Bazen insanın önünde iki seçenek kalır: gerçeğin ağırlığıyla yaşamak ya da kendini koruyan bir hikâyenin içinde kaybolmak. Asıl soru şudur: gerçekle yüzleşmek her zaman iyileştirir mi, yoksa bazı durumlarda bireyin ruhsal bütünlüğünü koruyan şey, gerçeğin yeniden yazılması mıdır? Zindan Adası filminin sonundaki diyalog da tam olarak bu konuyla ilgilidir ve bütün filmi özetler. Teddy Daniels o son sahnede şunu der: İnsan, bir canavar gibi yaşamayı mı seçer, yoksa iyi biri olarak yok olmayı mı?
Bu soru aslında travma psikolojisinin en zor sorularından biridir ve bu makale de bu soruya yanıt bulabilmek amacıyla yazılmıştır. İnsan zihni çoğu zaman gerçeği ortaya çıkarıp bize dürüst olmayı amaçlamaz. İnsan zihninin yaptığı, bireyi ayakta tutmaktır. Bu da bazen yaşanan senaryoları kabul edebileceğimiz şekilde değiştirerek yeniden kurgulamamızdır. Bu nedenle bazı deneyimler hatırlanmadığı için değil taşınamadığı için yok sayılır. Travmatik yaşantılar sonrasında bireylerin gösterdiği inkâr, bastırma ve dissosiyasyon gibi savunma mekanizmaları bir zayıflık göstergesi değil bireyin ruhsal bütünlüğünü koruyan geçici düzenlemelerdir. Klinik gözlemelerin de gösterdiği üzere birey her zaman gerçeğe değil, dayanabileceği bir gerçeklik formuna tutunur. Bu noktada şu temel soru ortaya çıkar: İyileşmek, gerçekten olanı eksiksiz hatırlamak mıdır, yoksa insanın o gerçekle yaşayabileceği bir senaryoyla beraber sağlıklı bir mesafe kurabilmesi mi?
Travmatik Belleğin Parçalanması ve Zihnin Alternatif Hikayeler Kurması
İnsan zihni yoğun acı ve suçluluk duygusuyla yüzleştiğinde gerçekliği doğrudan kabul etmez, kabul edilebilir olacak şekilde yeniden düzenler. Freud’a göre bu savunma mekanizmaları bireyin kendi benlik bütünlüğünü korumasını sağlayan ve benliğin kaygısını azaltan bilinçdışı süreçlerdir. Bireyin hangi savunma mekanizmasını kullandığını gösteren bazı davranışlar bulunmaktadır. Örneğin kişi, her şeyin aslında iyi ve yolunda olduğu konusunda ısrar ediyorsa “Pollyanna” tarzı düşünce biçimi inkâr savunma mekanizmasını kullandığını göstermektedir.
Bastırma ise üst düzey olarak adlandırılan savunma mekanizmalarının en temelidir. Bastırmanın esası güdülenmiş unutma veya bilmezlik olarak tanımlanabilir (Moroğlu ve Özcan, 2024). Bazı anıların bilinçten uzaklaştırılmasının koruyucu bir işlevi olduğunu travma literatürü de göstermektedir. Bazı travmatik yaşantılar, bireyin anlamlandırma kapasitesini aştığı için zihin parçalı bir yeni senaryo oluşturabilir. Bu parçalanma da kişinin yaşadığı olayı tamamen hatırlayamamasına ya da zihninde farklı bir senaryo kurmasına neden olabilir. Yani hatırlamamak her zaman zayıflık değildir bazen de bir hayatta kalma stratejisidir. Çünkü bireyin travma sonrasında zihninde kurduğu bu alternatif senaryolar, kişinin ruhsal olarak ani çöküş yaşamasını engelleyebilir.
Yüzleşmenin Sınırları
Toplumun çoğunluğu iyileşmenin, mutlaka eksiksiz bir şekilde hatırlamak ve yüzleşmekle gerçekleşebileceğini savunur. Ancak travma alanında yapılan çalışmalara göre yüzleşmenin zamanlaması ve kişinin hazır oluşu çok büyük önem arz etmektedir. Asıl öncelik bireyin kendi duygularını düzenleyebilmesi, kendini güvende ve hazır hissetmesidir. Aksi halde erken ve yoğun yüzleşmeler bireyi yeniden zorlayabilir. Bu nedenle terapötik süreçlerde tek amaç gerçeği ortaya çıkarmak değildir. Daha önemli olan, bireyin yaşadığı deneyimle kurduğu ilişkiyi nasıl doğru şekilde düzenleyebileceğidir. Kişi olayı yaşadığını hatırlasa bile onunla baş edemiyorsa bu hatırlama iyileştirici olmayabilir. Dolayısıyla iyileşme bazen hatırlamaktan çok, hatırlananla yaşayabilmeyi öğrenmekle ilgilidir.
Suçluluk ve Kendini Cezalandırma
Travmatik deneyimler çoğunlukla yoğun suçluluk duygularını da beraberinde getirir. Birey kontrol edemediği durumlarda bile kendini sorumlu ve suçlu hissedebilir ve bu durum zamanla kendini cezalandıran düşünce ve davranışlara dönüşebilir. Bireyin yaşadığı durumun travmatize olmasının yanı sıra kendine yaptığı bu zihinsel işkence de onun ekstra yıpranmasına ve yalnız kalmasına sebep olabilir. Bu da bireyin baş edebilme gücünü azaltır ve kişi içsel olarak sıkışmış hissedebilir. Bu durum zihinsel hapishane deneyimi olarak tanımlanabilir. Kişi tamamen suçluluk duygusu içerisinde kendini kaybetmemek için inkâr ve duygusal uzaklaşma gibi geçici koruyucuları kullanabilir. Zihin bunu yaparak gerçeği yok etmez sadece gerçekle temasın zarar vermeyecek düzeyde yoğunluğunu ayarlar.
Sonuç
Sonuç olarak iyileşme, yalnızca hatırlamakla değil, hatırlamanın nasıl işlendiğiyle ilgilidir. Gerçekle yüzleşmek bazı durumlarda özgürleştirici olabilirken bazı durumlarda bireyin psikolojik kapasitesini aşabilir. Bu nedenle iyileşme süreci yalnızca hatırlama değil; güvenli, zamana yayılmış ve anlamlandırmaya dayalı bir süreçtir. Zihin bazen gerçeği saklayarak değil, onu taşıyabilecek güce ulaşana kadar bekleyerek korur; çünkü iyileşme, her şeyi hatırlamak değil, hatırlananla yaşayabilmeyi öğrenmektir. Peki insan gerçekten iyileştiğinde mi hatırlamaya cesaret eder, yoksa değişmeyen bir geçmişle aynı odada kalıp nefes alabilmeyi öğrendiği anda mı iyileşmeye başlar?


