“Acaba kaçımız ön yargılıyız?” diye sorsam, büyük ihtimalle çoğumuz “Ben değilim.” diye cevap veririz. Çünkü ön yargıyı genellikle başkalarında gördüğümüz bir kusur olarak düşünürüz. Oysa farkında olmadan hepimiz, hayatımızın bir döneminde ön yargılarımızın etkisi altında kalabiliyoruz.
Üniversite sıralarındayken son sınıfta aldığım derslerin çoğunda ön yargı konusu işlenmişti. Hatta hocalarımızdan biri bize 12 Angry Men filmini izletmiş ve ardından filmi yorumlamamızı istemişti. O gün aslında filmin yalnızca bir mahkeme hikayesi olmadığını anlamıştım. Film, insanların olaylara nasıl farklı pencerelerden baktığını, kendi geçmişlerini, deneyimlerini ve inançlarını kararlarına nasıl yansıttıklarını gösteriyordu. Aynı delillere bakan on iki kişi vardı fakat hepsinin ulaştığı ilk sonuç birbirinden farklıydı. Çünkü çoğu zaman gerçekleri değil, kendi zihinlerimizde oluşturduğumuz kalıpları görüyoruz. Ya da daha önce yanlış işlerle, yanlış insanlarla yahut yanlış yerlerde deneyimlediğimiz kötü senaryolara göre de yeni olana ön yargıyla yaklaşıyoruz. “O iş bana göre değildi, bu da bana göre olamaz,” “O insan beni üzmüştü, bu da ona çok benziyor, o da beni üzer,” “Farklı ırklardan insanlardan incindiğimizde de o ırka mensup insanlar kötüdür,” “Bu yemeği daha önce yemiştim, bu tadı çok kötüydü, bunun da tadı kötüdür.” Sonrasında da çok üzülüyoruz. Zihnimiz, geçmişteki deneyimleri geride bırakmadığı sürece biz daha iyi olana adım atamıyoruz.
Şimdi size küçük bir örnek vermek istiyorum. Karşınıza iki adamın fotoğrafını koysam… Birisi oldukça bakımlı, şık giyimli ve kendine özen gösteren biri olsun. Diğeri ise kirli kıyafetler içinde, saçları dağınık ve oldukça bakımsız görünsün. Size “Hangisi daha güvenilir, hangisi hırsız olabilir?” diye sorsam, büyük bir kısmınız dış görünüşe göre bir değerlendirme yapacaktır. Çünkü beynimiz saniyeler içerisinde eksik bilgileri tamamlamaya çalışır.
Belki de tam bu noktada “Hayır canım, neden öyle diyorsun? Sokakta yaşayan insanlar bazen en masum insanlardır.” diyenler olacaktır. Fakat dikkat ederseniz bu da farklı bir ön yargıdır. Çünkü yine o kişinin hayatını, yaşadıklarını ve gerçek hikayesini bilmeden yalnızca bir varsayımda bulunuyoruz. Ön yargı sadece olumsuz düşünmek değildir; yeterli bilgiye sahip olmadan olumlu ya da olumsuz herhangi bir sonuca varmaktır.
Psikolojide buna bilişsel kestirme yollar denir. İnsan beyni her gün binlerce bilgiyle karşılaşır ve bu bilgilerin tamamını ayrıntılı biçimde analiz etmek yerine kısa yollar kullanır. Bu kısa yollar çoğu zaman işimizi kolaylaştırırken bazen de insanları yanlış değerlendirmemize neden olur. İlk izlenimler, kalıp yargılar ve geçmiş deneyimler, fark etmeden kararlarımızı şekillendirir.
Geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Würzburg şehrinde düzenlenen bir seminere katılmıştım. Seminer sonrasında bir arkadaşımla yürüyüşe çıkmaya karar verdik. Yürürken etrafımıza bakıp gülerek, “Ya hiç mi meyve ağacına denk gelinmez?” dedim. Daha sözüm biter bitmez karşımıza kocaman bir elma ağacı çıktı. “Dönüşte toplarız.” diyerek yürümeye devam ettik.
Yaklaşık beş on dakika sonra bu kez “Ya hiç kiraz ağacı yok mu?” dedim. Gerçekten de birkaç saniye sonra gözümüzün önünde uzun bir kiraz ağacı belirdi. Fakat boyu oldukça uzundu ve meyvelerine ulaşamıyorduk. Yürümeye devam ederken bu kez “Keşke boyumuzun yetişeceği bir kiraz ağacı çıksa.” dedim. Çok geçmeden tam da ulaşabileceğimiz yükseklikte bir kiraz ağacı karşımıza çıktı. Dallarından kirazlarımızı topladık ve afiyetle yedik.
O gün eve dönerken uzun süre bunu düşündüm. Aslında yolun sonunu göremiyorduk. Önümüzde ne olduğunu bilmiyorduk. Eğer ilk anda “Boşuna aramayalım, zaten çıkmaz.” deseydik belki de yürüyüşümüzün tadını çıkaramayacak, o güzel kirazları hiç yiyemeyecektik.
İşte hayat da biraz böyledir. Çoğu zaman ön yargılarımız, henüz yaşanmamış olayların önüne görünmez duvarlar örer. “Bu iş zaten olmaz,” “O insan güvenilmez,” “Ben bunu başaramam,” “Kimse beni anlamaz.” gibi düşünceler daha yolun başında bizi durdurur. Oysa yolun sonunda bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Belki de kaçırdığımız fırsatların büyük bir kısmı, gerçekleşmeyeceklerine önceden inanmış olmamızdan kaynaklanıyordur.
12 Kızgın Adam filminde yalnızca bir jüri üyesi çoğunluğun kararına hemen katılmaz. Diğer on bir kişi suçlunun kesinlikle suçlu olduğuna inanırken, o tek kişi yalnızca bir soru sorar: “Ya yanılıyorsak?” İşte filmin en güçlü mesajı da burada saklıdır. Gerçek adalet, acele karar vermemekte ve ön yargılarımızı sorgulayabilmektedir.
Belki de günlük hayatımızda kendimize sormamız gereken soru tam olarak budur: “Ya yanılıyorsam?” Belki tanımadan uzak durduğumuz kişi hayatımızın en değerli dostu olacaktı. Belki yapamam dediğimiz iş, bizi hayallerimize ulaştıracaktı. Belki korktuğumuz o ilk adım, yepyeni bir başlangıcın kapısını aralayacaktı.
Aslında sorun hiçbir zaman tamamen karşımızdaki insan değildir. Sorun çoğu zaman bizim olaylara nasıl baktığımız, zihnimizde hangi kalıpları taşıdığımız ve gerçeği görmek yerine neye inanmayı seçtiğimizdir. Bu yüzden bugün kendimize küçük ama önemli bir soru soralım: Acaba gerçekten karşımızdakini mi görüyoruz, yoksa yalnızca zihnimizde oluşturduğumuz ön yargıları mı?
Belki de hayatımızı değiştirecek en önemli adım, başkalarını değiştirmeye çalışmak değil; kendi düşüncelerimizi sorgulamaya cesaret etmektir.
Minik Bir Not… Bu ay benim için ayrı bir mutluluk daha var. Yarın, 10 Temmuz, canım yeğenim İnci’nin doğum günü. Bu ay onun adına yazmak istedim.


