Cumartesi, Ekim 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tekrarın İki Yüzü: Bizi Hapseden ve Özgürleştiren Rutinler

Tekrarın İki Yüzü: Bizi Hapseden ve Özgürleştiren Rutinler

Hayatımızda her zaman rutinlerimiz vardır. Kaç yaşında olursak olalım, içerisinde bulunduğumuz dönem ve şartlara göre hepimizin birtakım rutinleri vardır. Zaman zaman bu rutinlerin içeriği ve yoğunluğu değişebilir ancak “rutin” kelimesinin anlamı değişmez. Sabah uyanmak, kahvaltı yapmak, işe veya okula gitmek, duş almak ve çamaşır yıkamak gibi örnekler, hemen hemen herkesin gündelik hayatında yerine getirdiği en temel rutinleridir. Günlük hayatımızın dışına çıktığımızda bile rutinlerimizi devam ettiririz. Örneğin, tatile gittiğinizi düşünün. Yine sabah uyanırsınız, belki denize gidersiniz, sonrasında yemek yer ve gittiğiniz yeri keşfetmeye başlarsınız. Aslında çoğu zaman günlük hayatımızın düzenli akışından çıkıp daha plansız hareket edebilmek için tatile gitme ihtiyacı hissederiz; ancak farkında olmadan orada da kendimize küçük rutinler oluştururuz.

Rutinlere Neden Bağlıyız?

Rutinlere bağlı olmamızın en basit sebeplerinden biri, beynimizin rutinleri ve düzenli tekrarları çok sevmesidir. Beyin için belirsizlik, en büyük tehditlerden biridir. Rutinler ise günlük hayatın belirsizliğini en aza indirmeye yardımcı olur. Beyin bir rutine girdiğinde belirsizlik ortadan kalkar ve tehdit algısı düşer. Gün içerisinde yerine getirmemiz gereken işler olduğunu düşünelim. Ne zaman ve nasıl yapacağımızı planlamadığımızda kendimizi bir belirsizliğin içerisinde hissederiz. Beynimizdeki amigdala aktivasyonu artar ve kortizol seviyemiz anlık olarak yükselir. Rutin, “Bir sonraki adımda ne olacağını biliyorum” demektir. Beyin bir rutine girdiğinde belirsizlik ortadan kalkar; amigdala sakinleşir, tehdit algısı düşer ve vücut alarm durumundan çıkar.

Rutinler ve Tekrarlar: Her Rutin İşlevsel Mi?

Hayatımızın hemen hemen her yerinde rutinlerimiz vardır. Rutinler, kendi içlerinde birbirini takip eden tekrarları içerir. Bazen bu tekrarları bilinçli olarak yaparız; ancak bazen yaptığımız tekrarları fark etmeyiz ve otomatik bir şekilde gerçekleştiririz. Rutinlerin hayatımız için, özellikle de beynimiz için önemli olduğundan bahsettik; ancak her rutin bizim için işlevsel olmayabilir. Örneğin, sabahları erken kalkmak, okula veya işe zamanında yetişmek için oldukça işlevsel bir rutindir; ancak hayatımızda bazı rutinler vardır ki bizim için faydalı değildir. Bu rutinler genelde sık tekrarlar sonucu otomatik olarak küçük rutinlere dönüşürler. Batıl inançlar bunun en basit örneğidir. Örneğin, kara kedi gördüğünüzde uğursuzluk getirmesin diye saçınızı çektiğinizi düşünün. Bu inancı ilk duyduğunuzda belki de mantıklı bulmamıştınız ama yine de çevresel duyumlardan dolayı “ne olur ne olmaz” diye yapıyor olabilirsiniz. Günlük hayatınızda bir kez bu ritüeli yaptığınız zaman beyninizdeki nöronlar arasında bir bağ oluşmaya başlar. Zaman içerisinde bu davranışı tekrar tekrar yaptıkça o bağ daha da güçlenir ve artık sizin için otomatik bir rutin haline gelir. Beyninizde eskiden “kara kedi” ve “uğursuzluk” arasında bir bağlantı yokken, o ilk ritüelden sonra bir bağlantı gelişmeye başlar. Normalde aralarında hiçbir bağlantı yokken, hatta gerçek olmamasına rağmen tekrarlar sonucu artık her kara kedi gördüğünüzde otomatik olarak fark etmeden saçınızı çekebilirsiniz. Bu tekrarlar, yavaş yavaş bağlantıyı güçlendirerek bir “inanca” dönüşür. Ancak bu gerçek olmayan bir inançtır; sadece beynimiz bu şekilde öğrendiği için gerçeklik kazanmıştır. Biz neyi eyleme döküp gerçekleştiriyorsak, beynimiz onu güçlendirir ve hayatımızdaki rutinlerimizi öğrenir.

Tekrarın Kaygı ve Takıntılar Üzerindeki Etkisi

Günlük hayatımızda yaşadığımız bazı olaylar sonucunda kaygı ve takıntılarımız oluşmaya başlar. Tıpkı batıl inançlarda olduğu gibi bu tarz durumlarda da tekrarın yadsınamaz bir etkisi vardır. En yaygın görülen kaygı türlerinden biri olan sosyal fobi üzerinden bir senaryo ele alalım. Lise yıllarında tahtaya kalkan bir öğrencinin dilinin sürçtüğünü ve sınıftaki arkadaşlarının ona güldüğünü düşünelim. Bu, o an için sadece olumsuz bir sosyal deneyimdir. Ancak sonrasında zihninde “Ben topluluk önünde konuşamam, konuşursam rezil olurum.” gibi bir yargı belirdiğinde kişi, doğal olarak ilerleyen zamanlarda kalabalık önünde konuşmaktan kaçınacaktır. Örneğin, iş hayatında katıldığı toplantılarda söz almaktan ve fikrini belirtmekten kaçınabilir. Hatta kişi bu kaçınma eylemini tekrarladıkça durum daha da ciddileşebilir ve artık toplantılara bile katılmaktan kaçınır hale gelebilir. Tıpkı batıl inanç örneğinde olduğu gibi bir eylem tekrarlandıkça (kaçınma eylemini tekrarlama) beyindeki nöronlar arası bağ güçlenir ve zamanla beyin bu davranışı gerçekten bir tehdit olarak algılamaya başlar. Çünkü o durumdan kaçınmak da bir tekrar davranışıdır. Her kaçınma eylemi, amigdaladaki korku nöronlarını güçlendirir ve en sonunda bu durum kişi için bir “gerçekliğe” dönüşür. Yani aslında kişi söz alıp konuştuğunda rezil olmamasına rağmen beyninde “konuşmak” ve “rezil olmak” arasında o kadar güçlü bir bağlantı kurulmuştur ki kişi artık buna sıkı sıkıya inanır. Peki, insan bu durumu değiştiremez mi?

İnsan Gerçekliğini Değiştiremez Mi?

Elbette değiştirebilir; insanın beynindeki gerçekliği onun kaderi değildir. Nasıl ki tekrar yoluyla insan bir gerçekliğe inanıyorsa, yine tekrar yoluyla o gerçekliği yıkabilir. Sosyal fobi örneğinden devam edecek olursak, kişi yine tekrar yoluyla zihninde oluşan yargıyı ve bağlantıyı zayıflatabilir. Peki, bu nasıl olacak? Kişi her katıldığı toplantıda kaygılı hissetmesine rağmen bir cümle bile olsa konuşma eylemini tekrarlayabilir. Bu anlarda kişinin önceki yanlış inancı canlanabilir ve kişiyi kaçınma eylemine zorlayabilir; ancak önemli olan kişinin kararlı bir şekilde yeni tekrarı gerçekleştirmesidir. Burada kaçınma davranışının tam tersi olarak konuşma eylemi tekrarlanmış olur ve böylelikle zamanla nöronlar arasında güçlenen o bağ yavaş yavaş zayıflamaya başlar. Beyin artık az önceki durumun tam tersi olarak “Bak, konuştuk ama rezil olmadık ve tehlikede değiliz.” mesajını alır. Yüzleşme eylemi tekrarlandıkça, o eski korku bağı zayıflar, incelir ve zamanla yok olur. Böylelikle kişide yeni ve sağlıklı bir gerçeklik inşa edilmiş olur.

Fatmanur Uğuz
Fatmanur Uğuz
Fatmanur Uğuz, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Klinik psikoloji ve endüstri ve örgüt psikolojisi alanlarında çeşitli kurumlarda staj ve akademik çalışma deneyimleri edinmiştir. Sanat terapisi, akran zorbalığı ve psikoeğitim temalı eğitim programlarına katılmıştır. Yazılarında ağırlıklı olarak klinik psikoloji ve endüstri ve örgüt psikolojisi alanlarına yer vermekte; özellikle psikanalitik kuram ve uygulamalardan yararlanmaktadır. Psikoloji alanında içerik üretmeye, bilimsel bilgiyi anlaşılır bir şekilde aktarmaya ve alana katkı sağlamaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar