Koşullu sevilen çocuklar yazısı: KOŞULLU SEVİLEN ÇOCUKLAR İLK DALLARIN GÖLGESİNDE Konuyu anlatmadan önce size birkaç durumdan bahsetmek istiyorum.Hayatımızda her birimizin yaşadığı sevgi anlayışı başkadır.Kimimiz severken pek çok etkeni göz önünde bulundururken kimimiz de daha çok sevgiye yüzeysel olarak bakar.Peki kaçımız tam olarak sevginin ne olduğunu ya da bizlerde ne gibi olumlu duygulara sebebiyet verdiğini çözümleyebiliriz? Sevginin tanımı herkese göre değişebilir.Böylesine olumlu bir duygunun hepimizde farklı anlamlar bulundurduğu yerler ayrı olabilir.Hayatımızda ilk kimden sevgi görürüz ve bunu daha dünya ya gelmeden duyumsarız? Bunun cevabı annemizdir.Annemizle kurmuş olduğumuz sevgi bağı Dünya’ya gözlerimizi açmamızla yavaş yavaş çözülür.Çözüldükçe farklı bölümlere ayrılan birer dal olur.Bu dallar zamanla başka insanlarla aramızdaki yeni sevgi kısımlarını oluşturur.İşte tam bu noktada, o ilk daldan beslenirken sevginin doğasıyla tanışırız.Eğer şanslıysanız,o dal size sadece ‘’var olduğunuz için’’ koşulsuz bir şefkat akıtır.Ancak ne yazık ki her çocuk bu kadar şanslı bir şekilde sevgiyle tanışamayabilir.Peki ilk dalların gölgesinde yeşeren sevgi ileriki hayatlarımızda hep bizlerin karşısına çıkmaz mı? Tıpkı dineleneceğimiz bir sığınağımız olur sevgi.Dinlendiğimizde gelen sevginin ardından destekleyen güven ve şefkatte o anın bir parçası olur. ŞARTLARA BAĞLANAN ŞEFKAT Hangi yana baksam bambaşka bir çocuk ve ebeveynler.Her bir çocuk evin içerisinde bulmaya çalıştığı kimliğiyle aramızda dolaşıyor.Kimi içerisindeki çocuksu yanını saklayarak büyürken kimi bütün benliğiyle yanımızda duruyor.İkisi arasında tek bir fark gibi görünen duygu aslında onun küçük bedenini çepeçevre saran bir kalkan gibi.Bazı çocuklarda bu kalkan çok sağlam olsa da bazılarının kalkanı sağlam değildir.Hayat kimine gülerken kimine gülmemiştir.Oysaki her çocuk şefkatle sevilmeli ve bu şefkat şartlarla kuşatılmamalıdır.Bir ebeveynin çocuğuna sevgisini saf ve gerçekçi bir şekilde hissettirebilmelidir.Böylelikle çocuk hayata karşı adım atarken temel kaynağı olan sevgiyi fazlasıyla hisseder.Sevginin herkes için farklı birer karşılığı olduğunu ve böylelikle hayatında yaşadıklarını deneyimleyebilmeye devam ederler.
KENDİ OLMAKTAN VAZGEÇEN ÇOCUKLAR: Hayatımız boyunca kendimizi bulmak için pek çok arayışlarda bulunuruz.Bazı zamanlar sanarız ki kendimizi bulduk.Oysa daha gidecek yolumuz daha karşılaşacak özelliklerimiz vardır.Kendimizi tanıma yolculuğumuzda kemerlerimizi bağlamışızdır sadece.Peki bu yolculuk içerisinde çocukluktan bize yadigar olan kalmış duygular kendimiz olmamızı etkiler mi? Bu cevabı hemen hemen her birimiz hayatımızda deneyimledikçe onaylıyoruz.Kimimiz on yaşında onaylarken kimisi altmış yaşında onaylar.Yolculuğumuzda kendimizden birer parça taşıyan ailemizin duyguları, bize karşı davranış biçimleri içimizde bulunan sevgi kaynağını besler.Yeterince sevgiyi alanlar yoluna hızlı adımlarla devam ederken diğerleri yol üzerindeki bazen kayalara bazen de çakıl taşlarına takılır.Ailesinden yeterince mutlak ölçüde alamadığı sevgiyi başka yerlerden karşılamaya çalışır.Sevgi arayışındayken kendini bazen tanımlamakta zorlanır ya da yanlış tanımlar.Oysaki temelde eksik kalan sevgi ailemizde saklıdır.Herkesin ailesi kendisine göre eşsizdir çünkü.Her çocuk sevginin satın alınamayacak aslında kendiliğinden var olması gereken bir duygu olduğunu bilecek çünkü her çocuk özel ve kendi hayatında değerlidir.
SEVGİYİ KEŞFEDEN YARINLAR: Hatırlıyor musun küçükken yaşadığın masum oyunları, ailenle birlikte geçirdiğin mutlu yarınları? Yüreğinde hayatının her anında büyüyerek çoğalan sevgini, yolculuğuna olan masumca başını hatırlıyor musun? Sanırım büyüdükçe geçmişi çok çabuk unutuyoruz.Küçükken olaylara baktığımız bakış açımız büyüdükçe şekilleniyor.Sadece düşünceler mi şekillenir? Hayır, en önemlisi de duygulardır.Duygular, hissettiğimiz kadar güzelleşir ve şekillenir.Peki çocuklukta içimizde yer alan bu duygular zamanla neden kaybolabiliyor ya da birçoğunu hâlâ neden keşfedemedik? Ara sıra hem gözlemlerime hem de duyumsadığım hikayelere bakarak sevginin önemine dikkat çektim.Çevremdeki insanlara, özellikle de yüreğinde saf çocukluk enerjisini yaşatan insanlara baktığımda sevginin öğrenilen değil yaşanılan ve yaşatılan bir duygu olduğunu daha detaylı olarak gördüm.Bizler büyürken hayatın koşuşturmacasında kendimizi kaybedebiliyoruz, durum böyle olunca kimi zaman mutlu olsakta anın tadını alamıyoruz.Sevdiklerimizi severken bir nedene ya da sebebe bağlı olarak sevgimizi gösteriyoruz.Oysaki hayat yolunda verdiğimiz her çaba aslında birer sevgidir.Adımlarımızı attığımızda birer zorunluluk değil de daha çok hep birlikte yaşanılan bir mutluluk olarak görürsek hayata olan bakış açımız da günden güne değişerek devam eder. İÇİMİZDE ADINI KOYAMADIĞIMIZ SEVGİ: Bazı zamanlar yüreğimizde adını koyamadığımız bir sevgi oluşur.Adını koyamadığımız sevginin çeşidi bazen kişisel olsa da çoğu zaman çevreye göre şekillenir.Kimi insan küçük bir anın içinden sevgi hissetse de kimi için beklenilen bir sevgi olabilir.Bakıldığı zaman dışarıdan gösterilen bir sevginin kaynağı ve samimiyeti hissedilir. ‘’Hayatın içerisinde kendimizi keşfetmemizde önemli olan sevgi, çocukluktan öğrendiğimiz ve hissettiğimiz kadarıyla bizimledir.Samimi bir sevgi bizim temelimizdir, geleceğimizdir.’’


