Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Annelik: Bir Başlangıç Kadar Bir Vedadır

Anneliğin Kabulü

Anne olmak; çoğu zaman tamamlanmış hissettiren, mutluluk ve heyecan veren bir duygu ile anlatılır. Toplumsal açıdan kutsal bir durum olarak kabul edilir. “Kadınlığın gururu”, “hayatın zirvesi”, “gerçek mutluluk” gibi kavramlarla idealize edilir.

“Her kadının tatması gereken bir duygu” olarak tanımlanan annelik; toplum açısından bir seçim değil, sahip olunması gereken bir ünvan gibidir. Kadının hayatındaki en anlamlı süreç olarak sevgi ve fedakârlık kavramlarıyla birlikte düşünülür. Ancak annelik, her zaman dışarıdan görüldüğü kadar kolay ve güzel olmayabilir.

Hamilelik; yalnızca psikolojik ve fiziksel açılardan yaşanan bir dönüşüm değil, aynı zamanda önemli kayıpları da içinde barındıran yeni bir başlangıç ve geçiş sürecidir. Anne olmak, yeni bir rol kimliği olarak kazanılırken eski benliğin bazı parçalarıyla vedalaşmayı da gerektirir. Bu nedenle hamilelik süreci, çoğu zaman fark edilmeyen fakat derin bir psikolojik yas deneyimi ile beraberinde değişimin yükünü taşıyabilir.

Hamilelikte Psikolojik Yas Nedir?

Yas süreci, yalnızca ölüm ve somut kayıpların ardından yaşanan bir durum değildir. Psikolojik yas; duygusal ayrılıklar, ihanet, bireyin yaşamında önemli bir kimliğin kaybı ve hayatının değişmesi gibi durumlarda da tetiklenebilir. Hamilelikte ve sonrasında yaşanan yas da tıpkı bu şekilde tepkisel bir şekilde ortaya çıkar.

Anne olmaya hazırlanan bir kadın; hayatında yalnızca bir bebek için yer açmaz. Aynı zamanda eski kendisine, yaşantısına, alışkanlıklarına, bedenine, ve özgürlüğüne de veda eder. Anne olmak, büyük bir sorumluluk almanın yanı sıra yeni bir kimlik edinmek demektir. Bu kayıplar çoğu zaman sürecin içerisinde fark edilemese de farklı biçimlerde etkisini gösterebilir. Dalgalı duygular, belirsiz bir eksiklik hissi, huzursuzluk, durgunluk ve zaman zaman hüzün gibi tepkiler olarak kendisini gösterebilir.

Toplum açısından anneliğin ve hamileliğin yalnızca mutlulukta ve güzelliklerle anlatılması, bu duyguların ifade edilmesini ve hissedilmesini zorlaştırır.

Kazanırken Kaybetmeyi De Kabullenmek

Annelik yalnızca mutlulukla tanımlanabilecek bir deneyim değildir. Bir bebeğin büyümesine eşlik etmek, onun ihtiyaçlarını karşılamak, geleceğine hazırlamak gibi sorumlulukları olan eşsiz bir bağ kurma sürecidir.

Bebek ile paylaşılan güzel anların ve hoş duyguların yanı sıra eş zamanlı bir kayıp da yaşanır. Anne; öncesinde kendi yaşamında bu rolü edinirken kaybettiği yanlarını bebeğine daha çok bağlanarak atlatmaya çalışırken sonrasında bebeğin büyüdükçe kensinden ayrıştığını fark eder ve bir boşluğa düşebilir. İlk adımlar, ilk arkadaşlıklar…

Zamanla bebek büyür ve ihtiyaçlarını karşılamak için anneye daha az gereksinim duyar. Kendi yemek yemek ister, tek başına yürümek ister, yardım almadan sorunlarını çözmek ister. Bunlar büyümenin ve bağımsızlaşmanın küçük işaretleridir ve aynı zamanda anne için de çocuktan ayrışmayı temsil eder.

Bebek; büyür, okula başlar, işe gider ve belki evlenerek belki de tek başına yaşamak için aileden ayrılır. Anne olmak da tüm bu büyüme sürecinde kazanırken kaybetmeyi de kabullenmektir. Bu süreçte kurulan bağlanma stili, hem annenin hem de çocuğun ilerideki psikolojik sağlığını belirleyen en temel unsurdur.

Annelikte Ambivalans: Sevmek ve Zorlanmak

Çocuğun ayrışması, annenin ona izin verme kapasitesi ile mümkün olur. Anne çocuğa yakın olmak isteğiyle uzak durması gereken alanları da kabullenmelidir. Çocuğun bireyselleşebilmesi için onu serbest bırakmak ve alan açmak gerekir.

Sevgi; sadece sıkıca tutmak değil, gerektiğinde bırakmaktır. Korumak; dünyadan uzak bir kafeste bekletmek değil, tanık olarak ve deneyimleyerek öğrenmesine izin vermektir. Anneliğe dair yaygın olan inanış; annenin sürekli sabırlı, mutlu ve fedâkâr olması gerektiğidir. Oysa gerçek ise çoğu zaman daha karmaşık ve zordur.

Anne; çocuğa derin bir sevgi ile bağlanırken aynı zamanda çaresizlik, yorgunluk, yetersizlik, öfke ve suçluluk hisleri ile mücadele eder. Bu durum psikolojide ambivalans olarak açıklanır. Yani zıt duyguların birlikte var olması olarak tanımlanır.

Dolayısıyla annelikte bu süreçlerin yaşanması ve zorlanılması sağlıksız bir durum olduğunu değil; insanî ve doğal bir durum olduğunu gösterir. Çünkü koşullar nasıl olursa olsun dünyaya yeni bir canlı getirmek ve onun bakım verme sorumluluğunu üstlenmek; yoğun bir çaba, zaman ve emek gerektirir.

Annenin zorlanmasının ve tükenmişlik riskinin çevre tarafından farkında olunması, onu idealize edilmiş ‘mükemmel anne’ baskısından korur. Aynı zamanda annenin de kendisine daha şefkatle yaklaşmasına yardımcı olur. Sağlıklı ve kendisiyle barışık olan annenin tavırları, çocuğuca da olumlu yansımalar ile aktarılır.

Amacın kusursuzluk olmaktan çıkması; sevmek ve zorlanmak arasındaki ilişkiyi hafifletirken anne-çocuk arasındaki ilişkiyi derinleştirir. Anne kendi kusurlarını kabullendikçe çocuğun kusurlarına da daha gerçekçi yaklaşabilir ve böylece hem anne hem çocuk için daha sağlıklı bir bağlanma zemini oluşturulur.

Rabia Saraçlı
Rabia Saraçlı
Rabia Saraçlı, İstanbul Kent Üniversitesi Psikoloji üçüncü sınıf öğrencisidir. Psikoloji alanındaki kuramsal ve uygulamalı bilgilerini derinleştirmeye odaklanmaktadır. Özellikle Klinik Psikoloji alanına ilgi duymakta ve gelecekte bu alanda ilerlemeyi hedeflemektedir. Psikoloji alanında aktif çalışmalar ve araştırmalar yaparak kendini geliştirmeye çalışmaktadır. Alanına dair bilgi birikimini kullanarak ve geçmiş yazar/editörlük geçmişine dayanarak psikoloji ve yazarlığı ortak bir noktada buluşturmak istemektedir. Böylece yazarlık sayesinde psikolojinin daha erişilebilir hâle gelmesini planlanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar