Çarşamba, Nisan 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aktörlük: Gerçekten de Gerçek Olamayacak Kadar Güzel mi?

Aktörlük, özellikle halk arasında “şöhret” ile ilişkilendirilen, sanat sevgisini bünyesinde barındıran hemen hemen her bireyin en azından bir kere yönelmek istediği, özellikle çocukluk çağında herhangi bir oyun izlenmişse günlerce dillerden düşmeyerek “ben aktör olmak istiyorum” diyerek gezilmesine ve aile bireylerinin gülümsemesi ile yarı onaylanan o meslek.

Çocukken benim de gittiğim her oyundan sonra çıkıp aktörlük yapmak istediğimi söyleyerek evde dolandığımı söylerlerdi. Yaş ilerledikçe bu hevesin devam etmesiyle birlikte bir yerde bana her meslekte olduğu gibi bu meslekte de zorluklar olduğunu ve bunları bilmem gerektiğini içeren bir konuşma yaptılar. Tabii ki onların bahsettiği problemler daha yüzeyseldi, beni ise bu mesleğe yönelten şey sanatla bağlantısı ve kişisel olarak hissettirdikleriydi.

Bir süre sonra bununla alakalı biraz daha fazla düşünmeye başladım: Acaba bu meslek bize göründüğü kadar çekici miydi? Mesela sürekli farklı karakterlere bürünmek duygusal bir yaralanmaya yol açıyor muydu ya da duygu geçişleri duygusal hakimiyeti bir zaman sonra zorlaştırıyor muydu? Bu soruların cevaplarına, aynı konuyu merak etmiş olan Thomson ve Jaque (2012) ile birlikte bakalım.

Duygular

Daha önce de belirtildiği üzere, aktörler gerçekten de sanat ile araları iyi olan insanlar. Kendi okudukları ve analizlerini yaptıkları yazılar bir yana, hayat verecekleri karakterlerle alakalı dönem okumaları da yapmaları gerekmekte. Ayrıca karaktere bürünebilmek için tekrar tekrar okumaları, jest-mimik ayarlamalarını bu yönde yapmaları ve karakterin inandırıcılığını artırmak amaçlı o duygulara kısa süreli olarak da olsa gerçekten bürünmeleri gerekiyor.

Bu durum, aktörlerin duyguları daha iyi tanımasına, daha derinlikli anlamasına yol açmakta. Bu anlayışın getirdiği iyi yönler olduğu gibi duygularını daha iyi anlamlandırabilmek, karşısındaki insanı daha iyi analiz edebilmek ve duygularını daha iyi tanımlayabilmek gibi (Thomson & Jaque, 2012) kötü yönler de bulunmakta.

Duyguları tanımlayabilme güçleri aktörlere dayanıklı hale gelme ve çabuk kavrama gibi avantajlar sağlarken, aynı zamanda duyguları daha yoğun hissettikleri için onları kısmen savunmasız bırakmakta (Thomson & Jaque, 2012). Ancak var olan bu hassasiyete rağmen, genellikle içsel tutarlılık ve düzeni koruma konusunda kabiliyetli oldukları söylenebilir (Thomson & Jaque, 2012).

Travma ve Yas

Aktörlerin yas süreci, duyguları daha derinlikli hissedebilme ve güçlü empati yeteneklerinden dolayı normal insanlara göre daha yoğun ve uzun sürmektedir (Thomson & Jaque, 2012). Aynı zamanda karakterler arasında yapmış oldukları geçişler, dissosiyasyon eğilimi göstermelerine yol açmaktadır. Özellikle yapılan araştırmada travmalar ve kayıplar hakkında konuşulduğunda zihinsel dağınıklık ve mekan/zaman dezoryantasyonu gözlemlenmiştir (Thomson & Jaque, 2012).

Hayaller ve Fanteziler

Aktörler kendilerini başkalarının yerine koyabilmek için empatinin yanında hayal güçlerini kullanırlar. Özellikle işin içerisine dönem oyunları girdiği zamanlarda, o zamanın atmosferine daha çok bürünebilmek için hayal güçlerine daha çok başvurmaları gerekir. Bu durum, onların “ben” ve “başkası” arasındaki sınırı daha esnek tutmalarına yol açmaktadır (Thomson & Jaque, 2012). Tutulan bu esneklik, zaman içerisinde sınır kaybına yol açabilmesi açısından dikkat çekicidir (Thomson & Jaque, 2012).

Bağlanma

Aktörlerin çoğu güvenli/otonom bağlanma profiline sahiptir. Duyguları tanımlama ve regüle etme konusundaki yetenekleri, onları sağlıklı iletişim ve karşı tarafın ihtiyaçlarını anlayıp karşılama konusunda yetenekli hale getirir (Thomson & Jaque, 2012). Bu yetenek aynı zamanda ilişkileri atlatmada zorluk ya da aşırı bağlanma şeklinde farklı etkilere de yol açabilme potansiyeli taşır.

Sonuç

Aktörlük mesleği, her meslek gibi iyi ve kötü yönler barındırmaktadır. Bu yönleri iyi anlamlandırabilmek, kişiyi mesleki beklenti açısından daha doğru ve istikrarlı bir yaklaşıma iter. Özellikle aktörlüğün benliğe ve kişilik hayatına etkisi konusunda bilgi sahibi olmak, süreçte oluşabilecek olumsuz etkenleri önceden görüp bu konularda farkındalık kazanma açısından önemlidir.

Kaynakça

Thomson, P., & Jaque, S. V. (2012). Holding a mirror up to nature: Psychological vulnerability in actors. Psychology of Aesthetics, Creativity, and the Arts, 6(4), 361–369.
https://doi.org/10.1037/a0028911

Asime Duru Danar
Asime Duru Danar
Asime Duru Danar, İstanbul Medipol Üniversitesi'nde psikoloji öğrencisi olup aynı zamanda Medipol Üniversitesi Kognitif Sinirbilim Topluluğu’nda yönetim kurulunda yer alarak akademik kariyerine katkı sağlamaktadır. Genç Psikologlar Dayanışma Platformu’nda okul temsilcisi olarak görev alarak okulu ve platform için faaliyetlerde bulunmaktadır. Ayrıca, Beylikdüzü Psikodemi’de staj yaparak erken dönemde bölümüyle ilgili deneyimler kazanmaktadır. Özgüven, narsisizm, motivasyon ve psikoloji alanındaki son buluşlar/trendler hakkında yazılar yayınlayan Asime Duru, yazılarında yalın bir üslup kullanarak geniş kitlelere hitap etmeyi hedeflemekte ve öğrendiklerini paylaşmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar