“Bir gün her şey yoluna girdiğinde yaşamaya başlayacağım.”
Belki de farkında olmadan kendimize en çok söylediğimiz cümlelerden biri budur. Hayatı sürekli ertelenen bir başlangıç gibi yaşarız. Sınav bittiğinde, işe girdiğimizde, biraz daha para kazandığımızda, kendimizi daha hazır hissettiğimizde ya da her şey tam istediğimiz gibi olduğunda mutlu olacağımıza inanırız. O gün geldiğinde ise yaşamın gerçekten başlayacağını düşünürüz.
Oysa hayat, beklediğimiz o kusursuz günü sessizce beklemez. Biz geleceğe hazırlanırken zaman akmaya devam eder. Fark etmeden mevsimler değişir, insanlar hayatımıza girer ve çıkar, alışkanlıklarımız dönüşür. Bir gün dönüp geriye baktığımızda ise yaşamın büyük bir kısmını “hazırlık” içinde geçirdiğimizi fark ederiz.
Elbette plan yapmak, hedef belirlemek ve emek vermek yaşamın önemli parçalarıdır. İnsan, geleceğini düşünerek yönünü bulur; belirsizliği azaltır ve kendine güvenli bir yol çizer. Ancak hazırlık, yaşamın önüne geçtiğinde görünmez bir tuzağa dönüşebilir. Çünkü bazen hayatı yaşamıyor, yalnızca ona hazırlanıyor oluruz.
Mutluluğu bir sonraki başarıya, huzuru daha iyi bir işe, özsaygıyı yeni bir diplomaya ya da kendimizi sevmeyi gelecekteki “daha iyi” versiyonumuza erteleriz. Böylece yaşam, ulaşılması gereken hedeflerin ardından verilecek bir ödül gibi görünmeye başlar.
Ne var ki insan zihni bu konuda ilginç bir şekilde çalışır. Psikolojide hedonik adaptasyon olarak adlandırılan kavram, elde ettiğimiz olumlu deneyimlere zamanla alıştığımızı gösterir. Büyük bir başarıya ulaştığımızda hissettiğimiz mutluluk kalıcı değildir; bir süre sonra o başarı sıradanlaşır ve zihnimiz yeni bir hedef belirler. Dün ulaşmayı hayal ettiğimiz nokta, bugün sıradan bir basamağa dönüşür.
Belki de bu yüzden, yıllarca peşinden koştuğumuz hedeflere ulaştığımız hâlde içimizde hâlâ tamamlanmamış bir şeyler hissederiz. Sorun hedeflerin varlığı değildir. Sorun, yaşamın yalnızca hedeflere ulaştığımız günlerde başlayacağına inanmaktır.
Bazen hazırlık, fark etmeden kaygının güvenli bir sığınağı hâline gelir. “Henüz yeterince iyi değilim.”, “Biraz daha öğrenmeliyim.”, “Biraz daha beklemeliyim.” gibi cümleler gelişim isteği gibi görünse de kimi zaman başarısız olma ihtimalini ertelemenin bir yoludur. Çünkü hazır hissetmek ile hazır olmak aynı şey değildir. İnsan zihni belirsizliği sevmez; risk almadan ilerlemek ister. Bu nedenle bazı kapıları açmak yerine, o kapının önünde yıllarca hazırlık yapmayı seçebilir.
Modern yaşam bu döngüyü daha da güçlendiriyor. Sosyal medya her gün bize kusursuz görünen hayatlar sunuyor. Erken yaşta büyük başarılar elde eden insanlar, bitmek bilmeyen sertifikalar, sürekli üretim hâlinde olan bireyler… Tüm bunlar bize yaşamın ancak başarılı olduğumuzda değerli olduğu hissini verebiliyor. Oysa gördüğümüz şey, insanların yaşamları değil; özenle seçilmiş birkaç kareden oluşan vitrinlerdir. Bir fotoğrafın arkasındaki kaygıyı, bir başarının ardındaki yalnızlığı ya da gülümseyen bir yüzün taşıdığı yorgunluğu göremeyiz.
Bu yazıda, size hedeflerinizden vazgeçmeyi ya da ertelemeyi savunmuyor. Aksine, insanı geliştiren en önemli güçlerden biri hedefleridir. Ancak belki de kendimize sormamız gereken başka bir soru var: Geleceğe hazırlanırken bugünü gerçekten yaşayabiliyor muyuz?
Bir sınava hazırlanırken gökyüzünü izlemek için kendimize zaman tanıyor muyuz? Kariyer planları yaparken sevdiklerimizle geçirdiğimiz anların kıymetini fark edebiliyor muyuz? Kendimizi sürekli geliştirmeye çalışırken, olduğumuz hâlimizle kendimizi kabul etmeyi başarabiliyor muyuz?
Çünkü psikolojik iyi oluş yalnızca ulaştığımız sonuçlarla değil, o sonuçlara giderken kurduğumuz yaşamla da ilgilidir.
Belki de en büyük yanılgımız, hayatın bir gün başlayacağını düşünmemizdir. Çocukluğumuz “büyüyünce”, gençliğimiz “okul bitince”, yetişkinliğimiz ise “işler yoluna girince” geçiyor. Oysa hayat; bütün eksiklikleri, belirsizlikleri ve kusurlarıyla tam da şu anda yaşanıyor.
Hayatın provası yok. Ertelenmiş günlerin telafisi de yok. Bir gün her şey mükemmel olduğunda başlayacak ikinci bir yaşam bizi beklemiyor. Sahip olduğumuz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Belki de yaşamın en büyük başarısı, her şey tamamlandığında mutlu olmak değil; eksiklerimizle birlikte yaşamaya cesaret edebilmektir.
Bu yazıyı, yeni yaşımın eşiğinde kendime ithaf ediyorum. Dilerim bundan sonraki yıllarımı, başlamasını beklediğim bir hayatın hazırlığında değil; zaten yaşanmakta olan hayatın içinde geçiririm.
Sevgiler.


