Pazartesi, Haziran 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Büyüklenmeci Benlikten Sağlıklı Özgüvene

Bugün “özgüven” olarak adlandırılan pek çok şeyin arkasında aslında kırılgan bir benlik örgütlenmesi bulunmaktadır. En küçük eleştiride sarsılan, görmezden gelindiğinde içten içe çöken ama dışarıdan bakıldığında fazlasıyla iddialı görünen bu yapı, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi içinde tanımladığı gibi, büyüklenmeci benlik patolojik bir fazlalık değil, gelişimsel olarak anlaşılması gereken bir örgütlenmedir.

Büyüklenmeci benlik, çocuğun kendisini değerli, güçlü ve merkezde hissetme ihtiyacının psikolojik karşılığıdır. Bu yapı, erken gelişim döneminde doğal ve hatta gereklidir. Çocuğun “ben özelim”, “ben yapabilirim” duygusu, dış dünyaya karşı psikolojik bir tutunma zemini oluşturur. Bu zeminin tamamen kırılması ya da bastırılması, ilerleyen yaşlarda özgüven değil, kırılganlık üretir.

Bu yapının en erken biçimlerinden biri psikanalitik literatürde tümgüçlülük olarak tanımlanır. Çocuğun kendini sınırsız etkili ve her şeyi belirleyebilir hissetmesi, gerçeklikle çatışma değil, gelişimsel bir aşamadır. Ancak bu deneyimin nasıl karşılandığı belirleyicidir. Eğer çocuk bu duygularıyla birlikte görülür ve empatik biçimde anlaşılırsa, bu ham yapı zamanla gerçekçi bir özgüvene dönüşür. Aksi durumda ya katı bir üstünlük fantezisine ya da kolay kırılan bir benlik yapısına evrilir.

Türkiye’de yaygın aile yapısında bu süreç çoğu zaman dengeli ilerlemez. Çocuk bir yandan yüceltilir “sen farklısın, sen yaparsın”, diğer yandan hızla sınırlandırılır “abartma, haddini bil.” Bu çift yönlü mesaj, çocuğun kendi içsel değer duygusunu istikrarlı biçimde kurmasını zorlaştırır. Ne tam olarak görülür ne de tutarlı biçimde aynalanır.

Bu noktada sorun, büyüklenmeci benliğin varlığı değil; onun nasıl karşılandığıdır. Bastırılan ya da küçümsenen bu yapı ortadan kaybolmaz. Aksine, ya içeride gizli bir üstünlük ihtiyacı olarak kalır ya da dışarıda aşırı hassasiyet ve savunmacı bir tutum olarak geri döner. Kişi, ya sürekli haklı olma ihtiyacı geliştirir ya da en küçük eleştiride dağılır.

Sağlıklı özgüven ise bu iki uçtan da farklıdır. Ne sürekli bir üstünlük iddiasına dayanır ne de dışarıdan gelen onaya bağımlıdır. Kohut’un vurguladığı gibi mesele, büyüklenmeci benliği yok etmek değil, onu empatik bir ilişki içinde dönüştürmektir. Çocuğun “büyük” hisleri görülüp anlaşıldıkça, bu yapı zamanla gerçekçi hedeflere, içsel istikrara ve hatadan öğrenebilen bir benliğe evrilir.

Bu açıdan bakıldığında, karşımızdaki insanların “fazla iddialı” ya da “fazla kırılgan” oluşu sadece bir kişilik özelliği değil, çoğu zaman erken dönem aynalanma deneyimlerinin bir sonucudur. Büyüklenmeci benlik ya olgunlaşmış bir özgüvene dönüşür ya da yanlış karşılandığında yaşam boyu süren bir dengesizlik alanı olarak kalır.

Belki de bu yüzden, birinin aşırı iddialı ya da tam tersine aşırı kırılgan göründüğü anlarda şu soruyu sormak daha anlamlıdır: Karşımızda gerçekten bir “özgüven” mi var, yoksa yeterince aynalanmamış bir tümgüçlülüğün izleri mi? Bu soruya vereceğimiz yanıt, hem başkalarına nasıl yaklaştığımızı hem de kendi içimizde neyi bastırdığımızı belirler.

Müge Özgül
Müge Özgül
Merhabalar ben Müge Özgül, Üsküdar Üniversitesinde Psikoloji bölümünde lisansımı tamamladım ardından İngiltere’de Bournemouth Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programından mezun oldum. Klinik deneyimleri süresince insan davranışlarını anlamaya ve psikolojiyi herkes için ulaşılabilir kılmaya odaklandım. Datem onaylı BDT eğitimimi tamamladım. Bütüncül Psikoterapi eğitimime devam etmekteyim. Psychology Times’ta, günlük yaşamda psikolojinin izlerini ve bireysel farkındalık süreçlerini ele alan yazılar yazmak hedeflerim arasında.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar