Hayatta kalmak ve insan ilişkileriyle birlikte hayatımızı sürdürebilmek için bağ kurabiliyor olmamız önemlidir ve gereklidir. Sinir sistemimizin de bağ kurmaya ihtiyacı vardır ve bağ ile iyileşir. Mesela, güvende hissettiğimiz bir ilişkide; kalp ritmimiz dengede olur, bedenimizin sürekli tetikte olma hali zamanla çözülür. Yani bağ kurarak hem duygusal hem de fiziksel iyileşmeler yaşanabilir.
Biriyle yakınlaştığımız zaman derinleşmelerimiz de olur. Biz bu derinleşmeyi; biri tarafından fark edilip görülünce, yargılanmadan olduğumuz hâlde kabul edilince yaşarız. İçe döneriz. Böylelikle yalnızken öğrenemediğimiz; ihtiyaçlarımızı, kim olduğumuzu, sınırlarımızı başkalarıyla temas hâlindeyken bize öğretir hayat.
Yakınlaşabildiğimiz an yalnızlık duygusundan kurtulabiliriz. Çünkü bağ kuramayıp yakınlaşamadığımızda hep yalnızlığı seçmişizdir. Sosyal ortamlara katılırız fakat yine kendimizi yalnız hissederiz. Kalabalıkla iletişimde olduğumuzda, o yalnızlık duygumuz bizi terk edebilir. Yalnızlık duygusuna sahip olduğumuz zaman içimizde bir boşluk duygusu da olur ve evet, bu duygu da bizi terk edebilir. Artık bağ kurmayı kabullenince, insanlarla duygularımızı paylaşmayı da öğreniriz ve bu zamana kadar paylaşamadığımız duyguları paylaşabiliyor olmak bizi hafifletir ve bize iyi duygular hissettirir.
Bağ Kurmak ve Bağımlılık Arasındaki Fark
Bağ kurmak konusunda en çok karıştırılan konu şudur: Bağ kurmak, bağımlı olmak anlamına mı gelir? Hayır, değildir. Kişi eğer sağlıklı bağ kurabilmişse, karşısındaki kişiye tutunmuş hâlde değildir; kendisi olarak o kişiyle yan yana durabilme yetisi kazanmış hâldedir.
Bağ Kurmak Bizi Neden Rahatsız Eder?
Bazen bağ kurmayı isteriz; yeni arkadaşlarımız, çevremiz olsun, bir ilişkimiz olsun… Peki, bu bağ kurma isteğine sahipken neden bunu başaramayız ve bunun için neden cesaret gösteremeyiz? Bağ kurmak bazı kişiler için rahatlatıcı olabilir; bazıları için ise önce huzursuzluk yaratabilir.
Danışanlarla çalışırken, bazı kişilerin yakınlığa temkinli yaklaştığını gözlemliyorum. Bu temkinin çoğu, çocuklukta yaşanan kayıplarla bağlantılı olduğu anlaşılıyor. Sevilen birinin aniden uzaklaşması/terk etmesi ya da duygusal yakınlıkların hayal kırıklığıyla sonuçlanması, kişinin ilişkilerde mesafeyi tercih etmesine yol açabiliyor. Bu kişiler için yakınlık, huzursuzluk olarak değerlendirilebiliyor. Bu kişilerin zihninde, “Eğer biriyle yakınlaşırsam beni terk eder mi?” döngüsünü çok görüyorum.
Gözlemlerime göre diğer bir sebep ise; kişi büyürken bakıcıları (anne, baba, anneanne, babaanne, dede veya bakıcı) tarafından koşullu sevgi ile büyütülmüşse… Çocuğa bir karşılık ile bir şeyler yaptırılmaya çalışılmışsa, “böyle davranırsan seni severim” tarzı cümlelerle çocuğun zihni çok doldurulmuşsa, bu çocuk büyüdüğünde birine yakın davranmakta zorluk yaşayabiliyor ve zamanla yakın olmamak konfor alanı hâline gelebiliyor; bu konfordan çıkmayı tercih etmiyor.
Bazı danışanlara göre de bağ kurmak, kontrol kaybı gibi hissedilebilir. Bağ kurduğu zaman duygularını kontrol edemeyip, bir sürü duygusuyla yüzleşmekten kaçınabiliyor. İlişkilerde yakınlığın artması, kişinin uzun süredir temas etmediği ya da temas etmekten kaçındığı duygularının gün yüzüne çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle kimi kişiler, bu duygulardan kaçmayı sürdürmek adına ilişkilerde mesafeyi tercih edebilir.
Beynin Tanıdık Olana Eğilimi
Kişilerin yakınlığı tercih etmemesinin önemli bir diğer noktası ise… Kişinin beyni sürekli kötü hissetmeye alıştıysa, hayatının uzun bir döneminde stres ya da belirsizlik ile yaşadıysa, sakinlik ve huzur gibi olumlu duygular o kişiye yabancı gelebilir. Yakınlık, kişiye tedirgin hissettirebilir. Çünkü beyin, tanıdık olan stres ve belirsizlik gibi duyguların dışına çıkmamayı tercih eder. Bu duygular, beynimiz için sağlıksız olsa bile…
Yakınlığa mesafeli olan bazı kişiler, fiziksel teması rahatlatıcı bir deneyim olarak algılamayabilir. Bu temas, beklenenin aksine kişide huzurdan çok gerilim yaratabilir. Bu nedenle ilişkilerde mesafe koymak, onlar için daha yönetilebilir bir alan sunar. Seans ortamında da benzer bir tutum görülebilir; danışan, danışmanla arasına görünmez bir mesafe koyabilir. Bu mesafe, hızlı bir yakınlık girişimiyle değil, zamana yayılan bir güven süreciyle yavaş yavaş azalabilir.
Yakınlık Kurma Sürecinde Farkındalık ve Sabır
Yakınlık kurmakta zorlandığımızda, neden yakınlık kuramadığımıza odaklanmamız gerekir. Yakınlık anında hangi duyguyu ya da duyguları hissediyorum? Bu duyguyu vücudumun neresinde hissediyorum?
Yakınlıktan kaçma isteğimiz ortaya çıktığında, bu isteği hemen gerçekleştirmek yerine yakınlığa tahammülümüzü artırmayı hedefleyebiliriz. Bunun için, o andan hemen kaçmayıp önce yaklaşık 10 dakika o anın içinde kalmak, ardından bu süreyi 20 dakika ve sonrasında daha uzun aralıklara çıkarmak mümkündür. Süre kademeli olarak artırıldıkça, sinir sistemi yakınlığın her zaman bir tehlike olmadığına dair yeni bir deneyim öğrenir.
Yakınlıktan kaçma davranışı, kişinin geçmiş deneyimlerine verdiği anlaşılır bir tepkidir. Bu tepki fark edildiğinde ve danışmanlar tarafından yargılanmadan ele alındığında, kişi için bağ kurmak yeniden öğrenilebilir bir süreç hâline gelebilir… Küçük temaslarla, zihin güven ve yakınlık duygusunu öğrenebilir.


