Salı, Temmuz 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Stres Altında Neden Çikolataya Sarılıyoruz?

İş yerinde oldukça yorucu bir gün geçirdiğinizi düşünün. Patronunuzla yaşadığınız bir tartışma, yetişmesi gereken işler ve bitmeyen toplantılar derken eve geldiğinizde kendinizi televizyonun karşısında bir paket cips ve bir tablet çikolata yerken buluyorsunuz. Peki, gerçekten aç mıydınız? Yoksa beyniniz stresle baş edebilmek için sizi bu yiyeceklere mi yönlendirdi?

Birçoğumuz stresli olduğumuzda bunun yalnızca ruh halimizi etkilediğini düşünürüz. Oysa stres, yalnızca duygularımızı değil, yeme davranışlarımızı da önemli ölçüde değiştirir. Araştırmalar, insanların stres altındayken tatlı, yağlı ve yüksek kalorili yiyecekleri daha fazla tercih ettiğini; buna karşılık meyve, sebze ve dengeli öğün tüketiminin azaldığını göstermektedir. Özellikle çikolata ve benzeri atıştırmalıklar, stresli dönemlerde en sık yöneldiğimiz besinler arasında yer almaktadır.

Peki bu gerçekten aç olduğumuz anlamına mı gelir? Her zaman değil. Stresli anlarda yaşadığımız yeme isteği çoğu zaman duygusal yeme (emotional eating) ile ilişkilidir. Duygusal yeme, fiziksel açlıktan farklı olarak vücudun enerji ihtiyacından değil; stres, kaygı, üzüntü ya da öfke gibi duygularla başa çıkma isteğinden kaynaklanır. Fiziksel açlık yavaş yavaş ortaya çıkar ve birçok farklı besinle giderilebilirken, duygusal yeme genellikle aniden başlar ve özellikle çikolata, cips veya tatlı gibi belirli yiyeceklere yönelik yoğun bir istekle kendini gösterir. Bu nedenle stresli olduğumuzda hissettiğimiz açlık, çoğu zaman midemizden çok beynimizin verdiği bir sinyal olabilir.

Bunun temel nedeni, stres sırasında vücudumuzda meydana gelen hormonal değişikliklerdir. Stres yaşadığımızda böbrek üstü bezleri kortizol adı verilen stres hormonunu salgılar. Kısa süreli stres durumlarında kortizol, hayatta kalmamızı kolaylaştıran doğal bir mekanizmadır. Ancak stres uzun süre devam ettiğinde kortizol seviyeleri yüksek kalır ve iştahı artırmaya başlar. Beyin, enerji ihtiyacını hızlı şekilde karşılamak istediği için özellikle şeker ve yağ açısından zengin besinlere yönelmemize neden olur.

Tam da bu noktada çikolata devreye girer. Çikolata, içerdiği yüksek şeker sayesinde kısa sürede enerji sağlar. Bunun yanında triptofan isimli amino asit içerir. Triptofan, beyinde serotonin sentezinde kullanılan bir yapı taşıdır. Serotonin ise ruh halinin düzenlenmesinde görev alan nörotransmitterlerden biridir ve kişinin kendini daha sakin ve iyi hissetmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle stresli olduğumuzda çikolataya uzanmak yalnızca bir alışkanlık değil, beynimizin biyolojik bir tepkisi olarak da değerlendirilebilir.

Benzer şekilde cips gibi tuzlu ve yağlı atıştırmalıklar da beynin ödül sistemini harekete geçirir. Bu besinlerin içerdiği yağ, tuz ve karbonhidrat kombinasyonu dopamin salınımını artırarak kısa süreli bir haz hissi oluşturur. Ayrıca cipsin çıtır yapısı da duyusal açıdan tatmin edici bir deneyim sunarak rahatlama hissini güçlendirebilir. Bu nedenle stresli dönemlerde yalnızca tatlılara değil, tuzlu atıştırmalıklara da yönelme eğilimi artmaktadır.

Stres yalnızca hangi besinleri tercih ettiğimizi değil, nasıl yediğimizi de etkiler. Bazı kişiler farkında olmadan televizyon izlerken veya telefonla ilgilenirken sürekli bir şeyler atıştırır. Bazıları gün boyunca küçük lokmalarla beslenirken bunun farkına bile varmaz. Kimileri ise yoğun stresin ardından gece geç saatlerde mutfağa yönelir. Daha yoğun stres yaşayan kişilerde ise kısa sürede çok miktarda yemek tüketme, yani aşırı yeme atakları görülebilir. İlginç bir şekilde stres her zaman daha fazla yemeye neden olmaz. Bazı bireylerde iştah tamamen baskılanabilir ve öğünler atlanabilir. Ancak bu durum daha sonra yoğun açlık hissiyle birlikte aşırı yemeye dönüşerek bir kısır döngü oluşturabilir.

Uzmanlar, birçok kişinin duygularıyla yeterince temas kuramadığını ve bu nedenle stres, üzüntü ya da kaygı gibi duyguları açlıkla karıştırabildiğini belirtmektedir. Bu durumda yiyecekler yalnızca fiziksel açlığı gidermek için değil, olumsuz duygularla başa çıkmanın bir yolu olarak kullanılmaktadır. Kişi çoğu zaman bunun farkında bile değildir.

Elbette stresli olduğumuzda ara sıra çikolata yemek ya da sevdiğimiz bir atıştırmalığa yönelmek tamamen normaldir. Sorun, bunun stresle baş etmenin temel yöntemi hâline gelmesidir. Böyle durumlarda kısa bir yürüyüş yapmak, nefes egzersizleri uygulamak, biriyle konuşmak ya da duygularımızı fark etmeye çalışmak uzun vadede çok daha etkili başa çıkma yöntemleri olabilir.

Bir dahaki sefere stresli bir günün ardından eliniz otomatik olarak çikolata paketine uzandığında kendinize şu soruyu sormayı deneyin: “Gerçekten aç mıyım, yoksa beynim sadece biraz rahatlamak mı istiyor?”

Kaynakça

  • İnalkaç, S., & Arslantaş, H. (2018). Duygusal yeme. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 27(1), 70–82.
Fatma Cemre Tanrıkulu
Fatma Cemre Tanrıkulu
Fatma Cemre Tanrıkulu, TED Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. Akademik eğitiminin yanı sıra gönüllülük çalışmaları ve saha deneyimleriyle psikoloji alanındaki gelişimini sürdürmektedir. Türk Psikologlar Derneği'nde gönüllü olarak görev almakta ve Çocuklar İçin Fırsat Eşitliği Topluluğu'nun yönetim kurulunda yer almaktadır. Çocuklarla yürütülen sosyal sorumluluk ve eğitim odaklı projelerde saha deneyimi bulunmaktadır. İlgi alanları arasında klinik psikoloji, stres ve travma yer almaktadır. Yazılarında psikolojik kavramları günlük yaşamla ilişkilendirerek ele almayı ve bilimsel bilgiyi daha erişilebilir hâle getirmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar