Kep Atıldı, Peki Ya Şimdi? Bir Yeni Mezunun Gelecek Kaygısı Üzerine
Sonunda bitti. Yıllarca süren vizeler, finaller, sabahlara kadar içilen kahveler, bitmek bilmeyen ödevler, sunumlar ve “Şu tezi bir teslim edeyim, başka hiçbir şey istemiyorum.” dediğimiz o uzun maraton geride kaldı. Beklediğimiz mezuniyet günü geldi, kepler havaya fırlatıldı ve o birkaç saniye boyunca her şey kusursuz görünüyordu. Sanki kepi gökyüzüne bırakırken yıllardır omuzlarımızda taşıdığımız bütün yükleri de onunla birlikte bırakmışız gibi hissettik. Fakat kep yere düştüğü anda gerçek hayatın soğuk ve rüzgârlı yüzüyle karşılaştık. Şimdi ise elimizde diplomamızı beklerken, e-Devlet ekranını defalarca yenilerken ya da iş ilanlarını sessizce incelerken zihnimizde tek bir soru dolaşıyor: Peki şimdi ne olacak?
Mezuniyet sonrası kaygı, literatürde sıkça post-graduation anxiety olarak adlandırılan ve birçok yeni mezunun deneyimlediği doğal bir geçiş sürecidir. Ancak bu kaygı yalnızca “İş bulabilecek miyim?” endişesinden ibaret değildir. Aslında bu dönem, insanın kimliğini yeniden tanımlamak zorunda kaldığı, alıştığı düzenin sona erdiği ve geleceğin belirsizleştiği önemli bir yaşam geçişidir.
Çünkü uzun yıllar boyunca kendimizi tek bir kimlikle tanımladık: “Öğrenciyim.” Bu cevap yalnızca bir tanım değildi; aynı zamanda güvenli bir alandı. Sabah nereye gideceğimiz, hangi sınava çalışacağımız, hangi dönemde hangi dersleri alacağımız büyük ölçüde belliydi. Hayatın rotası bizim yerimize çizilmişti. Şimdi ise elimizde bir pusula olmadan, sonsuz gibi görünen bir okyanusun ortasında yüzüyormuşuz hissine kapılıyoruz. Önümüzde sayısız ihtimal var ama hangi yöne ilerlememiz gerektiğini kestiremiyoruz.
Psikoloji eğitimi almış biri olarak şunu söyleyebilirim ki insan davranışlarını, kaygıyı ve stresi teorik olarak bilmek, bu duyguları yaşamayı engellemiyor. Hatta bazen tam tersine, süreci daha karmaşık hâle getirebiliyor. Üniversite boyunca anksiyete kuramlarını, stres modellerini, bağlanma stillerini ve psikolojik ölçekleri öğrendik. Araştırmalar yaptık, verileri analiz ettik, hipotezler kurduk ve SPSS programında sayılarla çalıştık. Araştırmaların sonunda elimizde somut sonuçlar vardı. Fakat konu kendi hayatımıza geldiğinde hiçbir analiz programı geleceği tahmin edemiyor. Hayatın değişkenleri laboratuvar ortamındaki kadar kontrol edilebilir değil. İşte belirsizlik de tam burada başlıyor.
Belki de bu dönemi zorlaştıran en önemli etkenlerden biri sosyal medya. Telefonumuzu her açtığımızda bir arkadaşımızın prestijli bir şirkette işe başladığını, bir başkasının yurt dışında yüksek lisans kabulü aldığını ya da hayalini kurduğu kariyere ilk adımını attığını görüyoruz. Zamanla istemeden de olsa kendimizi başkalarının hayatlarıyla kıyaslamaya başlıyoruz. İçimizdeki eleştirel ses giderek yükseliyor: “Acaba geç mi kaldım?”, “Herkes yolunu buldu da ben mi yerimde sayıyorum?”, “Yeterince başarılı değil miyim?”
Oysa mantığımız bunun gerçeğin tamamı olmadığını biliyor. İnsanlar çoğu zaman başarılarını paylaşırken yaşadıkları reddedilmeleri, belirsizlikleri, ağlayarak geçirdikleri geceleri veya defalarca başarısız oldukları mülakatları paylaşmıyorlar. Biz ise başkalarının en parlak anlarını kendi hayatımızın en belirsiz dönemiyle karşılaştırıyoruz. Doğal olarak da kendimizi eksik hissediyoruz. Ancak sosyal medya, gerçek hayatın tamamını değil yalnızca özenle seçilmiş birkaç karesini gösteriyor.
Yeni mezun olmanın getirdiği belirsizlik yalnızca iş arama süreciyle sınırlı değil. Bir staja kabul edilmenin sevincini yaşarken hemen ardından “Acaba mülakatta başarılı olabilecek miyim?”, “Yüksek lisans başvurum kabul edilecek mi?”, “Bu meslekte gerçekten kendime ait bir yer edinebilecek miyim?” gibi sorular zihnimizi doldurmaya başlıyor. Bir hedefe ulaştığımız anda yeni bir belirsizlik ortaya çıkıyor. Sanki hayat sürekli yeni sorular soruyor ve biz cevaplarını henüz bilmiyoruz.
Bu süreçte birçok yeni mezun aynı anda hem üretken olmak hem de dinlenmek arasında sıkışıp kalıyor. Bir yandan CV’mizi geliştirmeye, yabancı dil öğrenmeye, sertifika programlarına katılmaya, niyet mektupları hazırlamaya ve kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Diğer yandan ise içimizden yalnızca biraz durmak, nefes almak ve yıllardır alıştığımız öğrencilik düzenine geri dönmek geliyor. Bu ikilem aslında oldukça doğal. Çünkü mezuniyet yalnızca akademik bir sürecin sonu değil; aynı zamanda psikolojik olarak da önemli bir kimlik değişimi anlamına geliyor.
Peki bütün bu kaygıyla nasıl baş edeceğiz?
Kendime sürekli hatırlatmaya çalıştığım önemli bir gerçek var. Hissettiğim bu kaygı, başarısız olduğum anlamına gelmiyor. Tam tersine, geleceğimi önemsediğimi, hayallerime değer verdiğimi ve yaşamımın nasıl şekilleneceğini düşündüğümü gösteriyor. Psikolojide kaygının tamamen olumsuz bir duygu olmadığı bilinir. Uygun düzeyde hissedilen kaygı, insanı harekete geçirir, plan yapmasını sağlar ve hedeflerine ulaşması için motive eder. Sorun kaygının varlığı değil; onun hayatımızı yönetmesine izin vermektir.
Belki de bu dönemi “boşluk” olarak görmek yerine bir geçiş alanı olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Artık tamamen öğrenci değiliz ama henüz olmak istediğimiz profesyonel kimliğe de ulaşmış değiliz. Tam ortadayız. Ve belki de bu “arada kalmışlık” hissi sandığımız kadar kötü değildir. Çünkü tam da bu noktada yeni yollar keşfedebilir, farklı deneyimler yaşayabilir ve kendimizi yeniden tanımlayabiliriz.
Bugün gelecekle ilgili bütün cevaplara sahip olmamak, başarısız olduğumuz anlamına gelmez. Hiçbirimizin kariyeri tek bir çizgide ilerlemeyecek. Kimimiz istediği yüksek lisansa ilk başvuruda kabul edilecek, kimimiz birkaç kez reddedilecek. Kimimiz hayalindeki işe hemen başlayacak, kimimiz farklı deneyimlerden geçerek kendi yolunu bulacak. Ancak her deneyim, bizi olduğumuz kişiden biraz daha güçlü ve olgun birine dönüştürecek.
Şu an bilgisayarının başında iş ilanlarına bakan, LinkedIn bildirimleri arasında kaybolan, niyet mektuplarını defalarca düzenleyen ya da geleceği hakkında endişelenen bütün yeni mezunlara söylemek istediğim tek bir şey var: Yalnız değilsiniz. Belki farklı şehirlerde, farklı evlerde ve farklı hayallerin peşindeyiz; fakat aynı belirsizlik duygusunu paylaşan binlerce insan var. Bu kaygı yalnızca sana ait değil. Hepimiz aynı geçiş döneminden geçiyoruz.
Diplomam e-Devlet sistemine düştüğünde üzerinde ne yazarsa yazsın, bana asıl hatırlatmasını istediğim şey o belge değil. Asıl başarı, o diplomayı alana kadar verdiğim emek, yaşadığım hayal kırıklıkları, vazgeçmeyişim ve bu süreçte dönüşen kişiliğim olacak. Çünkü bir insanı mezun eden yalnızca üniversite değildir; yaşadığı deneyimler, yaptığı hatalar ve yeniden ayağa kalkabilme gücüdür.
Belirsizlik hâlâ korkutucu. Bunu inkâr etmiyorum. Ama artık biliyorum ki belirsizlik, aynı zamanda ihtimallerin de evidir. İçinde yeni başlangıçlar, beklenmedik fırsatlar ve hiç planlamadığımız yollar saklı olabilir.


