Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çünkü Ben Aradığım Evin Kendisiydim!

Boynumda asılı olan inci kolyeyi aradım durdum yıllarca. O incinin ışıltısını bana bakan her çift göz gördü. Çok azı söyledi gerçeği. Söyleyene de inanmadım. Onay beklediğim halde, duyduğum iltifatlar bana sahici gelmedi. Tesadüfi veya söyleyenin nezaketinden kabul ettim güzelliğimi. Yansıma olduğunu varsaydım. Kısa vadede iyileştirici bir etkisi var mıydı? Vardı.

Belki esas meramım ikna edilmekti. Kim edebilirdi? Gerçekliği saydam ve nazik bir ruhun dudakları arasından açılan bir eşik zannettim. Öyleydi de, o nazik ruh benden başkası mıydı?

Kuş kadar canımla o küçük kız çocuğunun ihtiyaç duyduğu en sağlam ve sahici şefkat elbette göğüs kafesimde bulunuyordu. Bunu öğrenmem için bir çocukluk, bir de gençlik dönemi gerekti. Öyle ya, farkındalık yetersiz. Acının tam içinden geçmek gerekir. Nereden düştüğümü değil, nereden yükseldiğime baktım hep.

“Sen kendini küçük bir varlık sanırsın, oysa en büyük âlem senin içinde gizlidir.” diyen Rûmi’nin sözünü pekiştirdim.

Reflekslerimi kullanarak, çırpına çırpına uçmayı öğrendim. “Buradayım” demek zorunda olmamak kanatlarımı öyle hafifletti ki. Önce ben gördüm kapladığım yeri. Önce benim gözlerim parladı kendime. Işığımı kabul ettim. Karanlık duvarlarımı gördüm. İkna edilme isteğimden vazgeçip, inanmaya başladım. Kalbimde çok fazla sevgi taşıyordum ve birazını bile kendime vermekten kaçınıyordum. Asıl hata buydu. Kabullenmek istemedim kendimi, olduğum her halimle hoşnut olmak istedim kendimden.

Ruhun Kendi Köşesine Dönüş Töreni

Bu yalnızca bir barış ilanı değildi tabi, eş zamanlı olarak ruhumun kendi köşesine yeniden yerleşme töreniydi. Psikolojide koşulsuz olumlu kabul diye adlandırdığımız bu benzersiz konum, meğer insanların aynasında değil, benim gözlerimin derinliklerindeymiş. Büyürken yabancı bir elin saçımı okşamasını umarken, aslında duygusal regülasyon yeteneğimin zihnimde kilitli olduğunu görmüş, anlamış oldum.

Ağrıyan yerlerimi en iyi ben bildiğim için, kendi yaramı sarabilecek kaynağı bulmuştum. Çocukluk dönemi ve gençlik baharıma bedel olan o “görülme” arzusu o küçük kızın fısıldadığı bir yardım çığlığından başka bir şey değildi. Bir yüreğin kendine verebileceği en büyük şifa, dışarıdan beklediği onayı, iç sesinin şefkatiyle kendine verebilmesidir.

O karanlık duvarlarıma karşı bakarken öğrendiğim kavram şu oldu: psikolojik sağlamlık (résilience). Kendi evinin kapısında, içeriye girmek için onay ve izin bekleyen bir yabancıymışım meğer. “Dışsal onay odağı” denilen bu pranga, beni hep insanların dudaklarından dökülecek “evet”lere mahkum etmişti. Oysa o inci kolye, boynumda asılı bir temsil objesi değil, ruhumun kendi açısından süzülerek oluşturduğu bir savunma mekanizmasıydı. Yaban ellerde aradıkça, içimdeki o istiridyeyi kaybetmişim.

Sarraflar mı belirlerdi incinin değerini? Kim yazıyordu bu kuralları? İnsan kendine değer biçemez miydi? Bu ezberlenen klişelerden vazgeçtiğim an istiridyeme kavuşur muydum? Evet. Bazı vazgeçişler özgürleştirir. Zihnimin kalabalık mahkemesi dağılmıştı. Beraat etmişti masum kız çocuğu.

Öz Farkındalık Laboratuvarında Yeniden Doğuş

Artık biliyorum ki, onun ihtiyaç duyduğu şefkat, bakım verenlerinin veya diğer insanların kucağında değildi. Öz farkındalık laboratuvarında üretmeliydi insan onu. Yabancı gibi değil de, elindeki büyüteci bırakıp birkaç adım geriden kendine çarpıcı bir yerden bakmalıydı. Acıyla, sancıyla özdeşim kurmak yerine onu bir öğretmen gibi karşılamak doğru olandı. Radikal kabulleniş tam da buydu!

Kusurlarımla barışmak mı mesele? Hayır! Kusur dediğimiz şeylerin hayatta kalma becerimizi geliştiren benzersiz desenler olduğunu görmek. Kendi kendinden memnun olmak bir yanılsamaydı; çünkü memnuniyet sebebi durumlar değişkendir, oysa öz-şefkat sabit bir zemindir.

Söz konusu bu dönüşüm, yalnızca sol yanımda taşıdığım kalbimde değil, zihnimin o kaskatı kesilmiş bilişsel şemalarında da başladı. Nasıl mı?

Uzun süre hissettiğim yetersizlik veya onay alma ihtiyacı gibi temel inançlar (core beliefs), gerçeklik algımla oynayan birer maske gibiydi. Kabul etmem beklenen her iltifatı, beynimdeki o sert eleştirmen yüzünden olumluyu geçersiz kılma yanılgısına düşüp reddediyordum. Fakat bugün, aklımdan geçenlerin sadece birer düşünce olduğunu, kaderim olmak zorunda olmadıklarını, mutlak geçerlilik ilkesine bağlı olmadıklarını görüyorum. Onlar sadece gelip geçen düşünceler. Her birini yakalayıp, yine zihnimi birkaç saniyeliğine yönetmeyi tercih ederek, mantık süzgecinden geçiriyorum. Şefkat dolu bir mantık süzgeci bu konuda epey işinize yarar.

İnci kolyeyi dışarıda aramak, esasında zihnimizin alışkın olduğu bir seçici algı yanılsamasıydı. Bugün baktığımda bu bilişsel çarpıtmaların, yeniden çerçeveleme (reframing) yoluyla dönüşebildiğini fark ediyorum. Benimle içimden yaşayan, en büyük dostum olan o kız çocuğunun kendilik algısı artık dışarıdan bağımsız. Onları da kabul ediyor, ama sınırlarını muhafaza etmeyi öğrendi. Geri bildirimlerin hiçbiri artık derhal kabul görmemeye başladı.

Zihninizin gürültülü koridorlarında dolaşmaya fazla alıştıysanız, iç sesinizi daha sakin kılmanın yolunu da içeride bir yerde bulacağınızdan şüpheniz olmasın!

Kendinize söylemeniz gereken belki de şudur: Geç kalmadım, erken de gelmedim. Eninde sonunda olmam gereken yere varacağım. Çünkü ben hep aradığım evin kendisiydim.

Kübra ŞENER
Kübra ŞENER
Uzman Psikolojik Danışman ve Yazar Kübra Şener, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik lisans eğitiminin ardından Aile Danışmanlığı ve Eğitimi alanında yüksek lisans programını tamamlamıştır. Akademik süreçte Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli vaka analizleri yürütmüş; travma sonrası stres bozukluğu, psikolojik testler ve projektif değerlendirmeler üzerine çalışmalar gerçekleştirmiştir. Danışmanlık hizmetlerini çevrim içi ve yüz yüze formatlarda sürdürmekte; bireysel, çift ve aile temelli psikolojik destek süreçlerinde bilimsel ve etik ilkelere dayalı yaklaşımlar uygulamaktadır. Fransa’da aldığı uzun süreli eğitim sayesinde Türkçe’nin yanı sıra Fransızca ve İngilizce dillerinde danışmanlık ve iletişim süreçleri yürütmektedir. Mesleki hedefi, danışanlarının psikolojik iyi oluşunu güçlendiren, kültürel duyarlılığa sahip ve profesyonel temeller üzerine inşa edilmiş terapötik hizmetlerini sürdürebilmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar