Hepimiz günlük yaşam içerisinde gel-gitler yaşarız. Kimi gün çok enerjik hisseder, oraya buraya koşarak iş hallederiz; kimi gün ise kafamızı kaldıramaz, yataktan çıkmak istemeyiz. Bu geçişlerin kişinin günlük hayatını fazlasıyla etkilemesi durumunda, yani kişinin hayatında istenmeyen durumlar oluşturmaya ve tekrarlanan duygu bozuklukları yaratması durumunda altında herhangi bir psikolojik neden olup olmadığına bakılır (Grande et al., 2015). Bu psikolojik nedenler spektrum içerisinde yer edinebilir ve Bipolar Bozukluk olarak tanımlanabilir. Bu yazımızda Bipolar Bozukluğu daha yakından tanıyıp kişi hayatına etkilerine göz atacağız.
Bipolar Bozukluk Nedir?
Bipolar bozukluk, toplum içerisinde düşünüldüğünden daha sık rastlanan, kronik bir duygu durumu bozukluğudur (Martinowich et al., 2009). Bu psikolojik bozukluk, kronik olması ile bilinir ve manik dönem denilen, kişide yüksek mod ve enerji hissiyatı uyandıran bir dönem içerir.
Manik dönem, çoğu zaman kendisinden sonra normal bir mod durumu getirir, bu “normal” dönem kişide psikolojik bir rahatlık uyandırarak kendisini daha rahat, hayatının kontrolünde ve verimli hissetmesini sağlar. Manik dönemin geri gelmesi ile birlikte kişi bu hislerini kaybeder, yükseltilmiş duygu durumu kişinin hayatındaki kaos duygusunu geri getirerek kendi hayatının kontrolünü kaybetmiş gibi hissetmesine yol açar (Martinowich et al., 2009).
Bu manik mod dönemi ve normal mod dönemi periyodik halde tekrar eder, fakat bu dönemler arasındaki geçişler ne kişinin kendisi ne de yakın çevresi için önceden tahmin edilebilir durumda değildir (Martinowich et al., 2009).
Bipolar Bozukluk Nelerden Kaynaklanır?
Henüz üzerine yapılan çalışmalar devam etmekte olmasına rağmen, ortak görüş bipolar bozukluğun asıl nedenlerinin biyolojik olduğu ve çevresel faktörler ile etkileşime geçerek ortaya çıktığı şeklindedir (Merikangas Kr et al., 2011).
Greenberg ve arkadaşları (2014) tarafından yürütülen bir çalışmaya göre çevresel faktörler, hatta sosyal etkileşimler bile, genetik olarak önceden kodlanmış olan biyolojik mekanizmaları etkileyebilir ya da gizli kalmış olan genetikleri tetikleyerek bipolar bozukluğun ortaya çıkmasını sağlayabilir.
Son çalışmalarda toplanan veriler, çevre ve genetik faktörler arasında bir al-ver ilişkisi bulunduğunu göstermektedir. Çalışmalarda ve genel kabul edilen çevre-genetik etkileşiminde çevre olarak adlandırılan yapı stres olarak kabul edilmektedir (McGowan and Kato, 2008).
Genetik Faktörler, hastalık ortaya çıkmadan önce bile güçlü birer gösterge olarak kabul edilmektedir (Croddack et al., 2013). Croddack tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, genellikle erken aşamalarında teşhis alan bipolar bireylerin aile bireylerinden en az birinde de duygu durumu bozukluğu ya da psikotik hastalıklar olduğu gözlemlenmiştir.
Bipolar bireye genetik yakınlık derecesi arttıkça, bipolar bozukluğun gözlemlenen bireyde görülme ihtimali de aynı doğrultuda artmaktadır (Croddack et al., 2013). Merikanges ve arkadaşları (2011) tarafından yürütülen bir araştırmaya göre, bipolar bozukluğun görülme sıklığı ırk ve cinsiyetler arasında herhangi bir değişim göstermemektedir.
Bipolar Bozukluğun Kurulan Yakın İlişkilere Etkileri
Bipolar Bozukluğa sahip bireyler, yakın ilişkiler kurmak ve bunları sürdürmek konusunda günlük hayatta belirli problemlerle karşılaşmaktadır. Bireyler bu problemler ile düşünüldüğünden daha sık baş etmek zorunda kalmaktadır. Buna rağmen literatürde spesifik olarak bu konu üzerine yürütülen pek fazla çalışma bulunmamaktadır (Greenberg et al., 2014).
Bipolar bireyler, toplum tarafından genellikle daha az para kazanma, işsizlik ve daha az eğitimli olma gibi ön kabullere maruz bırakılır. Van Rheenen ve Rossell (2013) tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, bipolar bireyler genellikle duyguları algılama konusunda, özellikle bu duygusal aktarımlar sözsüz olarak gerçekleşiyorsa, zorluk çekmektedir ve bu zorluk diğer bireyler tarafından empati yoksunluğu gibi algılanarak yanlış anlaşılmalara sebep olabilir.
Bu zorluk, kişiler arasında duygusal olarak derin bir bağ kurulmasını zorlaştırabilir. Bu zorlaştırma genellikle ilk izlenimlere ve bunların kalıcılığına bağlı olarak değişmektedir (Van Rheenen and Rossell, 2013).
Bağlanma stilleri, kişinin diğer bireylerle kurduğu ilişkileri şekillendiren farklı bir faktördür. Post (1992) tarafından ortaya atılan bir yaklaşıma göre, bağlanma stilleri kişinin ailesi ile olan ilişkisi ve çocuk iken içerisinde olduğu, bakım gördüğü çevreye göre şekillenmektedir.
Greenberg ve arkadaşları (2014), bu yaklaşımı baz alarak, bipolar bozukluğa sahip ebeveynlerin çocuklarının yalnızca genetik olarak yatkın olmadıklarını, aynı zamanda ebeveynin duygu durumu bozukluğunun öngörülemez bir bakım ortamına neden olabileceğini, bunun da çocuklarda kaygılı veya kaçıngan bir bağlanma stilinin ortaya çıkma eğilimini artırabileceğini savunmuştur.
Bu araştırmadan bağımsız olarak Joyce (1984) tarafından yürütülen bir araştırmada elde edilen bulgulara göre, bipolar bireylerin güvensiz bağlanma oranları, bipolar bozukluğa sahip olmayan bireylere göre daha fazladır.
Sonuç
Bipolar bozukluk hakkında bilgi sahibi olmak, bipolar bozukluğa sahip bireyler ile iletişim kurmayı kolaylaştırır, onlarla yapılan empatinin daha yüksek düzeyde olmasını sağlar. Bu durumlar, kişiye yalnız olmadığını hissettirerek onu sosyal yaşama katma konusunda önem arz eder.
Referanslar
Martinowich, K., Schloesser, R. J., & Manji, H. K. (2009). Bipolar disorder: From genes to behavior pathways. Journal of Clinical Investigation, 119(4), 726–736. https://doi.org/10.1172/jci37703
Merikangas, K. R., Jin, R., He, J.-P., et al. (2011). Prevalence and correlates of bipolar spectrum disorder in the world mental health survey initiative. Archives of General Psychiatry, 68, 241–251.
McGowan, P. O., & Kato, T. (2008). Epigenetics in mood disorders. Environmental Health and Preventive Medicine, 13(1), 16–24.
Craddock, N., & Jones, I. (1999). Genetics of bipolar disorder. Journal of Medical Genetics, 36, 585–594.
Craddock, N., Khodel, V., Van Eerdewegh, P., et al. (1995). Mathematical limits of multilocus models: The genetic transmission of bipolar disorder. American Journal of Human Genetics, 57, 690–702.
Craddock, N., & Owen, M. (1994). Chromosomal aberrations and bipolar affective disorder. British Journal of Psychiatry, 164, 507–512.
Van Rheenen, T. E., & Rossell, S. L. (2013). Is the non-verbal behavioural emotion-processing profile of bipolar disorder impaired? A critical review. Acta Psychiatrica Scandinavica, 128(3), 163–178. https://doi.org/10.1111/acps.12125
Post, R. (1992). Transduction of psychosocial stress into the neurobiology of recurrent affective disorder. American Journal of Psychiatry, 149(8), 999–1010.
Greenberg, S., Rosenblum, K. L., McInnis, M. G., & Muzik, M. (2014). The role of social relationships in bipolar disorder: A review. Psychiatry Research, 219(2), 248–254. https://doi.org/10.1016/j.psychres.2014.05.047


