Pazartesi, Haziran 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bağımlılık Şeması: Ben Olamamayı Öğreten Bağ

Çocuklukta özerklik alanı desteklenmediğinde, yani bireyin kendi kararlarını alma ve sorumluluk üstlenme süreçleri sağlıklı şekilde gelişmediğinde, yetişkinlikte özerklik duygusunun temeli de zayıflar. Çocuğa bakım verenlerin sunduğu deneyimler yeterli ve destekleyici olduğunda, çocuk kendi başına deneme yapma ve öğrenme fırsatı bulur. Böylece “yapabilirim” duygusu adım adım inşa edilir.

Fakat ebeveynler aşırı koruma niyetiyle çocuğun denemesini engellediğinde, bağımsızlık duygusu gelişemez. Çocuk kendi yeterliliğini keşfetmekte zorlanır; hata yapma şansı verilmediği için başarı deneyimi de yaşayamaz. Sonraki yıllarda kişi, kendi başına adım atmayı riskli, yorucu ve hatta tehlikeli hissedebilir. Bu da bazı insanlara, ilişkilere ya da davranışlara karşı Bağımlılık Şeması geliştirmeye uygun bir zemin yaratır.

İçsel olarak “tek başıma yapamam” inancının yerleşmesi, bireyin hem ilişkilerde hem de günlük yaşam kararlarında bağımlı ilişkiler kurmasına neden olabilir. Bağımlılık arttıkça kişi, yaşamı üzerinde etkili ve tutarlı kararlar almakta güçlük çeker; sanki hayatta kalabilmesi bağımlı olduğu ilişkinin devamına bağlıymış gibi hisseder. Bu noktada onu tutan bağ, koparmayı düşündüğünde yoğun kaygı, suçluluk ve yalnız kalma korkusunu tetikleyen görünmez bir ip gibi deneyimlenir.

Bu görünmez bağ zamanla o kadar sıkılaşır ki kişi, onsuz ayakta kalamayacağını düşünebilir. Böylece ilişkideki bağ koparsa düşeceği inancı güçlenir ve bu inanç, bireyin “Benlik” olabilmesini, kendi sınırlarını oluşturmasını ve bağımsız hareket etmesini zorlaştırır. Temel düzeyde “bu hayatta tek başıma yaşayamazdım” düşüncesi yerleşir. Aslında burada birini kaybetme korkusundan çok, kişinin kendiyle nasıl baş edeceğini bilememe kaygısı vardır.

Bu nedenle ayrılmak sadece bir ilişkiyi değil, bireyin kendi içsel dünyasını da tehdit eden bir durum gibi hissedebilir. Fakat kişi ayrılma ihtiyacını fark ettiğinde, “ben olma” süreci başlar. İlk kez kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve duygularını ciddiyetle görmeye başlar. Bu farkındalık, bağımlılığın içindeki görünmez bağları zayıflatır ve bireyin kendi kimliğini yeniden kurmasına zemin hazırlar.

Benlik Gelişimini Başlatarak; Bağlılığı Besleyen İç Sesi Fark Etmek

İlk Adım: Gerçek İç Sesi Duyabilmek

Kişinin kendi duygularını, düşüncelerini ve gerçek isteklerini fark edebilmesi için, içindeki eleştirel seslerin çoğu zaman kendisine ait olmadığını fark etmesi gerekir. Bu sesler; aile öğretileri, çocukluk deneyimleri ve başkalarının beklentilerinin içselleşmiş hâlidir. Kişi uzun süre bu eleştirel sesi kendi sesi sanarak yaşar ve onu kendi gerçeği zanneder.

Oysa birey bu sesin kendisine ait olmadığını fark ettiğinde, ilk kez kendi iç sesinin — yani gerçekten ona ait olan duyguların, gerçek düşüncelerin ve sahici isteklerin — neye benzediğini duymaya başlar. Bu fark ediş, benlik gelişiminin ilk güçlü adımıdır.

İkinci Adım: Duyguları Adlandırmak ve Tutumu Fark Etmek

Bireyin bağımlı olduğu kişiye karşı kendi tutumlarını değerlendirmesi, hangi duyguları yaşadığını fark etmesi ve bu duyguları adlandırması gerekir. Bu süreç, benlik farkındalığının derinleşmesini sağlar. Böylelikle kişi, hissettiği duyguların bağımlı olduğu kişi tarafından oluşturulmadığını; aslında kendi içsel dünyasının bir yansıması olduğunu görmeye başlar.

Bu fark ediş, bağımlılığın bağını çözmeye başlatan dönüm noktasıdır. Kişi duygularının kaynağını anlamaya yönelir; geçmişten gelen ihtiyaçların bugünkü ilişkide yeniden canlandığını fark eder. Böylece bağımlılığın gücü zayıflamaya başlar.

Üçüncü Adım: İdealleştirmeyi Fark Etmek ve Gerçeğe Dönmek

Bağımlı ilişkide kişi çoğu zaman karşısındakini gerçekte olduğu hâliyle değil, kendi iç dünyasında yarattığı hâliyle görür. Bu, bağın ağırlığını artırır; yalnız kalacağına, tamamlanamayacağına veya onsuz yaşayamayacağına dair korkuları tetikler. Duyguların oluşturduğu bu düşünceler, bireyin ilişkideki gerçeklikten uzaklaşmasına ve bağımlı olduğu kişiyi gereğinden fazla yüceltmesine yol açar.

Bu nedenle birey, idealize ettiği kişinin gerçekliğini fark etmeyerek kendi benliğinden uzaklaşmış olur.

İdealleştirmeyi fark etmek ise özgürlüğün başlangıcıdır. Kişi ilişkiye daha gerçekçi bir yerden bakmaya başlar; kendi duygusal ihtiyaçlarını keşfeder ve bu ihtiyaçları kendi içinde karşılayabilecek bir aşamaya ilerler. Böylece başkalarına duyulan zorlayıcı bağlılık çözülür ve birey kendi iç gücünü yeniden inşa etmeye başlar.

Merve Akkaya
Merve Akkaya
Merhaba, ben Merve Akkaya. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde mezuniyet aşamasındayım. Lisans eğitimim boyunca NP İstanbul Beyin Hastanesi, NP Feneryolu Tıp Merkezi, Moodist Hastanesi ve Kim Psikoloji’de staj yaparak klinik gözlem ve psikoterapi alanında deneyimler edindim. Uzm. Psk. Gizem Çetinden Temel BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) eğitimini ve Prof. Dr. Nevzat Tarhan koordinatörlüğünde nörobilim temelli pozitif psikoterapi eğitimimi tamamladım. Aynı zamanda lisans eğitimim devam ederken uluslararası süpervizyon programlarıyla mesleki gelişimimi destekledim. Şu anda Dr. Cengiz Demirsoy süpervizyonluğunda NP Feneryolu Tıp Merkezi’ndeki stajıma devam etmekteyim. Bununla birlikte, Moodist Hastanesi'nde genel psikiyatri alanında asistan psikolog olarak görev yapmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar