Pazar, Nisan 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Psikanalizin İlk Kuşak Kadın Düşünürlerinden Biri ve Avrupa Entelektüellerinin İlham Perisi: Lou Andreas-Salomé

1861 yılında St. Petersburg’da doğan Salomé erken yaşta varoluşsal sorularla yoğun bir içsel hesaplaşma yaşadı. Rus İmparatorluğu’nda Alman kökenli askerî–bürokratik elit bir aileye sahipti ve kadınların akademik eğitime sınırlı erişimi olduğu dönemde özel bir eğitim aldı, yabancı dillerle erken yaşta tanıştı, Avrupa’daki entelektüel çevreye erişim imkânı sağladı. General olan babasının ölümü, onda hem derin bir kayıp duygusu hem de metafizik sorgumalara yönelim yarattı. Bu dönem, psikanalitik açıdan, Salomé’nin iç çatışmalarını bastırmak yerine düşünceye dönüştürme eğiliminin başlangıcı olarak okunabilir. Feminist bir bakışla ise bu erken entelektüel yalnızlık, kadının kendini yalnızca ev içi rollerle tanımlamayı reddedişinin ilk işaretidir.

İlk İlişkiler ve Eğitim Hayatı

16 yaşında kiliseden ayrılan ama teolojiye ilgisi devam eden Salomé 18 yaşındayken ilk ilişkisini evli bir papaz olan Hendrik Gillot ile yaşadı. Bu durum onun dine bakışını etkiledi. Gillot ondan 25 yaş büyüktü ve aynı zamanda öğretmeniydi. Salomé’nin, Gillot’un ölümünden sonra yazdığı Ruth kitabındaki anlatımına göre Gillot ona o kadar âşık olmuştu ki karısından boşanıp onunla evlenmek istedi. Salomé bu teklifi reddetti, ayrıldılar. Felsefe, din, sanat tarihi eğitim almak için Zürih’e gitti. Bu şehirde yaşadığı hastalığı nedeniyle daha sıcak iklimli bir yere gitmesi ve tedavi görmesi tavsiye edildi. Annesiyle Roma’ya gittiler. Nietzsche ve Rée ile Roma’da tanıştı.

Nietzsche ve Özgürlük Arayışı

Salomé’nin Friedrich Nietzsche ile ilişkisi, genellikle dramatik bir aşk hikâyesi olarak sunuldu. Nietzsche’nin yaptığı evlilik tekliflerini reddetmesi dönemin toplumsal normlarını sarstı, Salomé’nin “tehlikeli” kadın olarak görülmesine neden oldu, Nietzsche’nin kadın düşmanı olarak anılmasının etkeni haline geldi. Filozofun kardeşi tarafından “ahlaksız kadın” olarak tanımlandı. Kurgusal roman olan Nietzsche Ağladığında isimli kitapta şöyle geçer: “Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.” Salomé için evlilik kadının entelektüel ve bedensel özgürlüklerini kısıtlayan bir kurumdur. Psikanalitik açıdan değerlendirildiğinde Salomé’nin bu reddedişi, kadın arzusunun yalnızca sahip olunma üzerinden tanımlanmasına karşı bir direnişti. İkilinin ilişkisi Irvin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında ve Lance Olsen’in Nietzsche’nin Öpücükleri başlıklı romanlarına konu oldu.

Paul Rée ve Evlilik Kararı

1880’lerin başında Salomé, Nietzsche’nin de arkadaşı olan filozof Paul Rée ile yakın bir ilişki kurdu. Bu ilişki de esasen entelektüel ve duygusal bir birliktelikti ve Salomé’nin evlilik istememesiyle bitti. 1887 yılında Friedrich Carl Andreas ile yaptığı evliliği uzun süre bilinçli olarak cinsel birliktelikten arındırılmış bir ortaklık şeklinde sürdürdü ve notlarında 34 yaşına kadar cinsel birlikteliklerden uzak durduğunu belirtti. Andreas eğer onunla evlenmezse intihar edeceği konusunda Salomé’yi tehdit etmişti, bu evlilik böyle gerçekleşmiş oldu. Ancak evliliği esnasında bile kocasının bilgisinin dahilinde başka kişilerle flört etmeye devam etti ve yaşamının sonuna kadar evli kaldılar. Bu flörtlerinin arasında Friedrich Pineles, Victor Tausk, Rainer Maria Rilke vardı. Freud ise “Ona duyduğum aşkı ve hayranlığı açıkça söylemiş olmayı isterdim” demiştir. Tolstoy tanıştıklarında ona hayran kalmıştı.

Rainer Maria Rilke ile Olan İlişkisi

30’lu yaşların sonundaki Lou Andreas-Salomé ile 20’li yaşlarının başındaki Rainer Maria Rilke ilişki yaşamaya başladı ve kendine güveni şair Rilke’yi büyüledi. Rilke onu “tek gerçekliğim” olarak nitelendirdi ve aşk yaşamaya başladılar. Rilke’nin şiirsel dilinin dönüşümünde Salomé’nin rehberliği belirgindir, bir şiirinde şöyle der: “Söndür gözlerimi: seni görürüm Kapat kulaklarımı: seni işitirim Ayaksız da olsam sana yürürüm Ağızsız da seslenip seni çağırırım. Kır kollarımı: sarılırım sana Yüreğimle, bir elle tutar gibi Kopar yüreğimi: beyinim çarpar Ve tutuştursan da beynimi Taşırım seni kanımın akıntısında…”

