Salı, Temmuz 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşkın Türbülansı: William Blake’in Mistik Dünyasının Psikanalitik Okuması

Aşkın Türbülansı: William Blake’in Mistik Dünyasının Psikanalitik Okuması

“İmge, bilinçdışının konuştuğu dildir.”

Sanat tarihi boyunca bazı sanatçılar yalnızca eser üretmemiş, aynı zamanda insan ruhunun en karanlık ve en aydınlık katmanlarını görünür kılmıştır. William Blake (1757-1827), bu sanatçılardan biridir.Gravür sanatçısı ve şair kimliğiyle Romantizm ve Sembolizmin öncülerinden olan Blake, eserlerinde dini anlatıları, mitolojiyi, insan ruhunu ve aşkın deneyimleri benzersiz bir biçimde harmanlamıştır. Onun yaşam öyküsü yalnızca sanat tarihinin değil, psikolojinin de dikkatini çeken önemli örneklerden biridir.

Çocukluk yıllarında yaşadığını ifade ettiği Tanrı, melek ve peygamber görülerinden ölümüne kadar süren mistik deneyimlerine kadar Blake’in yaşamı; psikanalitik kuramlar açısından sembolik anlamlarla doludur.

Freud: Bilinçdışının Resmettiği Dünya

Sigmund Freud’a göre sanat, bastırılmış dürtülerin toplum tarafından kabul edilebilir biçimde dışavurumudur. Sanatçı, gerçekleştiremediği arzularını semboller aracılığıyla dönüştürerek eserlerine aktarır. Freud bu süreci süblimasyon olarak tanımlar.

Blake’in eserlerinde sürekli karşılaşılan;

* cennet-cehennem, * melek-şeytan, * ışık-karanlık, * masumiyet-deneyim

karşıtlıkları Freud’un yaşam (Eros) ve ölüm dürtüsü (Thanatos) arasındaki sürekli çatışmayı hatırlatmaktadır.

Freud’un “Düşlerin Yorumu” eserinde belirttiği gibi bilinçdışı kendisini doğrudan değil, semboller aracılığıyla ifade eder. Blake’in resimlerindeki dev bedenler, göğe uzanan figürler, yılanlar, ateş ve kanatlı varlıklar bilinçdışının sembolik dilini oluşturur.

Blake’in çocukluk döneminde gördüğünü söylediği dini vizyonlar psikiyatrik açıdan farklı biçimlerde değerlendirilebilir. Ancak psikanalitik açıdan önemli olan bunların gerçek olup olmaması değil, ruhsal dünyasında neyi temsil ettiğidir. Freud açısından bu imgeler içsel çatışmaların ve yoğun hayal gücünün sembolik dışavurumları olarak okunabilir.

Carl Gustav Jung: Kolektif Bilinçdışının Ressamı

William Blake denildiğinde psikoloji tarihinde akla gelen ilk isimlerden biri Carl Gustav Jung’dur.Jung, Blake’i “kolektif bilinçdışının sanatçısı” olarak değerlendirmiştir.Jung’a göre insan yalnızca bireysel bilinçdışına değil, bütün insanlığın ortak mirasını taşıyan kolektif bilinçdışına da sahiptir. Bu alan arketiplerle doludur.

Blake’in eserlerinde sürekli görülen;

* Bilge İhtiyar * Tanrı Baba * Gölge * Kahraman * Anne * Melek * Şeytan

arketipleri Jung’un kuramıyla büyük ölçüde örtüşmektedir.

Özellikle “İyi ve Kötü’nün Evliliği” anlayışı Jung’un “gölge” kavramını çağrıştırır. Jung’a göre insan ancak karanlık yönünü kabul ettiğinde bütünleşebilir.Blake de eserlerinde kötülüğü yok edilmesi gereken bir unsur olarak değil, insan doğasının ayrılmaz parçası olarak ele alır.

Bu bakış açısı Jung’un şu sözünü hatırlatır:

“Kişi ışığı hayal ederek değil, karanlığını bilinçli hale getirerek aydınlanır.”

Melanie Klein: İç Nesneler ve Bölme Mekanizması

Melanie Klein’ın nesne ilişkileri kuramına göre çocuk, yaşamın ilk dönemlerinde dünyayı “iyi nesne” ve “kötü nesne” şeklinde ikiye böler. Blake’in “Masumiyet Şarkıları” ve “Deneyim Şarkıları” adlı eserleri bu bölme mekanizmasını düşündürmektedir.

Masumiyet;

* güven, * saflık, * koruyucu anne

imgelerini temsil ederken;

Deneyim;

* kayıp, * acı, * ölüm, * günah

ile ilişkilendirilmektedir.

Ancak Blake zamanla bu iki kutbu bütünleştirir. Bu da Klein’ın depresif konum dediği ruhsal olgunlaşma sürecine benzemektedir.

Donald Winnicott: Yaratıcılık ve Geçiş Alanı

Donald Winnicott sanatın insanın gerçek benliğini yaşatabildiği en önemli alan olduğunu söyler. Blake’in tüm yaşamı adeta Winnicott’un tanımladığı “geçiş alanı” içinde geçmiştir.Gerçek dünya ile hayal dünyası arasında kurduğu köprü sayesinde hem şiir hem resim üretmiştir.

Winnicott şöyle der:

“Yaratıcılık, yaşamanın ta kendisidir.”

Blake’in çocukluk vizyonlarını hiçbir zaman reddetmemesi, onları bastırmak yerine sanata dönüştürmesi gerçek benliğinin korunmasına yardımcı olmuştur.

John Bowlby: Bağlanma ve Catherine Boucher

Bağlanma kuramının kurucusu Bowlby’e göre güvenli ilişkiler bireyin yaşam boyu psikolojik dayanıklılığını artırır.Blake’in eşi Catherine Boucher yalnızca yaşam arkadaşı değil aynı zamanda duygusal güvenli üssü olmuştur.Okuma yazmayı ona öğretmesi, birlikte üretmeleri ve Catherine’in ölümüne kadar yanında kalması güvenli bağlanmanın örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.Bu güvenli ilişki Blake’in yoğun iç dünyasını dengelemiş olabilir.

Rollo May: Yaratıcılık Cesareti

Varoluşçu psikolog Rollo May’e göre yaratıcılık insanın kaygısıyla kurduğu ilişkinin ürünüdür.

May şöyle söyler:

“Yaratıcılık, var olma cesaretidir.”

Blake toplum tarafından çoğu zaman anlaşılmamış, hatta deli olarak görülmüştür.

Ancak eser üretmeye devam etmiştir.Bu durum May’in yaratıcı bireyin yalnızlığına ilişkin görüşleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir.

Viktor Frankl: Acının İçindeki Anlam

Frankl’a göre insanın temel motivasyonu haz değil anlamdır.Blake’in eserlerinde acı hiçbir zaman anlamsız değildir.Cehennem bile dönüşümün başlangıcıdır.İnsan ruhunun olgunlaşması ancak acıyla mümkündür.Bu yönüyle Blake’in sanatı Frankl’ın logoterapisine oldukça yakındır.

Frankl’ın ünlü sözü Blake’in yaşamını özetler gibidir:

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi hemen her nasıla katlanabilir.”

Son olarak; Blake’in yaşamına yalnızca psikopatoloji açısından bakmak eksik olacaktır.Onun deneyimleri sanat, din, bilinçdışı ve yaratıcılık ekseninde değerlendirilmelidir.Psikoloji tarihinde yaratıcı deha ile mistik deneyimler arasındaki ilişkinin kesin bir açıklaması bulunmamaktadır. Günümüzde bazı araştırmalar yoğun imgeleme, yüksek açıklık kişilik özelliği ve yaratıcı bilişin sıra dışı deneyimlerle ilişkili olabileceğini öne sürerken, geçmişte yaşamış kişiler için geriye dönük klinik tanı koymak bilimsel olarak mümkün değildir.Blake’in sanatı belki de insan ruhunun en temel gerçeğini anlatmaktadır: İnsan yalnızca aydınlık tarafıyla değil, karanlığıyla da bütündür.Belki de bu nedenle Blake’in eserleri iki yüz yılı aşkın süredir hâlâ insanın içine dokunmaya devam etmektedir.Çünkü onun resmettiği şey yalnızca Tanrı değildir.İnsanın kendi ruhudur.

Gözde Silistireli
Gözde Silistireli
Üsküdar Üniversitesi Psikoloji ve İletişim Fakültesi’nden çift anadal programı ile mezun oldum; ardından aynı üniversitede Klinik Psikoloji ve Adli Psikoloji yüksek lisanslarını tamamladım. Akademik ve klinik çalışmalarımı travma, suç davranışı, mağdur psikolojisi, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, anksiyete ve kişilik bozuklukları alanlarında sürdürmekteyim. Türk Psikologlar Derneği Travma Saha Ekibi’nde gönüllü psikolog olarak aktif görev almaktayım. MMPI, Rorschach ve nöropsikolojik testlerin uygulama ve raporlama süreçlerinde de deneyim sahibiyim. Psikoloji ile iletişim bilimini bir araya getirerek sinema ve psikanaliz ekseninde film okumaları ve karakter analizleri yapmaktayım. Adli ve klinik psikoloji perspektifinden insan davranışının, travmanın ve bilinçdışı süreçlerin sinema ve toplumsal yaşamdaki yansımalarını ele alan yazılar kaleme almaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar