Bazı insanlar hayatımızdan çıksa bile zihnimizden çıkmaz. Bir cümlede, bir bakışta, yarım kalmış bir konuşmada… Zihin durmadan aynı kişiye geri döner. Bu durum çoğu zaman takıntı, saplantı olarak adlandırılır. Ancak sorun gerçekten unutamamak mı yoksa zihinsel sürecin çalışma biçimi mi? Bu yazıda bir insanı unutmak neden bu kadar zor ve bu durumun Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ile ilişkisini psikolojik açıdan ele alacağız.
Zihnimiz Neden Bazı Kişilere Karşı Takılı Kalmayı Seçer?
Zihin belirsizlikte kalmak istemez (Carleton, 2012). Zihin, tamamlanmayan durumlarda kendini bir “gerilim sistemi” olarak tutar ve bu durum netlik kazanana kadar bilişsel süreci meşgul etmeye devam eder (Zeigarnik, 1927). Aşağıdaki durumlarda zihinsel takıntı durumu artış gösterebilir:
-
Net bir bitme olmaması
-
Yoğun duygusal alışkanlık
-
Terk edilme ya da reddedilme yaşanması
Zihin bu durumda yaşanan ilişkiden ziyade olası senaryoları düşünür. Aslında kişi değil, onun temsil ettiği anlam zihni meşgul eder. “Onun temsil ettiği anlam” kavramını biraz daha açacak olursak kişi, takıntı yaptığı bireyi zihninde idealleştirir; onun iyi özelliklerini abartır, rahatsız edici özellikleri ise zihinsel filtreden geçirerek dışlar.
Bu Durumu Normal Bir Süreç Olarak Değerlendirebilir Miyiz?
Bir insanı sık sık aklımızdan geçirmeyi her zaman patolojik olarak ele alamayız. Kişi ayrıldıktan sonra uyum sağlamak aracılığıyla zihinsel meşguliyet arıyor olabilir. Ancak şu belirtiler varsa OKB ile ilişkisi olabilir:
-
Kişi düşünmek istemediği halde düşüncelerin gelmesi.
-
Düşünceleri bırakmaya çalıştıkça daha da artış göstermesi.
-
Bu düşüncelerle birlikte yoğun kaygı ve huzursuzluk yaşama.
-
Zihni rahatlatmak amacıyla tekrarlayıcı davranışlar sergilemesi (eski konuşmaları okuyup analiz etmek, sosyal medyalardan takip etmek vb.).
Buradaki problem kişiden ziyade düşünceyle kurulan ilişkidir.
OKB’de Kişiye Takılma Nasıl Ortaya Çıkar?
OKB genelde temizlik ya da düzenle ilgili olduğu düşünülür ancak bu ikisiyle sınırlı değildir. Zihinsel obsesyonlar özellikle ilişki ve kişiler üzerinden de gelişebilir. Bu tür OKB‘de yaygın obsesyonlar şunlardır:
-
“Ya hala seviyorsam?”
-
“Sürekli aklımdaysa bunun bir sebebi olmalı.”
-
“Onu hiç aklımdan çıkaramayacağım.”
-
“Ya yanlış bir şey yaptıysam?”
Bu düşünceler gerçeği göstermez. OKB‘de zihin bu düşüncelere aşırı anlam yükleme eğilimindedir.
Düşünce Neden Gitmez?
OKB‘deki temel durum şudur: Düşünceye direnmek onu yok etmez, aksine besler. Bir düşünceyi uzaklaştırmak için çabaladıkça aslında zihin o düşüncenin varlığını kontrol etmesine neden olan bir izleme sürecini tetikler (Wegner ve ark., 1987). “Artık bunu düşünmeyeceğim” sözü tam tersini yaptırır. Kişi bu noktada savaştığı için düşüncelerin kalma süresini de uzatır.
Bu Durumu Sevgi Olarak Değerlendirmeli Miyiz?
Çoğu insan “bu kadar düşünüyorsam demek ki onu seviyorum” diye düşünür (Shafran ve Rachman, 2004). İlişki odaklı obsesyonlar, takılı kalınan kişiden ziyade kendi öz-saygısı ve kaygılanma toleransıyla ilişkilidir (Doron ve ark., 2012).
OKB‘de yoğunluk, sevginin değil kaygının göstergesidir. Gerçek sevgide sakinlik, rahatlık ve özgürleştirme vardır. OKB‘deki zihinsel meşguliyetin ise keyifli bir yanı yoktur; zorlayıcıdır, kişiyi yorar ve hayatın diğer alanlarını daraltır. Bu yüzden hayatından birini çıkaramamak her zaman “derin bağ kuruyorum” anlamına gelmez.
Ne Yapılabilir?
OKB ile ilişkili zihinsel takılmalarda düşünceyi silmek yerine onunla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmemiz gerekir. Zihni kontrol etmeye çalışmamak, düşünceye anlam yüklememeyi öğrenmek ve bunun sadece bir düşünce olduğuna dair farkındalık oluşturmak kişiye psikolojik açıdan yardımcı olan yaklaşımlardır. Bilişsel Davranışçı Terapi de bu alanda oldukça etkilidir.
Bazen aklımızda dönüp dolaşan insanlar kalbimizin değil zihnimizin seçtiği kişilerdir. Bu durumu bir zayıflık olarak değil, zihnin kaygıyla baş etme biçimi olarak ele alabiliriz.
Kaynakça
-
Carleton, R. N. (2012). Into the unknown: A review and synthesis of ancestry and future directions in the etiology of anxiety. Journal of Anxiety Disorders, 26(2), 337-350. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2011.12.002
-
Doron, G., Derby, D., Szepsenwol, O., & Talmor, D. (2012). Flaws and all: Exploring partner‐focused obsessive‐compulsive symptoms. Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders, 1(4), 234-243. https://doi.org/10.1016/j.jocrd.2012.05.004
-
Shafran, R., & Rachman, S. (2004). Thought-action fusion: A review. Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry, 35(2), 87-107. https://doi.org/10.1016/j.jbtep.2004.04.002
-
Wegner, D. M., Schneider, D. J., Carter, S. R., & White, T. L. (1987). Paradoxical effects of thought suppression. Journal of Personality and Social Psychology, 53(1), 5–13. https://doi.org/10.1037/0022-3514.53.1.5
-
Zeigarnik, B. (1927). On finished and unfinished tasks. Psychological Research, 9(1), 1-85.