Ancak bu ilişki, klasik anlamda fedakâr bir kadın figürü üretmedi. Psikanalitik düzlemde ise Salomé’ nin burada annelik, cinsellik ve entelektüel dostluk rollerini birbirine karıştırmadan kurabilmesi dikkat çekicidir. Feminist açıdan bu ilişki, kadının besleyen ama kendini silmeyen bir özne olabileceğini gösterir. Ancak Rilke, Salomé’yi sığınılacak bir yuva olarak görüp neredeyse varoluşsal bağlılık gerçekleştirdi, hatta o kadar bağlandı ki daha “erkeksi” görünmek için adını René’den Rainer’a dönüştürdü. Özgürlüğüne çok düşkün olan Salomé, Rilke’ nin kendisine fazlasıyla bağlanmasından ve duygusal gel-gitlerinden bunaldı ve şairden ayrıldı. Psikanalitik olarak bu ilişki maternal transference üzerinden ilerlemeye başlamıştı. Bunu fark eden Salomé bilinçli olarak geri çekildi. Ama ayrıldıktan sonra bağ tamamen kopmadı, uzun yıllar mektuplaşma ve entelektüel dostluk yaşandı. Salomé, Rilke’yi sevmediği için değil, onu kurtarmak zorunda kalan kadın olmamak için ayrıldı. Salomé ölene kadar şairi hayatının aşkı olarak gördü.

Sigmund Freud ve Psikanaliz Dönemi

20.yüzyıl başlarında Sigmund Freud ve psikanaliz çevresiyle yakın ilişkiler kurdu. Freud Salomé’yi görünce onun zekasından çok etkilendi. Freud ile olan ilişkisi romantikten ziyade entelektüel bir arkadaşlıktı. Freud kendisinden şöyle bahseder: “Korkunç bir zekâ… Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.”

Salomé, psikanaliz alanında aktif bir düşünür olmuş; özellikle narsisizm, kadın erotizmi ve benliğin oluşumu üzerine özgün katkılar sunmuştur. O cinselliği sadece biyolojik bir olgu olarak görmeyip benliğin dünyayla kurduğu yaratıcı ilişki olarak değerlendirir. Bu yaklaşım, klasik psikanalizin kadın cinselliğine dair yüzeysel bakış açısına önemli bir alternatif oluşturur. Salomé’nin ilişkilerine bütüncül bakıldığında dikkat çeken şey, cinselliğin anlamıdır. O, ne sürekli cinsel deneyimi özgürlük ölçütü olarak görür ne de arzuyu bastırır. Bu durum psikanalitik bağlamda libidonun bilinçli yönlendirilmesi olabilir. Feminist bir okuma açısından ise Salomé, kadının hem cinselliği yaşama hem de yaşamama hakkını savunan erken bir figürdür.

Son Yılları ve Mirası

Eşi Andreas 1930’da kanserden hayatını kaybetti, kendisi de 1935’te kanser ameliyatı geçirdi. Yıllardır eşiyle arasında olan iletişimsizlik son yıllarında geçirdikleri hastalıklar nedeniyle bir nebze olsun düzeldi. 1937’de Göttingen’de üremiden öldü. Ölümünden birkaç gün sonra kütüphanesine Gestapo tarafından el koyuldu. Adı sokaklara ve psikoloji enstitüsüne (Lou Andreas-Salomé Institut für Psychoanalyse und Psychotherapie) verilerek yaşatıldı.

Salomé 15 roman ve birçok çalışmaya imza attı. Önemli eserlerine örnek olarak Ruth (1895), Das Haus (1919), Volga (1902), Feniçka (1898) verilebilir. İlişkileriyle gündeme gelse de psikanaliz, edebiyat, din, felsefe çalışmaları büyük önem taşır. Erkeklerin hüküm sürdüğü psikanalize kadın bakış açısı katmıştır.

Kaynakça

  • Aruoba, O. (1999). İle. Metis Yayınları.

  • Andreas-Salomé, L. (1974). Lebensrückblick (Nachtrag, 1934).

  • Hollingdale, R. J. (1999). Nietzsche: The man and his philosophy. Cambridge University Press.

  • Yalom, I. D. (1999). Nietzsche ağladığında (Çev. A. Bora). Ayrıntı Yayınları.

  • Olsen, L. (2007). Nietzsche’nin öpücükleri (Çev. Işıl Özbek). Versus Kitap.

  • Roudinesco, E., & Plon, M. (2011). Andreas-Salomé Lou, née Liola (Louise) von Salomé (1861–1937). In Dictionnaire de la psychanalyse. Fayard.

  • Freud, S., & Andreas-Salomé, L. (1985). Letters (E. Pfeiffer, Ed.). W. W. Norton & Company.

  • Arana, R. V. (2008). The Facts on File companion to world poetry: 1900 to the present. Infobase.

  • Andreas-Salomé, L. (2020). Arayışlar (İlknur İgan, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları.

  • Andreas-Salomé, L. (2018). Ruth (İlknur İgan, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları.

Defne Duru Dede
Defne Duru Dede
Defne Duru Dede, Birleşik Krallık’ta Swansea Üniversitesi Psikoloji bölümünde eğitimine devam etmektedir. Psikolojik olguları mitoloji, teoloji ve tarihsel bağlamlarla birlikte ele alan yazar; yazılarında ilişkiler, klinik psikoloji, sosyal psikoloji, biyolojik psikoloji, nörogelişimsel farklılıklar, anksiyete, stres ve depresyonun yanı sıra rüyalar ve bilinçdışı süreçlere odaklanmaktadır. Oxford ve Princeton Üniversiteleri tarafından düzenlenen dünyanın en prestijli deneme yarışması olan John Locke Essay Competition’da teoloji alanında liyakat ödülüne layık görülmüştür. Disiplinler arası yaklaşımıyla insan davranışını çok boyutlu biçimde incelemeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar