Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşk mı, Dopamin Bağımlılığı mı?

İlişki Bağımlılığının Tanımı ve Özellikleri

Romantik ilişkilerimiz sevgi dolu, bizi besleyen, güven veren bir yerde olabileceği gibi bazen bireyler diğerleriyle kurdukları ilişkide, ilişki kurduğu bireyde var olan kişilik özellikleri veya bazı davranışlar ve tutumlar sebebiyle diğerine bağımlı ilişki geliştirebilmekte ve bu bağımlı ilişkinin karşılıklı olarak kişilerin ihtiyacına göre devam eden sürece dönüşmesi ilişki bağımlılığı olarak tanımlanmaktadır (Çetin ve Arslan, 2023). İlişki bağımlılığı, kişinin romantik ilişkisine veya partnerine karşı aşırı düzeyde duygusal ve psikolojik bağımlılık geliştirmesiyle karakterizedir ve bu durum genellikle düşük benlik saygısı, ayrılık kaygısı ve obsesif düşüncelerle ilişkilidir (Gökçen, Traş, Yakıcı, 2025).

İlişkilerinde bağımlılık yaşayan bireyler mükemmeliyetçi, başkalarına alanlarını gösterememe, kendilerine yönelik düşük benlik algısına ve işlevsel olamayan düşüncelere sahip olma, alınganlık gösterme gibi kişilik özelliklerine, kendilerine değer vermeme, aşırı kontrollü davranma, istemediği durumlarda karşısındakini reddedememe gibi davranış özelliklerine sahiplerdir (Çetin ve Arslan, 2023). Bu tür bir bağlanma biçimi, bireyin psikolojik iyi oluşunu olumsuz etkileyerek işlevsellik kaybına ve tekrarlayan toksik ilişki döngülerine yol açabilir. Bağımlılık kuramları çerçevesinde değerlendirildiğinde, ilişki bağımlılığı madde bağımlılığına benzer nörobiyolojik ve davranışsal özellikler gösterebilir, çünkü her ikisinde de ödül sisteminin aşırı aktivasyonu söz konusudur (Gökçen, Traş, Yakıcı, 2025).

Bağlanma Stilleri ve Bilişsel Çarpıtmalar

Sevgi, genellikle bireylerin ve ilişkilerin iyi oluşuna katkıda bulunan şefkat, bağlılık ve yakınlık gibi unsurlarla karşılık, alışkanlık temelli bağlanma, genellikle duygusal bağımlılıktan kaynaklanır ve bireyler, gerçek sevgi veya karşılıklı büyümeden ziyade yalnızlık veya terk edilme korkusuyla ilişkiyi sürdürme eğilimindedir. Bu bağımlılık, özellikle bir veya her iki partnerin güvensiz bağlanma stilleri (kaygılı veya kaçıngan bağlanma gibi) sergilediği ilişkilerde belirgindir. Araştırmalar, duygusal bağımlılığın sıklıkla erken bağlanma deneyimlerinden kaynaklandığını ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçların veya tutarsız bakım verme kalıplarının yetişkinlikte bağımlılığa yatkınlık yarattığını göstermektedir.

Örneğin, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, partnerlerinden aşırı güvence ve onay ihtiyacı geliştirebilir ve bu duyguları sevgiyle karıştırabilir. Benzer şekilde, kaçıngan bağlanmaya sahip bireyler, duygusal ihtiyaçlarını bastırırken, duygusal rahatsızlık veya kırılganlık korkusuyla partnerlerine alışkanlıkla bağlı kalabilir. Bilişsel-davranışçı bir perspektiften sevgi ve alışkanlık, ilişkiyi sürdüren temel düşünce kalıpları ve davranışlarla ayırt edilebilir. Gerçek sevgi, nezaket eylemleri, paylaşılan deneyimler ve şefkat ifadeleri gibi olumlu pekiştirme ile karakterize edilir ve bu durum partnerler arasındaki bağı güçlendirir. Buna karşılık, alışkanlık temelli bağlanma genellikle yalnızlık, reddedilme veya toplumsal yargı gibi olumsuz sonuçlardan kaçınma nedeniyle ilişkiyi sürdürme davranışını içerir. Bilişsel çarpıtmalar da duygusal bağımlılıkta önemli bir rol oynar. Örneğin, partnerlerini idealleştirme eğilimindeki bireyler, kırmızı bayrakları veya sağlıksız davranışları görmezden gelebilir ve bağımlılıklarını sevgi olarak rasyonalize edebilir. Benzer şekilde, olası ayrılıklara yönelik felaketleştirme düşünceleri, ilişkiyi her ne pahasına olursa olsun sürdürme duygusu yaratabilir ve bu durum alışkanlık kalıplarını daha da pekiştirebilir.

Sosyal Değişim Teorisi ve Bağlılık Dinamikleri

Sosyal değişim teorisi, aşk ve alışkanlık ayrımını anlamak için bir diğer değerli bakış açısı sunar. Bu teoriye göre, ilişkiler, partnerler arasında algılanan maliyet ve faydalara dayalı olarak sürdürülür. Duygusal bağımlılık, bir partnerin ilişkiden bağımsız olarak erişemeyeceğini düşündüğü temel duygusal, sosyal veya psikolojik kaynakları ilişkiye atfetmesi durumunda ortaya çıkabilir. Alışkanlık bağlanması genellikle yalnızlık, mali istikrarsızlık veya toplumsal yargılama gibi olumsuz sonuçlardan kaçınma gerekliliği algısı, ayrılığın faydalarını gölgede bıraktığında gelişir.

Bu dinamikler, duygusal bağımlılığın yüksek olduğu ilişkilerde özellikle yaygındır. Örneğin, Karney ve Bradbury (1995), bağımlı ilişkilerdeki bireylerin olumsuz deneyimleri rasyonalize ederek mevcut durumu sürdürme eğiliminde olduğunu ve bu bağımlılığı aşkla karıştırabileceklerini öne sürmüştür. Ayrıca, sosyal değişim teorisinin bir uzantısı olan bağımlılık teorisi, ilişkileri sürdüren bağlılığın rolüne dikkat çeker. Gerçek aşkın güttüğü bağlılık, karşılıklı yatırım ve ortak hedefleri yansıtırken, bağımlılıktan kaynaklanan bağlılık genellikle kayıp veya değişim korkusundan kaynaklanır. Bu dinamiklerin farkına varmak, bireylerin ilişkilerinin ardındaki motivasyonları değerlendirmelerine ve aşk ile alışkanlık arasındaki ayrımı yapmalarına yardımcı olabilir (Deniz, 2025).

Duygusal Bağımlılığın Etiyolojisi ve Nörobiyolojik Temelleri

Duygusal bağımlılığın etiyolojisine baktığımızda en çok çocukluktan gelen etkenlerle karşılaşmaktayız. Özellikle erken yaşlarda oluşan benlik algısının bağımlılık üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Çocuğun gelişim aşamalarının her evresinde bazı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar zamanında ve olması gerektiği gibi karşılanmadığında, ilerleyen dönemde bunlarla ilgili çeşitli bağımlılıklar gelişebilir. Sevilmeme inancı ve değersizlik hissinden bilişsel davranışçı terapide fazlaca bahsedilir ve bu duyguların yoğun olduğu kişiler sevgi ve değer görebileceği inancına sahip değildir. Bu sebeple birisi tarafından sevildiğini ve değer gördüğünü hissettiğinde bunu kaybetmemek adına o kişiye karşı bağımlı hale gelebilirler. Dowling (1981) duygusal bağımlılığın önemli nedenlerinden birinin ise kişinin kendini sevmemesi olduğunu ifade etmiştir. Duygusal bağımlılık alan yazında aynı zamanda aşk veya sevgi bağımlılığı olarak da geçmektedir ve aşk bağımlılığını etkileyen nörobiyolojik etkenler bulunmaktadır (Demiröz, 2025).

Sevgi bağımlılığı nörobilimsel açıdan, romantik ilişkilerin dopaminerjik ödül sistemini aşırı uyararak obsesif düşünceler ve bağımlılığa yol açmasıyla açıklanır. Özellikle ventral tegmental area (VTA), nucleus accumbens (NAc) ve prefrontal korteks, ödül beklentisini artırarak bireyin partnerine aşırı bağımlılık geliştirmesine neden olurken, ayrılık durumlarında dopamin düşüşü madde yoksunluğuna benzer belirtiler ortaya çıkarır (Gökçen, Traş, Yakıcı, 2025). Aşk bağımlılığında, madde bağımlılığındaki duruma benzer beynin frontal korteksteki ödül merkezi uyarılır. Ayrıca beyinde dopamin üretiminde artış görülür. Madde bağımlısı olan kişiler, kullandıkları maddeden bahsederken onunla aralarındaki ilişkiyi sanki romantik bir partnerden bahseder gibi anlatmışlardır. Bu nedenle kişilerin ilişki içerisindeyken yaşadığı güzel duygular, ilişkinin sürdürülmesindeki ısrara sebep olur ve ilişkiden kopmayı zorlaştırabilir. Eğer bireyin ailesinde psikolojik bir rahatsızlık ya da depresyon bulunuyorsa kişinin ilişkisinde duygusal bağımlılık yaşaması genetik olarak aktarılabilir (Demiröz, 2025).

Sonuç: Aşk mı Yoksa Alışkanlık mı?

Sonuç olarak bazen aşk sandığımız şey bir tür dopamin bağımlılığı olabilir ve ödül beklentisiyle kötü sinyalleri görmezden gelebiliriz o kişiyi hayatımızın aşkı zannedebiliriz bu tür durumlarda gerçekten karşımızdaki partner bize iyi mi geliyor?, onun yanında kendimiz mi oluyoruz yoksa karşımızdaki kişiye uyum mu sağlıyoruz? yoksa bir var bir yok mu?, arada bize ilgi verip daha sonrasında belirsizlik mi bırakıyor, kafamızda sürekli ilişkimizi mi düşünüyoruz? Bu sinyaller bu bir aşk mı yoksa alışkanlık mı hakkında bize oldukça net bir çizgi verir. Bu süreçte farkındalık kazanmak, döngüden çıkışın ilk adımıdır.

KAYNAKÇA

  1. Saraçlı Ö, Atasoy N, Karaahmet E. Yakın İlişkilerin Nörobiyolojisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar. 2012;4:414–427.

  2. Deniz, Ş. (2025). Romantik İlişkilerde Duygusal Bağımlılığı Keşfetmek. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 12(1), 421-442. https://doi.org/10.46868/atdd.2025.869

  3. Gökçen G, Traş Z, Yakıcı HB. Sevgi Bağımlılığı, Travma Sonrası Bilişler ve Ruminasyon Arasındaki İlişki. Bağımlılık Dergisi. 2025;26(4):410-420. doi:10.51982/bagimli.1652094

  4. Çetin, Hüsamettin – Arslan, Kübra. “ROMANTİK İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK DÜZEYİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ”. Kalemname 8/16 (01 Aralık 2023): 364-376. https://izlik.org/JA48WT75GJ.

  5. Demiröz, K. (2025). Romantik ilişkilerde duygusal bağimlilik ile obsesif kompulsif özellikler arasindaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme becerisinin araci rolü (Order No. 32143435). Available from ProQuest Dissertations & Theses Global. (3235006795). Retrieved from https://www.proquest.com/dissertations-theses/romantik-ilişkilerde-duygusal-bağimlilik-ile/docview/3235006795/se-2

Duygu Kuru
Duygu Kuru
İstanbul Okan Üniversitesinde psikoloji lisans eğitimime devam ediyorum. Rehber Klinik’te EMDR, bilişsel davranışçı terapi, sanat terapisi ve spor psikolojisi alanlarında eğitim ve süpervizyon aldım. Fun & More’da oyun ablası olarak çalışıyor, gelişim psikolojisi dersi doğrultusunda gözlem ve yönlendirmelerde bulunuyorum. EMDR, şema terapi, bağlanma stilleri ve klinik psikolojiye özel ilgi duyuyorum. Yazılarımda bilimsel temelli, sade ve farkındalık odaklı bir yaklaşımı benimsiyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar