifadenin bir parçası olabilir. Ancak herkes duygularını aynı kolaylıkla ifade edemez. Kimileri duygularını açıkça dile getirirken, kimileri için bunu yapmak oldukça zorlayıcı olabilir. Bu farklar yalnızca mizaca değil, çocukluk deneyimleri ve erken dönemde kurulan ilişkisel deneyimlere de dayanır.
Bağlanma Kuramı ve Bağlanma Biçimleri
Psikoloji literatüründe bu ilişkisel deneyimlerin temelini “bağlanma” kavramı oluşturur. Bağlanma kuramı, nesne ilişkileri kuramından etkilenmiş ve Mary Ainsworth’un çalışmalarıyla önemli bir gelişme göstermiştir. Ainsworth ve meslektaşları, anne-çocuk etkileşimlerini inceleyerek üç temel bağlanma biçimi tanımlamışlardır:
1. Güvenli Bağlanma:
Bu bağlanma stilinde, bakım veren kişi çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarlı ve istikrarlıdır. Çocuk, annesi yanında olmadığında bile ona ulaşabileceğini bilir. Bu güven ortamında büyüyen çocuklar, genellikle kendine güvenirler. Yetişkinlikte ise; başkalarına yaklaşmakta, güvenmekte ve romantik ilişki kurmada zorluk çekmemektedirler.
2. Kaygılı-Kararsız Bağlanma:
Bu tarzda bakım veren kişi tutarsızdır; bazen ilgili, bazen ilgisiz davranır. Bu belirsizlik, çocuğun bakım verene karşı sürekli teyakkuz hâlinde olmasına neden olur. Çocuk, ayrılık durumlarında yoğun kaygı yaşar ve sakinleşmekte zorlanır. İlerleyen yaşlarda bu bireyler; eşlerinin sevgilerinden emin olamadıkları için aşırı talepte bulunma ve baskı olma eğilimindedirler. Aşırı ilgi beklentileri ise romantik eş adaylarını kaçırabilmektedir.
3. Kaçıngan Bağlanma:
Kaçıngan bağlanma stilinde bakım veren, çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı mesafelidir. Çocuk, bu ilgisizliğe uyum sağlamak adına duygusal ihtiyaçlarını bastırır. Yetişkin olan bu çocuklar; duygularını ifade etmekten kaçınan, yakın ilişkilerde mesafe koyan, kendilerine sevildiği söylenince şüphelenen bireyler olmaktadırlar.
Bu bağlanma stilleri, yalnızca çocukluk dönemini değil, yetişkinlikteki ilişkilerimizi de şekillendirdiğini görüyoruz.
Bağlanma ve Duygu İfadesi Arasındaki Köprü
Yetişkinlikte duyguları nasıl deneyimlediğimiz ve ifade ettiğimiz, erken dönem bağlanma örüntülerimizin devamı niteliğindedir. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, duygularını fark etme, düzenleme ve paylaşma konusunda daha rahattır. Kendi duygularının farkında oldukları gibi, başkalarının duygularını da anlayabilir ve sağlıklı ilişkiler kurabilirler.
Buna karşılık, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, duygularını yoğun yaşasalar da bu duyguları sağlıklı bir biçimde ifade etmekte zorlanabilirler. Sıklıkla reddedilme korkusu taşır ve karşılarındaki kişiden onay alma ihtiyacı duyarlar. Duygu ifadeleri zaman zaman abartılı, hatta kontrolsüz olabilir.
Kaçıngan bağlanmaya sahip bireyler ise duygusal yakınlıktan kaçınma eğilimindedir. Kendi duygularına mesafe koyarlar ve başkalarına da bu duyguları ifade etmekte zorlanırlar. Bu durum, dışarıdan duygusuz ya da ilgisiz gibi görünmelerine neden olabilir, oysa içsel olarak da bastırılmış bir duygusal deneyim yaşarlar.
Peki Ya Bağlanma Stilimiz Değişebilir Mi?
Bağlanma biçimleri, erken yaşlarda şekillense de değişmez yapılar değildir. Öz farkındalık, sağlıklı ilişkiler ve psikoterapi süreci, bireyin hem bağlanma biçimini hem de duygularla kurduğu ilişkiyi yeniden düzenlemesine yardımcı olabilir. Güvenli bir bağlanma ilişkisi yaşamak, zamanla kişinin duygularını daha rahat ifade etmesini ve başkalarının duygularına daha açık hale gelmesini sağlayabilir.
Duyguları bastırmak ya da yoğun biçimde yaşayıp ifade edememek zorlayıcı olabilir; ancak bu zorlanmalar kişisel bir eksiklik değil, geçmiş çocukluk deneyimlerinin bir izidir. Bu izlerin farkına varmak ve onlarla çalışmak, duygularla daha sağlıklı bir bağ kurmanın ilk adımıdır. Unutmayalım ki görünmeyeni söylemek cesaret ister ama bu cesaret, ilişkilerimizde gerçek bağları kurmanın da kapısını aralar.
Kaynakça:
Burger, J. M. (2006). Kişilik: Kaknüs Yayınları. Basım, Türkçesi: İnan Deniz Erguvan Sarıoğlu, İstanbul, 23.
Thompson, R. A. (1994). Emotion regulation: A theme in search of definition. Monographs of the Society for Research in Child Development.
Gross, J. J. (2008). Emotion Regulation. M. Lewis, J. M. Haviland-Jones ve L. M. Barret (Ed.), Handbook of Emotions içinde (3. bs., ss. 497–512). New York: The Guilford Press.


