Hayat, hiçbir zaman tek bir ana sığmaz. Ne kırıldığımız tek bir olaydır ne de bizi güçlü hale getiren tek bir gündür. “Biz bir günde bu hale gelmedik” sözü aslında görünmeyen bir hakikati anlatır: Çünkü bugünkü halimiz, birikmiş sevinçlerin, ertelenmiş öfkelerin, içimizde sakladığımız korkuların, söyleyemediğimiz cümlelerin, halının altına süpürdüğümüz ve üstüne basa basa geçilen sessizliklerin toplamıdır… Oysa duygular, ifade edilmediğinde kaybolmaz; aksine daha da ağırlaşır.
Dönüp kendimize baktığımızda şaşırırız: “Ne ara böyle oldum?” diye. Ancak bu değişimler yavaş yavaş ve sessizce olur. Bu durum ilişkilerde de böyledir; önce konuşmalar kısalır, sonra sorular yüzeysel hale gelir, sonra günün telaşı bahane edilir. Bir bakmışsın, aynı evde yaşayan iki kişi yıllarca birbirinin ruhuna dokunmadan geçip gider günler. Ama bu kopuş bir günde olmamıştır; küçük küçük göz ardı edilen şeylerle örülmüştür. Büyük kırılmalar değil, tekrarlanan olaylar yormuştur insanı. Aynı hataların yinelendiğini görmek, bir duygunun yok sayılmasına alışmak, bir beklentinin her defasında ertelendiğini bilmek… İşte bunlar insanın ruhunda derin izler oluşturmuştur. Ve o izler, zamanla bizi sessizce bugünkü hâlimize taşımıştır.
Çoğu zaman insanlar kendilerine kızar: “Bugüne kadar neden sustum?”, “Daha güçlü olmalıydım”, “Daha erken fark etmeliydim”, “Neden izin verdim?”… Oysa kimse bir sabah uyanıp da aynada kendinin tükenmiş hâliyle karşı karşıya gelmez. Çünkü öfke de, iyi niyet de, hayal kırıklığı da zamanla birikir. Bir zamanlar duygularımız anlaşılmasın diye gösterdiğimiz çabanın yerini, artık “her şey yolundaymış gibi” görünmek zorunda hissettiğimiz o bitkinlik hâli alır. Duygularımızı saklamak için yıllarca kullandığımız enerji tükenmiş, rolümüz bize ağır gelmeye başlamıştır. Aslında güçsüzleştiğimiz için değil; fazla güçlü olmaya çalıştığımız için yorulmuşuzdur. Bazı günler eskiden yapabildiğin şeyleri bile yapmak zor gelir. Bazen bu yavaş çöküşü çevremizdeki hiç kimse fark etmez. “Ne oldu ki?” diye sorarlar. Oysa “olan” bir anda ortaya çıkan tek bir kırılma değil; yıllar boyunca üst üste eklenen küçük yaralardır. Ve sen, ilk hayal kırıklığında yıkılmadın, ilk yorulduğunda pes etmedin, ilk incindiğinde kabuğuna çekilmedin; o yaraların her birinde hiç yara almamış gibi görünmeye çalıştın. Her defasında toparlandın, idare ettin, görmezden geldin, güçlü durdun. İşte tam da bu yüzden bugün hissettiğin yorgunluk bir zayıflık değil; uzun süre tek başına taşımak zorunda kaldığın duygusal yüklerin doğal bir sonucudur.
Kişinin kendini tanıması da bu noktada başlar. Artık bazı şeyleri kaldıramadığımızı fark ettiğimiz gün aslında tükenmişliğimizin başlangıcı değil; dönüşümün başladığı gündür. Çoğu zaman bu durumu açıklarken “değiştim” deriz, ama gerçekte olan “artık eskisi kadar taşımıyorum”dur. Ve işte tam bu fark ediş, insanın içindeki ışığın yeniden yanmaya başladığı andır. Çünkü neyin ağır geldiğini görmek, neyin bize iyi gelmediğini anlamak; aynı zamanda neye ihtiyaç duyduğumuzu da yavaş yavaş açığa çıkarır. Bir dönem bizi yoran şeylerin artık bize hizmet etmediğini kabul etmek, iyileşmenin en sessiz ama en güçlü adımıdır. Bu nedenle “Biz bu hale bir günde gelmedik” cümlesi bir yandan da içinde umut barındırır: Madem bir günde bu hale gelmedik, bir günde de toparlanmak zorundaymışız gibi hissetmemeliyiz.
Bugün yaşadığın şey, yılların birikimiyse; yarın başlayacağın küçük adımlar da seni bambaşka bir yere götürebilir. Çünkü insan kırıldıkça değil, fark ettikçe güçlenir. Belki bugün sadece kendine daha nazik davranmayı öğrenirsin. Belki yarın bir şeye “hayır” dersin. Belki bir sonraki gün, yıllarca ertelediğin bir duyguyu ilk kez dile getirirsin. İşte bunlar da birikerek yeni seni yaratır. Ve bir noktadan sonra, o küçük adımların sadece hayatını değil, kendine bakışını da değiştirdiğini fark edersin. Artık içinde olup bitenleri yargılamadan görebilmeye, kendine şefkat göstermeye başlarsın; yaşadığın sürecin seni zayıflatmadığını, aksine kendine daha çok yaklaştırdığını hissedersin. Bu hâlinle artık kendini anlayabilme gücüne erişmişsindir. Yaşadıklarını, hissettiklerini, seçimlerini, sessizliklerini… Hepsini bir mozaik gibi görme hâline. Çünkü insan, bu parçaların tamamının toplamıdır. Bugünkü sen, dünlerin birikimidir. Yarın da var olacak sen ise bugün alacağın küçük kararlarla inşa olacaktır. Bu yüzden acele etme, kendine yüklenme, sadece şunu bil; her kırılma birikimdir; her iyileşme de öyle…



Sayın psikolog Selver Kılıç hanım çok güzel bir yazı okudum. Bende herkes gibi bu yazıyı kendime yorumladım. Bende bu günlere kolay gelmedim, herşey sayelerinde oldu işte iyi çalışmalar