“Bazen bizi durduran şey yapacaklarımızın ağırlığı değil, o işe başlamanın hissettirdiği duygulardır.”
"Yarın başlarım."
Muhtemelen bu cümleyi hayatımızın bir döneminde hepimiz kurduk. Kimi zaman teslim tarihi yaklaşan bir ödev için, kimi zaman uzun zamandır gitmek istediğimiz spor salonu için, kimi zaman da yalnızca cevaplamamız gereken bir mesaj için… Ertelediğimiz şeyler farklı olsa da yaşadığımız döngü çoğu zaman aynıdır: Önce kısa süreli bir rahatlama hissederiz, ardından suçluluk duygusu gelir ve sonunda kendimizi daha büyük bir stresin içinde buluruz.
Toplumda erteleme davranışı çoğunlukla tembellik, disiplinsizlik ya da isteksizlik olarak değerlendirilir. Oysa psikoloji literatürü, bu davranışın yalnızca irade eksikliğiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Günümüzde birçok araştırmacı, ertelemenin aslında bir duygu düzenleme sorunu olduğunu vurguluyor. Başka bir ifadeyle, çoğu zaman ertelenen şey görevin kendisi değil, görevin bizde uyandırdığı duygulardır.
Psikolojide prokrastinasyon olarak adlandırılan erteleme davranışı, kişinin yapması gereken bir işi, olumsuz sonuçlarını bilmesine rağmen gereksiz yere geciktirmesi olarak tanımlanır. Burada önemli olan nokta, kişinin ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen harekete geçmekte zorlanmasıdır. Bu durum çoğu zaman zaman yönetiminden çok; kaygı, başarısızlık korkusu, belirsizlik ya da mükemmeliyetçilik gibi duygularla ilişkilidir.
Peki beynimiz neden böyle davranır?
Bunun cevabı, kısa vadeli rahatlama arayışında gizlidir. Zorlayıcı bir görevle karşılaştığımızda beynimiz o görevi bir tehdit olarak algılayabilir. Böyle anlarda sosyal medyada gezinmek, dizi izlemek ya da başka bir işle oyalanmak bize geçici bir rahatlama sağlar. Ancak bu rahatlama uzun sürmez. Yapılacak iş yerinde durmaya devam ederken zaman daralır, stres artar ve suçluluk duygusu büyür. Sonuç olarak görev daha da gözümüzde büyür ve yeniden ertelemeye başlarız. Böylece “erteleme döngüsü” dediğimiz süreç oluşur.
Psikologlar Timothy Pychyl ve Fuschia Sirois de çalışmalarında bu döngüye dikkat çekmektedir. Araştırmacılara göre insanlar çoğu zaman görevden değil, görevin oluşturduğu olumsuz duygulardan kaçınmaktadır. Erteleme davranışı, gelecekte karşılaşılacak sorunları bilsek bile, o an hissettiğimiz kaygıyı azaltmaya yönelik kısa vadeli bir baş etme stratejisi olarak ortaya çıkar. Ne yazık ki bu strateji, uzun vadede daha fazla stres, performans düşüklüğü ve yoğun öz eleştiriyle sonuçlanabilir.
Erteleme davranışı özellikle mükemmeliyetçilikle de yakından ilişkilidir. “En iyisini yapamayacaksam başlamanın anlamı yok.” düşüncesi, birçok insanın ilk adımı atmasını engelleyebilir. Oysa ilerlemeyi sağlayan şey kusursuz başlangıçlar değil, atılan küçük adımlardır. Mükemmel olmayı beklemek, çoğu zaman hiç başlamamaya dönüşebilir.
Bu noktada kendimize yönelteceğimiz küçük bir soru bakış açımızı değiştirebilir: “Bu işi neden yapmıyorum?” yerine “Bu işe başlamak bende hangi duyguyu uyandırıyor?” diye sormak… Çünkü bazen sorun motivasyon eksikliği değil; hata yapma korkusu, eleştirilme kaygısı ya da yetersiz hissedeceğimiz düşüncesidir. Davranışın arkasındaki duyguyu fark etmek, döngüyü kırmanın ilk adımı olabilir.
Elbette ertelemeyi tamamen ortadan kaldıracak sihirli bir yöntem yoktur. Ancak görevi küçük parçalara ayırmak, yalnızca beş dakikalığına başlamayı hedeflemek, ilerlemeye odaklanmak ve en önemlisi kendimize daha şefkatli yaklaşmak bu süreci kolaylaştırabilir. Araştırmalar, öz şefkatin yoğun öz eleştiriden daha güçlü bir motivasyon kaynağı olabileceğini göstermektedir.
Belki de artık ertelemeye farklı bir gözle bakmanın zamanı gelmiştir. Çünkü her ertelenen iş, tembelliğin bir göstergesi değildir. Bazen zihnimiz bizi zorlayıcı duygulardan korumaya çalışırken farkında olmadan gelecekteki yükümüzü artırır. Bu nedenle ertelemeyi yalnızca “başlayamamak” olarak değil, duygularımızı anlamaya çalışan zihnimizin sessiz bir mesajı olarak da değerlendirebiliriz.
Sonuç olarak, yarım kalan başlangıçlar çoğu zaman irade eksikliğinden değil, görünmeyen duygusal yüklerden beslenir. Kendimizi acımasızca yargılamak yerine bu yükleri anlamaya çalışmak, yalnızca daha üretken olmamıza değil, kendimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamıza da katkı sağlayacaktır. Çünkü bazen en büyük adım, mükemmel bir başlangıç yapmak değil; kendimize anlayış göstererek ilk adımı atabilmektir.
Kaynakça
- Pychyl, T. A. (2013). *Solving the procrastination puzzle: A concise guide to strategies for change*. TarcherPerigee.
- Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the priority of short-term mood regulation: Consequences for future self. *Social and Personality Psychology Compass, 7*(2), 115–127. https://doi.org/10.1111/spc3.12011
- Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta‐analytic and theoretical review of quintessential self‐regulatory failure. *Psychological Bulletin, 133*(1), 65–94. https://doi.org/10.1037/0033-2909.133.1.65
