Birçok kuramcıya göre ergenlik ve genç yetişkinlik dönemleri bireyler için kendini arama, varoluşunu anlamlandırma ve geleceğe yönelik planlar yapmanın telaşıyla geçer. En popüler gelişim kuramcılarından biri olan Erikson’a göre ergenlik döneminde kendini arayan ergen, “ben kimim?” sorusunun yanında “Topluma nasıl ayak uydurabilirim?” sorusunu da sorar. Bu bağlamda da cinsiyet rolleri, toplumların bireylerden beklentileri oluşurken karşımıza çıkan en temel etmenlerden biridir.
Kültürden kültüre baskının dozu ve beklentiler farklılaşsa da cinsiyet rolleri, her toplumda bireyleri özellikle de kadınları derinden etkiler. Bugün bu bağlamda güncel ve batılı bir “Tersine Dünya” denemesi olan Barbie filmini inceleyeceğiz.
Barbieland: Tersine Dünya ve Feminist Ütopya
Film, Barbie’lerin rutin bir gününü anlatarak başlıyor bize. “Tersine Dünya” benzetmem aslında bundan. Tıpkı Orhan Kemal romanı ve Ersin Petan imzalı sinema filminde olduğu gibi Barbie filmi de bize toplumda kadınların ön planda olduğu abartılı bir feminist ütopya resmi sunuyor. Birçok mesleği kadınlar yapıyor, Barbie’ler alternatif bir dünya olan Barbieland’de gerçek dünyadaki kadınların hayatlarını güzelleştirdiklerine ve onların da kendileri gibi olduklarına inanarak huzurla yaşıyorlar.
Film bunu şöyle özetliyor: Barbie her gününü harika geçirir. Ancak Ken’in günü ancak Barbie ona bakarsa harika olur.
Barbie’nin Yolculuğu: Benlik ve Değişim
Barbie bir noktada ‘bozulmaya’ başlıyor. Kahvaltısında içtiği süt ekşiyor, ekmekleri yanıyor, duş suyu onu yakıyor. Feminen ve kusursuz görüntüsünün en belirgin destekleyicilerinden biri olarak her zaman topuklu ayakkabılarının içine yerleşmeye hazır bir şekilde parmak ucunda durduğu ayakları, sonunda yere basıyor. Burada vermek istedikleri mesaj bu muydu bilmiyorum, ancak bu gerçek dünyada durduğum yerden, Türkçedeki “ayakları yere basmak” deyiminin de etkisiyle bir nevi ergenlikteki benlik arayışının bir ifadesi olarak yorumluyorum.
Barbie, bundan sonra kendisinde meydana gelen değişimlerin nedenini anlamak ve eski haline, güvende hissettiği konfor alanına dönmek için bir yolculuğa çıkıyor. Bizim yanımıza, gerçek dünyaya doğru.
Bu yolculukta ona eşlik eden biri daha var: Ken. Davetli olmasa da Barbie’nin peşine düşüyor ve onunla geliyor. Barbie, kendisiyle oynayan ve ona gerçek dünya dertlerini, hatta ölüm kaygısını yükleyen kişiyi bulup bir an önce Barbieland’e dönmeyi hayal ederken Ken’i kendi haline bırakıyor.
Fakat Ken, Barbieland’e götürmek üzere bir şey keşfediyor: Ataerki. Ken’in bu keşiften sonraki beklentileri o kadar gerçek dışı bir hal alıyor ki, sadece erkek olduğu için hiç tanımadığı bu yeni dünyadan haklar talep etmeye başlıyor ve geri döndüğünde Barbieland’deki Ken’ler ve Barbie’lere de bunu anlatıyor. Barbie’ler olmadan hiçbir şey olamayan Ken’ler, altı ne kadar boş olursa olsun bu yeni düzen ve ‘üst kimlik’ vaadine balıklama atlıyor. Barbie’ler için ise durum biraz daha farklı.
Manipülasyon ve Mansplaining
Barbie’ler, daha önce hiç karşılaşmadıkları ataerkiyi başta bir tehdit olarak görmüyor. Gloria karakteri bunu “1500’lerde çiçek hastalığı gibi” olarak tanımlıyor. Aslında bu durum yeni yetişkin olmuş, iş hayatına ilk kez giren, ilk kez ciddi romantik deneyimler kazanan gerçek dünyanın genç kadınlarının durumuna çok benziyor.
Kimsenin bu yeni düzene bir aşinalığı yok ve Barbie’ler, onlar için tasarlanan sorumluluklardan azade yeni hayatlarına çok hızlı bir şekilde ayak uyduruyorlar. Örneğin Doktor Barbie havuz başında Ken’lere bira servis ediyor. Bu esnada zaten Ken’ler onlar için her şeyi yapıyor, temel ihtiyaçlarını sağlıyor, bilmeleri gerektiğini düşündükleri her şeyi öğretiyor, hatta bazen Barbie’ler yerine düşünüyorlar. Bilim insanı Barbie şöyle diyor: “Beynim spa gününde gibi. Sonsuza dek.”
Peki gerçekten öyle mi? Hem gerçek dünyada hem Barbieland’de ataerki kadınlara sonsuz bir spa günü mü sunuyor? Cevap elbette hayır. Patriyarkal normlar ve söylemler yeniden üretilirken, genelde en çok kullanılan argüman kadınların iş hayatında karşılaştıkları problemlerden azade, stressiz bir şekilde çocuklarını yetiştirmeye odaklanmaları gerektiği yönünde oluyor.
Bu durumu tercih eden kadınlarla ilgili tabi ki bir problem yok ama çoğu kadın bu hayata itiliyor ve yetmezmiş gibi bir de ev emeğinin küçümsenmesiyle karşı karşıya kalıyor. Yani güya gerçek dünyanın Ken’leri tüm gün dışarda çalışıp eve ekmek getirirken, Barbie’leri ise evde keyiflerine bakıyor.
Ayrıca Barbieland’in eski düzeninde Ken’ler en fazla Barbie’ler tarafından umursanmıyor, yok sayılıyor. Ancak devran döndüğünde, Barbieland Kendom’a dönüşmeye başladığında Barbie’ler mesleklerinden ediliyor, itibarsızlaştırılıyor, hatta evlerinden ediliyor. Yani baskın ataerkil kültür hiçbir zaman ve hiçbir yerde kadınlar için sonsuz bir spa günü sağlamıyor.
Kadın Zevklerinin Aşağılanması ve Barbenheimer
Hatırlarsanız Barbie ve Oppenheimer filmleri, Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede 21 Temmuz 2023 tarihinde vizyona girdi. Oyuncu kadrosunda yıldızlar olan, gişe rekortmeni adayı bu iki filmin aynı gün beyazperdeye çıkması “Barbenheimer” kavramını da beraberinde getirdi. Bu dönemde kadınların zevk aldığı etkinliklerin ve ürünlerin küçümsenmesi fenomenine iyi bir örnek teşvik etti.
Yani Barbie hafif bir kız filmi, Oppenheimer ise ciddi ve oturaklı bir erkek filmiydi birçok kişiye göre. Oppenheimer’ın karanlık ve ciddi dünyası, Barbie’nin cicili biçili görselliğinin yanında daha sanatsal bulundu, Barbie baskılı ya da pembe kıyafetlerle sinemaya gitmeyi tercih eden insanlar alay edildi, hatta Oppenheimer yerine Barbie’ye gitmeyi tercih eden erkekler “daha az erkek” ilan edildi.
Filmin bir sahnesinde Ken, Barbie’nin evine yerleştikten sonra Barbie’nin eşyalarını aşağı fırlatırken “Kadın modanı da al götür,” diye bağırıyordu. Tıpkı ataerkiyle ilk kez karşılaşan Barbie’lerin ne yapacağını bilmediği gibi, çoğu kadın da büyüdüğü, iş hayatına girdiği, cinselliğini keşfettiği dönemlerde ne yapacağını bilemeyerek geçiriyor vaktini. Çoğu vakit kendini suçluyor ya da yetersiz hissediyor.
Dünya bir Barbieland değil, hiçbir zaman da olmayacak. Film bile kendini, başta tüm Barbie’lerin gerçek dünyada yaşayan kadınları da kendileri gibi sanmasıyla, bu konuda tiye almaktan çekinmiyor. Ancak özellikle genç kadınlar için böyle filmleri işlevsel buluyorum. Bu filmler elbette yeri yerinden oynatmayacak, fakat çarpıcı bakış açıları sunarak genç kadınlar için bir farkındalık alanı açabilir.


