Gündelik hayatımızda sıklıkla söylenen (dolaylı şikâyetçi) bireylerle karşılaşabiliriz. Bu kişi arkadaşınız, aile bireyiniz ya da siz olabilirsiniz. Bu yazıda bilimsel bir tanım olmamakla birlikte, gündelik dilde sıklıkla kullanılan söylenmek terimini, literatürde karşılığı olan ‘dolaylı şikâyet’ ya da pasif-agresif iletişim ile ilişkili olarak ele alacağım.
Peki, ‘söylenmek’ kelimesine daha yakından bakalım.
“Söylenmek, bireyin karşı karşıya kaldığı stres veya içsel çatışma karşısında geliştirdiği dolaylı ifade biçimlerinden biridir; çoğunlukla pasif-agresif davranışlar kategorisinde değerlendirilir.”
— Eysenck, M. W. & Keane, M. T. (2015). Cognitive Psychology: A Student’s Handbook. Psychology Press.
Dünyadaki olumsuz gelişmeler, zorlu ekonomik koşullar, ilişkilerdeki problemler veya iş stresi sebebiyle negatif düşüncelere kapılmak çok kolay ve bireyler bu yüzden sitem edebiliyor. Ama sürekli söylenmek hiç de göründüğü kadar masum değil. Çoğumuz bu ifade biçimiyle karşılaşmış olsak da bu durumu yeterince anlayabiliyor muyuz? İnsan neden söylenir? Söylenmek ne gibi sonuçlar doğurur?
Neden Söyleniriz?
Söylenme eylemi doğrudan değil, dolaylı bir iletişim biçimidir. Birey, duygularını ifade etmekten korkuyorsa ya da reddedilmekten, eleştirilmekten korkuyorsa duygularını bastırabilir ve söylenme (şikayet etme) bu birey için bir çıkış yolu olabilir. Aynı zamanda duygularını tanımlamakta, anlamlandırmakta zorlanan bireylerde de söylenme bir ifade yolu olabilir.
Söylenme eylemi, beklentimizi karşılamayan durumlar olduğunda, memnuniyetsiz olduğumuzda kendini gösterebilir demiştik ama anladığımız üzere bu sadece gündelik hayatın karmaşasının yarattığı durumlarda değil içimizdeki doluluktan da kaynaklanabilir. Yani bu eylem sıradan bir tepki yerine daha derin bir döngüden kaynaklanıyor olabilir.
Bunun yanı sıra; kişiler anlaşılma, onaylanma, desteklenme gibi duygusal ihtiyaçlarını doğrudan dile getirdiklerinde bunların karşılanmadığını görmüş, ancak söylendiklerinde diğerinin ilgisini, anlayışını ve sevgisini kazandıklarını sıkça deneyimlemiş olabilirler. Ya da daha önceki zamanlarda bu şekildeki bir durumu gözlem yoluyla öğrenmiş olabilirler.
Bireyin söylenmesi; sadece benliğinin etrafında değil de çevrenin etkisiyle, öğrenme yoluyla gerçekleşmiş olabilir. Bireyin davranışlarında çevrenin de rolü unutulmamalı ve modelleme yoluyla oluşmuş olabileceği ihtimalini göz ardı etmemeliyiz. Sürekli söylenme, çevreyi kontrol etme arzusunun pasif biçimde dışavurumudur.
“İnsanlar çoğu zaman kendilerini çaresiz hissettiklerinde, söylenme gibi davranışlara yönelerek kontrol duygusunu geri kazanmaya çalışırlar.”
— Aaron Beck, Cognitive Therapy and the Emotional Disorders (1976)
Birey iç dünyasında düzen, güvenilirlik hissi ister. Birey, kendi hayatını bir düzen içinde göremediğinde veya kendini ciddiye alınmamış, güçsüz hissettiğinde; duygularıyla veya çevresiyle yüzleşmekten kaçındığı için kendini söylenme yoluyla ifade etmeye çalışabilir. Kısaca, söylenmek sağlıksız ve dolaylı bir iletişim yoludur.
Söylenmenin Bireye ve Çevresine Etkileri Nelerdir?
Söylenmek bireye kısa süreli bir rahatlama sağlasa da, sorunun temeline inilmediği için sonrasında birey daha fazla zorlukla karşılaşabilir. Birey, değiştirilmesi elinde olan bir durumu söylenme yolu ile kısa süreli yatıştırabilir. Ancak sonunda, etkili bir girişimde bulunmamış olur. Birey bunun sonucunda daha depresif ve karamsar bir hale bürünebilir. Bu durum; kaygı, öfke patlamaları, hatta depresyona yol açabilir.
Sonuçta o kadar dile getirmesine, şikâyet etmesine rağmen kalıcı bir çözüm bulamamıştır ve bu çaresizlik kişide düşük benlik saygısına yol açabilir. Kişi, gerekli olan gücü kendinde görmeyebilir ve bu durumda, tekrar söylenerek rahatlamaya çalışıp durumu daha karmaşık hale getirebilir.
Bireyin bu eylemi sadece kendisini etkilemez, çevresini de büyük ölçüde etkiler. Bireyin karamsar bir bakış açısına sahip olması çevresini de etkiler ve bireyin aslında arzuladığı yakınlığı kurmasına engel olabilir. Kendini söylenerek ifade eden birey, karşısındaki kişiler tarafından anlaşılmayabilir ve bu nedenle istenilen bağ kurulamayabilir.
Böylece kişi yakınlık kurarken zorlanır. Çevresini de bu olumsuzluğa sürükleyen kişi, karşısındaki kişinin çekilmesine veya savunmaya geçmesine sebep olabilir. İstenilen güvenli bağ kurulamaz. Çevresi, bireyden şikâyetçi olmaya başlayabilir ve sağlıklı bir iletişim kurmak daha da zorlaşabilir. Bu yüzden birey hem kendisini hem de çevresini olumsuz bir şekilde etkiler ve aranılan huzurlu ortam yavaş yavaş kaybolur.
Birey Bu Durumda Ne Yapmalı?
Bir sorunun sorun olduğunu anlayabilmemiz için ilk geliştirmemiz gereken şey farkındalıktır. Farkındalık geliştirmiş bir kişi, söylenme durumunda söylendiğinin farkına varabilir ve bunun çevresine ve kendine ne kadar zarar verdiğini kavrayabilir.
Kendini gözlemleyen birey, hangi durumlarda veya hangi hislerle mücadele ederken bu davranışı sergilediğini görüp bu duruma el atabilir. Ayrıca gelişen farkındalıkla birlikte, sorunun temeline inmeye çalışmalı, içsel niyetini anlamaya çalışmalıdır.
Durumun karşılayamadığı ihtiyaçlardan kaynaklandığını gözlemleyebilir. Örneğin, içinde yorgunluk yaşıyor olabilir ve bunu dışarıya söylenerek vuruyor olabilir. Kendini ve ihtiyaçlarını tanıyan birey, artık sorunun temelini daha iyi görebilir ve bu davranışı değiştirmek için çabalayabilir.
Farkındalık geliştirmenin yanı sıra birey, sağlıklı iletişim kurmak için de çaba göstermelidir. Kendini ifade ederken daha yapıcı ve net olmalıdır. Kendini ve çevresini yargılamadan yapıcı talepte bulunarak sağlıklı bir şekilde geri bildirim vermeyi öğrenmelidir.
Kaynakça
- Yeditepe Üniversitesi. (n.d.). Fazla şikâyet usandırıyor, beyne zarar veriyor.
- John Gottman, The Seven Principles for Making Marriage Work (1999)
- Beck, A. (1976). Cognitive Therapy and the Emotional Disorders. Penguin.
- American Psychiatric Association. (2011). The American Journal of Psychiatry, Volume 168
- Rosenberg, M. (2003). Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili. PuddleDancer Press
- Burleson, B. R. (2003). The Experience and Expression of Emotion: Implications for Social Communication. Cambridge University Press
- Martin Seligman, Learned Helplessness Theory, 1975
- John Gottman, The Four Horsemen of Relationship Apocalypse, 1999
- Alice Miller, The Drama of the Gifted Child, 1979
- Rosenberg, M. B., Nonviolent Communication, 2003



Yine aydınlatan bir yazı, değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz Ece Hanım.