‘‘Ölene kadar sorumlusun, gönül bağı kurduğun her şeyden’’ dedi Tilki.
Küçük Prens
İnsan tek başına geldiği bu dünyada kendini tanımayı, anlamlandırmayı ve dünyada bir yer edinmeyi başka insanların varlığıyla öğrenir. Kimilerinin kahvesi sadece bir fincanda kalır, kimi insanlar ise içilecek bütün kahvelerde hâlâ yerini alır.
Belki de dostluğun hikâyesi tam da böyle başlar. Çocuklukta kurulan arkadaşlıklar, okul hayatında ve hayatın ilerleyen zamanlarında hayatımıza giren insanlar. Hepsi bir dönem yaşamımızda yer alır ancak sadece birkaç kişi baki kalmıştır. Cümleler değişir, yaşlar değişir, hikâyeler, hayatlar değişir fakat insanın temel ihtiyacı aynıdır. Orada bir yerlerde görülmek, anlaşılmak ve bir yere ait olmak ister. Hayatın ritmini beraber tutmak, birlikte zaman ve emek harcamaktır. Bazen özümüzle bile ilişkimizin koptuğunda koşulsuz yargılamadan uzak bir şekilde anılarımıza eşlik eden kişidir.
Dostluk yalnızca sosyal ilişki kurduğumuz durumlardan ibaret değildir. İnsanlık tarihi boyunca çağdaş felsefede filozofların üzerinde düşündüğü, günümüzde ise psikolojinin farklı dinamikleriyle anlamaya çalıştığı deneyimlerimizi de kapsamaktadır. Filozof Martin Buber bu durumu Ben-Sen kavramına vurgu yaparak açıklar. Ona göre insan ancak başka insanlarla kurduğu ilişkide gerçek bir kişiliğe kavuşur. Gerçek ilişki, karşımızdaki kişiyi kendi ihtiyacımızı karşılayan araç olarak görmemektir. Derin dostluk o kişiyi bağımsız ve eşsiz bir insan olarak görmekle başlar.
Bazen aynada gördüğümüz, bazen de kaçtığımız limandır. Yaşadığımız ilişkilerde kendimizi yalnızca kendi kurduğumuz dünyada öğrenmeyiz. Kendimizi biraz da bize bakan gözlerde, dinleyen seslerde, birlikte yürüdüğümüz insanlarda tanıyabiliriz. Bize karşı nasıl davranıldığı, nasıl dinlendiğimiz, kabul edilip edilmediğimiz ve zor dönemlerimizde kimlerin yanımızda olduğu zamanla kendi düşüncelerimizi şekillendirmeye başlar. Dostlukta yarara dayalı dostluk yerine erdeme dayalı olan önemlidir. Aristoteles, Nikomakhos’a Etik eserinde dostluğu birlikte yaşamayı anlamlı kılan, insanı erdeme yaklaştıran bir bağ olarak görür. Bu erdemli yaklaşım dostun iyiliğini gerçekten istediği içindir. Hatta kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye yakın bir yaklaşımla ele alır. Gerçek dostluk ‘‘başka bir ben’’dir.
Dostluk yolculuğa eşlik etmektir, alan açmaktır. Hayatımızda kurduğumuz arkadaşlık dostluk ilişkileri, aynı düşünmek, birbirinin yerine acı çekmek, aynılaştırmak değildir. Tüm farklılıklara rağmen onu görebilmek, değerli olduğunu hissettirmektir. Dostlukta birlikte yaşamak ve onun varlığına saygı duymaktır. Huzurlu bir yaşamın dayanaklarından biri, güven duyulan, korkularında ve kaygılarında sana eşlik eden kişilerin olmasıdır. Bugün bu duruma psikoloji penceresinden baktığımızda karşımıza sosyal destek olarak çıkar. Dostluk bu yüzden hayatımızdaki eşsiz ve güçlü bağlardan biridir. Bazen insanın ayağa kalkabilmesi için uzatılan o elin orada olduğunu bilmektir.
Birkaç kelime. Yaşamda öyle zamanlar vardır ki, anlatacak çok şey olmasına rağmen kelimeleri yerine koyup anlatamaz. Böyle zamanlarda bazen birkaç kelime duymak isteriz. ‘‘Buradayım’’, ‘‘istersen anlat’’, ‘‘konuşmak istemesen de ben yanındayım’’. Sorunu ortadan tamamen kaldırmazlar fakat kişide oluşan yalnızlık duygusunu hafifletebilirler. Dostlar hayatımızdan geçip gitmezler; fiziksel olarak görüşülmese bile kalbin en güzel yerlerinde yaşamaya devam ederler.

