Bu köşede ilk kez buluşuyoruz. Belki bu yazıda kendinizi bulacaksınız, belki de hiç düşünmediğiniz bir yerden içinize bir ışık düşecek. Ne olursa olsun, burada olduğunuz ve bu cümlelerle buluştuğunuz için şimdiden teşekkür ederim. Köşedeki ilk yazımda size en gerçek hâlimle seslenmek istedim. O yüzden; en tanıdık duygumuzla, aşkla başlamak istiyorum. Hayatımızda en çok üzerine düşündüğümüz ama yine de tam olarak çözemediğimiz duygulardan biri olan aşk… Birini sevmek, onunla yakınlık kurmak, birlikte bir hayat inşa etmek…
Hepimiz aşkı duyguların dünyasına ait sanarız; oysa perde arkasında sessiz bir matematik vardır. Sayılar yok belki bu denklemde ama denklemler, oranlar ve denge kuralları söz konusudur. Ve ilişkinin iskeletini oluşturur. Aşk söz konusu olduğunda çoğumuz duyguların akışına inanmayı seçeriz. Ama akıştayken şunu fark ederiz: İlişkiler güzel olduğu kadar kırılgandır. Bir bakış güç verirken bir kelime incitebilir; küçük bir ihmal büyük bir boşluk yaratabilir. İşte bu yüzden ilişkiler sadece duygularla değil, görünmez bir ilişki dengesi ile ayakta kalır.
Peki kaçımız ilişkilerini matematiksel olarak açıklayabilir? Aşkın bir denklemi elbette vardır. Fakat aşkı sürekli hesaplayan bir denklem gibi görmek ilişkiyi mekanikleştirebilir. Bu noktada psikolojik dengeyi anlamak, ilişkilerin neden değiştiğini veya neden tükendiğini kavramayı sağlar.
İlişkilerin Dengesini Yaratan Gizli Sistem: Eşitlik
Bir ilişkide eşitlik, iki kişinin aynı oranda çaba göstermesi değildir; önemli olan ilişkide emeğin adil hissettirmesidir. Bu adalet mükemmel eşitlik değildir; daha çok “Ben ne veriyorum, ne alıyorum?” sorusunun kişide yarattığı hissi düzenler. Peki bize dengede hissettiren şeyler nelerdir?
Bir taraf sürekli almıyor veya vermiyorsa, ilişkideki sorumluluklar paylaşılıyorsa, duygusal yatırımlar benzer seviyedeyse dengede hissederiz. İlişkide eşitliği bozan şey çoğu zaman büyük davranışlar değil, “küçük ama sürekli” yük hissettiren farklarıdır. Aksi durumda sistem bozulur. İnsan zihni buna uzun süre dayanamaz; çünkü doğal eğilim hep şudur:
Benim için ne yapıyor? Benim gösterdiğim çabayı görüyor mu?
Aşkın Denkleminde Denklik ve Uyumluluk
Denklik, romantik ilişkilerde sıkça konuşulmayan ama çok belirleyici bir psikolojik ilkedir. İnsanlar benzer düzeyde değer veren, yatırım yapan, iletişim becerisi sergileyen kişilerle daha uzun soluklu ilişkiler sürdürebilir. Denklik, tamamen aynı olmak anlamına gelmez; ama benzer frekansta buluşmak demektir.
Her ilişkide çiftlerin sık sık kapıldığı bir yanılgı vardır:
“Biz birbirimize çok benziyoruz.”
Bu çok güzel bir tamamlama olsa da aslında ilişkiyi güçlendiren asıl olay kusursuz benzerlik değil, tamamlayıcı uyumluluktur. Bu denklem, iki kişiyi “eşit” yapmaz, uyumlu yapar. Uyum ise ilişkideki stresi azaltır ve güveni artırır.
Aşkın En Görünmez Ama En Güçlü Formülü: Karşılıklılık
Bir ilişkinin en basit ama en etkili ilkesi karşılıklılıktır. Duyguların en doğal yasası, karşılık bulmayan enerjinin zamanla sönmesidir. Bir ilişkiyi ayakta tutan şey sevgi kadar, o sevginin geri dönüşüdür.
Karşılıklılık;
— Bir mesajın cevabı,
— Bir sarılmanın aldığı sıcak karşılık,
— Bir çabanın görülmesi,
— Bir duygunun sahiplenilmesidir.
Bu döngü ve mikro düzen basit gibi görünse de sağlandığı zaman ilişki beslenir, aşk güçlenir. Sağlanmadığında ise en büyük aşk bile yavaş yavaş tükenir.
Sonunda tüm bu kavramlar tek bir gerçeğe çıkıyor: Aşk bir matematik değildir ama ilişkiler bir denge sanatıdır. Duygular ne kadar yoğun ve vazgeçilmez olsa da eşitlik ve karşılıklılık sağlanmadığında kırgınlık, denklik sağlanmayan yerde ve uyum olmayan yerde yabancılaşma başlar ve büyür.
Belki asıl mesele birbirimizi “tam” görmek değil, birbirimizin yanında tamamlanmak ve birbirimizi tam anlamaktı… Ve kuvvetle düşündüğüm tek şey aşkın saklı matematiği, ilişkilerin birbirini eksiltmeden birbirine eklenebilmesindedir.


