Bazı insanlar bir yere ait olsalar bile orada kalamazlar. Fiziksel olarak yerlerinde dursalar da iç dünyalarında sürekli bir gitme hâli vardır. İlişkilerden, işlerden, şehirlerden, hatta kendi benliklerinden bile taşınmak isterler. Bu durum çoğu zaman dışarıdan “istikrarsızlık”, “kararsızlık” ya da “tatminsizlik” olarak yorumlanır. Oysa bu sürekli hareket hâlinin altında çok daha derin bir psikolojik gerçeklik yatar: duygusal göçmenlik. Duygusal göçmenlik, bireyin içsel dünyasında kalıcı bir aidiyet hissi kuramaması, duygusal olarak sürekli başka bir yere, başka bir hâle geçme isteği duymasıdır. Bu bir kaçıştan çok, huzurun hep başka bir yerde olduğuna dair bitmeyen bir inançtır.
İnsan ruhu güvenlik ve aidiyet arayışıyla şekillenir. Bağlanma kuramına göre birey, erken dönem ilişkilerinde yeterli duygusal güvenlik yaşadığında, ilerleyen yaşlarda hem insanlara hem de hayatın kendisine daha kolay tutunabilir. Ancak bağlanma deneyimleri tutarsız, kesintili ya da duygusal olarak yoksun olduğunda, bireyin iç dünyasında bir “yerleşememe” hâli gelişir. Bu kişiler, duygusal olarak hiçbir yerde tam anlamıyla kalamazlar. Bir ilişkiye başlarlar ama bir süre sonra sıkışmış hissederler. Bir şehirde yaşarlar ama başka bir yere taşınma fikri içlerini sürekli meşgul eder. Sorun çoğu zaman bulundukları yer değil, içsel olarak taşıdıkları güvensizliktir.
Duygusal göçmenliğin temelinde çoğu zaman tamamlanmamış bağlanma figürleri yer alır. Çocuklukta yeterince görülmemiş, duyulmamış ya da duygusal olarak yalnız bırakılmış bireyler, yetişkinlikte bu eksikliği dış dünyada telafi etmeye çalışırlar. Yeni insanlar, yeni ortamlar, yeni başlangıçlar; hepsi içsel boşluğu doldurabilecek potansiyel duraklar gibi görünür. Ancak bu duraklar hiçbir zaman kalıcı olmaz. Çünkü sorun dış dünyada değil, içsel temelde çözülmemiştir. Bu nedenle kişi, her yeni başlangıçta kısa süreli bir rahatlama yaşar, ardından aynı huzursuzluk yeniden ortaya çıkar.
Nöropsikolojik açıdan bakıldığında, bu sürekli yer değiştirme isteği beynin ödül ve tehdit sistemleriyle yakından ilişkilidir. Yeni bir başlangıç, dopamin sistemini aktive eder; heyecan, umut ve geçici bir canlılık hissi yaratır. Beyin, bu hissi “iyi” olarak kodlar. Ancak bağlanma ve güvenle ilişkili oksitosin sistemi yeterince devreye girmediğinde, bu iyi his kısa sürede söner. Böylece kişi yeniden bir arayışa girer. Duygusal göçmenlik burada bir alışkanlık döngüsüne dönüşür: yeni olan iyidir, tanıdık olan bunaltıcıdır. Beyin, huzuru değil uyarılmayı öğrenir.
Bu durum ilişkilerde özellikle belirgin hâle gelir. Duygusal göçmen bireyler, ilişkilerin ilk evrelerinde oldukça canlı, ilgili ve umut doludur. Ancak ilişki derinleşmeye başladığında, yani gerçek yakınlık oluştuğunda, içsel bir kaçma isteği tetiklenir. Yakınlık, bu bireyler için güven değil, tehdit çağrışımı yapar. Çünkü geçmiş deneyimlerde yakınlık çoğu zaman hayal kırıklığıyla eşleşmiştir. Bu nedenle kişi, duygusal olarak başka bir “ülkeye” göç etmeyi seçer. Bazen bu bir ayrılık olur, bazen duygusal uzaklaşma, bazen de ilişki içinde var olup ruhen orada olmamaktır.
Duygusal göçmenlik yalnızca ilişkilerle sınırlı değildir. İş yaşamında da benzer bir döngü görülür. Kişi sık sık iş değiştirir, yaptığı işten kısa sürede anlam kaybı yaşar. “Ben burada kendim olamıyorum” cümlesi sıkça duyulur. Oysa çoğu zaman kişi, nerede olursa olsun kendisiyle karşılaşmaktan kaçmaktadır. Çünkü durmak, içsel boşlukla temas etmeyi gerektirir. Hareket ise bu teması erteler. Göç, burada fiziksel değil; psikolojik bir savunma hâline gelir.
Varoluşçu psikoloji, bu durumu “anlam arayışı” üzerinden açıklar. İnsan, hayatına anlam katamadığında, bulunduğu yeri değersizleştirir. “Başka bir yerde olsaydım daha iyi olurdu” düşüncesi, bireyin bugünkü hayatıyla kuramadığı bağın göstergesidir. Viktor Frankl’ın da vurguladığı gibi, anlam bulunmadığında huzur da bulunmaz. Duygusal göçmen bireyler, çoğu zaman anlamı dış koşullarda arar. Oysa anlam, coğrafyayla değil; kişinin kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkiyle ilgilidir.
Klinik çalışmalarda bu kişiler sıklıkla “yerleşememe”, “sıkılma”, “boşluk hissi” ve “aidiyetsizlik” şikâyetleriyle başvururlar. Ortak nokta şudur: nereye giderlerse gitsinler, kendilerini de yanlarında götürürler. İçsel yükler taşındıkça, yeni yerler de eski hislerle dolar. Bu farkındalık genellikle terapötik sürecin kırılma noktasıdır. Çünkü kişi ilk kez şunu fark eder: sorun bulunduğum yer değil, içimde taşıdığım yer duygusu.
Duygusal göçmenlikten çıkış, dış dünyayı değiştirmekten çok iç dünyada kök salmayı öğrenmekle mümkündür. Bunun ilk adımı, kaçma isteğini bastırmak değil, onu anlamaktır. “Neden burada durmak bana zor geliyor?” sorusu, kişinin kendiyle kuracağı en dürüst temastır. Ardından duygusal düzenleme becerilerinin geliştirilmesi gelir. Kişi, huzursuzlukla kalmayı, boşluk hissini tolere etmeyi ve duygularını hareketle değil farkındalıkla işlemeyi öğrendikçe, içsel bir yerleşme başlar.
Bağlanma onarımı da bu süreçte kritik önemdedir. Güvenli ilişki deneyimleri, bireyin duygusal olarak yerleşebilmesine olanak tanır. Bu bazen terapötik ilişkiyle, bazen sağlıklı bir yakınlıkla mümkün olur. Kişi, yakınlığın her zaman kayıp ya da hayal kırıklığı getirmediğini deneyimledikçe, kaçma ihtiyacı azalır. Ruh, ilk kez bir yerde dinlenmeye başlar.
Sonuç olarak, duygusal göçmenlik bir karakter kusuru değil, öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Ruh, bir zamanlar bulunduğu yerde güvende hissetmediği için gitmeyi öğrenmiştir. Ancak yetişkinlikte bu strateji artık koruyucu olmaktan çıkar, yıpratıcı hâle gelir. İnsanın gerçek evi, her zaman dışarıda değildir. Bazen en uzun yolculuk, kendi içinde kalmayı öğrenmektir. Ruh yerleştiğinde, dünya da daha yaşanabilir bir yer hâline gelir.
Kaynakça
• Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
• Frankl, V. E. (1963). Man’s Search for Meaning. Beacon Press.
• Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change. Guilford Press.
• Panksepp, J. (1998). Affective Neuroscience. Oxford University Press.
• Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment. Hogarth Press.


