Perşembe, Ekim 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bazı Sesleri Neden Yıllar Geçse de Unutmayız?

Bir insanın yüzünü yıllar sonra hatırlamakta zorlanabiliriz. Fotoğrafına baktığımızda bazı ayrıntılar yeniden canlanabilir, ancak zaman geçtikçe yüzüne ilişkin zihinsel tasvirimiz bulanıklaşabilir. Buna karşılık bazen bir insanın sesini hatırlamak için fotoğrafına bile ihtiyaç duymayız. Gülüşünü, bir kelimeyi söyleyişini, bize seslenirken kullandığı tonu zihnimizde yeniden canlandırabiliriz. Hatta yıllardır duymadığımız birinin sesini birkaç kelimeden tanıyabiliriz. Peki, bazı sesler belleğimizde neden bu kadar uzun süre kalır?

Bir sesi tanımamızı sağlayan yalnızca söylenen kelimeler değildir. Sesin perde, ritim, vurgu ve konuşma biçimi gibi özellikleri de onu diğer seslerden ayırmamıza yardımcı olur. Üstelik insanların sesleri hatırlama konusunda birbirlerinden oldukça farklılaşabildiği görülmektedir.

Aglieri ve arkadaşlarının (2016) 1.120 kişiyle gerçekleştirdiği çalışmada, katılımcıların tanımadıkları sesleri kodlama ve tanıma performanslarında geniş bireysel farklılıklar bulunmuştur. Araştırmacılar, bu bulgular doğrultusunda ses belleğinin kişiden kişiye değişebilen bir beceri olduğunu ortaya koymuştur.

Ancak bir sesin belleğimizde yer etmesini yalnızca akustik özelliklerle açıklamak yeterli değildir. O sesi hangi koşullarda duyduğumuz da önemlidir. Bir ses bizim için anlamlı bir deneyimin parçası olduğunda, onu yalnızca işitsel bir bilgi olarak değil, yaşadığımız olayın bir parçası olarak kaydedebiliriz. Çocukken bizi uyandıran bir ebeveynin sesi, zor bir günümüzde yanımızda olan bir arkadaşın konuşma biçimi ya da yıllar önce duyduğumuz bir yakının gülüşü bu nedenle sıradan bir sesten daha farklı bir anlam taşıyabilir.

Kim, Sidtis ve Van Lancker Sidtis’in (2019) çalışması bu noktada dikkat çekicidir. Araştırmacılar, katılımcıların yalnızca kısa süreli bir maruz kalmanın ardından sesleri tanıyabildiğini; duygusal ve ilgi çekici bir bağlamda duyulan seslerin, nötr bağlamda duyulan seslere göre daha iyi hatırlandığını ve bu farkın bir hafta sonra yapılan değerlendirmede de sürdüğünü göstermiştir. Bu bulgu, bir sesin bellekte yer edinmesinde yalnızca ne kadar süre duyulduğunun değil, o sırada dikkatimizi ve duygularımızı ne ölçüde çektiğinin de önemli olabileceğini düşündürmektedir.

Bu yüzden bazen eski bir öğretmenin sesini duyduğumuzda yalnızca öğretmeni değil, okul yıllarımızı da hatırlarız. Bir aile büyüğünün konuşma biçimi çocukluğumuzdaki bir evin atmosferini çağrıştırabilir. Yıllardır görmediğimiz birinin sesini bir videoda duyduğumuzda ise birkaç saniyelik işitsel bir uyaran, bizi o döneme ait başka anıların içine çekebilir. Ses, böylece geçmişe açılan bir çağrışım noktası hâline gelebilir.

Üstelik 2025 yılında yayımlanan bir araştırma, bazı seslerin yalnızca bizim kişisel deneyimlerimiz nedeniyle değil, kendi özellikleri nedeniyle de daha hatırlanabilir olabileceğini gösteriyor.

Revsine, Goldberg ve Bainbridge (2025), 3.000’den fazla katılımcının sesleri ne ölçüde hatırladığını inceleyerek bazı seslerin farklı dinleyiciler tarafından tutarlı biçimde daha kolay hatırlandığını buldu. Araştırmacılar bu bulguyla, “hatırlanabilirliğin” yalnızca kişisel deneyimlerden ibaret olmayabileceğine; sesin kendisine ait bazı özelliklerin de bellekteki izini etkileyebileceğine işaret ediyor.

Belki de bu nedenle kayıp sonrasında ses anıları çok daha dokunaklı bir hâl alabilir. Vefat eden bir yakının sesini hatırlamak, eski ses kayıtlarını dinlemek ya da onun nasıl konuştuğunu zihinde canlandırmaya çalışmak, kişiyle ilgili anıların canlılığını korumanın bir yolu olabilir. Yas sürecinde bazı insanların kaybettikleri kişiyi görür veya sesini duyar gibi deneyimler yaşadığı da araştırmalarda ele alınmaktadır. Örneğin Vilhauer’ın (2025) çalışması, vefat eden bir kişinin sesini düzenli olarak duyma deneyimini tek bir kişinin yaşantısı üzerinden inceleyen bir vaka çalışmasıdır. Çalışma, böyle bir deneyimin bazı durumlarda kişide belirgin sıkıntı ya da işlev kaybı yaratmadan da yaşanabileceğini göstermektedir. Ancak tek bir vakaya dayandığı için bu bulguyu tüm yas yaşayan insanlara genellemek doğru değildir.

Belki de bazı sesleri yıllar geçse de unutmamamızın nedeni tam olarak burada saklıdır. Bir ses, yalnızca kulağımızdan geçen bir uyaran değildir. Bazen bir insanı, bir dönemi, bir ilişkiyi ya da geçmişteki bir hâlimizi hatırlamanın yolu hâline gelir. Yıllar geçer, hayat değişir ve bazı insanlar artık yanımızda olmayabilir. Yine de onların sesinin tonu, gülüşü veya bize sesleniş biçimi belleğimizde kalabilir.

Çünkü bazı insanları yalnızca yüzleriyle değil, sesleriyle de hatırlarız. Ve bazen geçmişe dönmek için bir fotoğrafa değil, zihnimizde hâlâ saklı duran tek bir sese ihtiyaç duyarız.

Kaynakça

  • 1. Aglieri, V., Watson, R., Pernet, C., Latinus, M., Garrido, L., & Belin, P. (2016). The Glasgow Voice Memory Test: Assessing the ability to memorize and recognize unfamiliar voices. Behavior Research Methods, 49(1), 97–110.
  • 2. Kim, Y., Sidtis, J. J., & Van Lancker Sidtis, D. (2019). Emotionally expressed voices are retained in memory following a single exposure.
  • 3. Revsine, C., Goldberg, E., & Bainbridge, W. A. (2025). The memorability of voices is predictable and consistent across listeners. Nature Human Behaviour, 9(4), 758–768.
  • 4. Vilhauer, R. P. (2025). Very present and very real: A case study of regularly hearing the voice of the deceased without distress in bereavement. OMEGA—Journal of Death and Dying, 92(2), 1080–1097.
Emine Rumeysa Özcan
Emine Rumeysa Özcan
Psikoloji alanında lisans eğitimimi tamamladım ve klinik alanda staj deneyimi edindim. Aktif olarak danışan görmekteyim. İleri düzey Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), mindfulness ve aile danışmanlığı alanlarında eğitimler aldım. Özellikle kaygı, travma, duygusal süreçler ve ilişkisel dinamikler üzerine çalışıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar