Perşembe, Temmuz 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsan Gerçekten hayatında Sadece Bir kere mi Aşık Olur?

“İnsan hayatında yalnızca bir kez âşık olur.” Cümlesini hepimiz en az bir kere duymuşuzdur. Bu ifade, romantik bir inanışı temsil etmektedir. Filmler, diziler, şarkılar ve romanlar bu inancı yıllarca besleyebilir; sanki her insan hayatında bir kere aşkı bulur ve bir daha asla o aşkı bulamayacak gibi düşüncelere ve inanışlara kapılabilir. Her bireyin hayatında bir kere ‘tek doğru insan’ varmış gibi bir algı oluşturulabilir. Özellikle ilk aşkın unutulmazlığı da bu inancı güçlendirebilir. Peki, psikoloji bu inancı nasıl yorumluyor? Gerçekten bu romantik inanış doğru mu, yoksa aşk farklı kişilerle tekrardan deneyimlenebilen bir duygu mudur?

Psikolojik olarak aşk, yalnızca güçlü hisleri barındıran bir inanış değildir. Aşk, çok boyutlu ve kapsamlı bir deneyimdir. Aşk; duygusal yakınlık kurduğumuz, bağlandığımız, güveni bulduğumuz, ilgi ve arzunun da içerisinde olduğu çok yönlü bir olgudur. Bu yaşanan deneyim, bireyin yaşam öyküsü, kişilik özellikleri, yaşadığı deneyimler ve travmalarla birleşerek şekillenebilir. Aşkın tanımı aynı olsa da her insan kendi içinde birbirinden farklı olduğu için aşkı şekillendiren de insanoğludur. Dolayısıyla aşkı tek bir ana ve tek bir insana indirgemek, insanın kapasitesini de sınırlandırmak olabilir.

Romantik aşk yaşandığında beyinde önemli nörobiyolojik değişimler meydana gelmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse, beynimiz sevdiğimiz kişiyi bir ödül sistemi olarak görebilir; onunla birlikteyken bir ödül gibi, hayatımızda olmadığı zaman ise ceza sistemi olarak işleyebilir. Yani vücudumuzda âşık olduğumuzda dopamin, oksitosin ve vazopressin gibi nörokimyasalların salgılanması artar. Dopamin, kişiye yoğun mutluluk ve heyecan verirken, oksitosin ise güven ve yakınlık hissi sağlar. Bu biyolojik süreçler, insan beyninin bağ kurma kapasitesine ne kadar yakın olduğunu gösterebilir. Yaşamın farklı dönemlerinde farklı bireylerde benzer şekilde gözlemlenebilen bu nörobiyolojik değişimler, tek bir kişi için beynimizin bu şekilde çalışmayabileceğini ortaya koyar. Beyin, yeni bağlar kurmaya ve yeni duygusal deneyimler oluşturmaya açık bir yapıya sahiptir.

Bu bağlamda birçok insan, ilk aşkını farklı bir yere koyabilir. Bunun temel nedenlerinden biri, ilk aşkımızın genellikle kimliğimizi tamamlama gelişiminin önemli dönemine denk gelmesidir. Bu dönemde yaşanan olaylar daha çok izler bırakabilir. İlk kez yaşanan yoğun duygular, hayal kırıklıkları ve romantik yakınlık deneyimleri hafızada daha güçlü izler bırakabilir. Ancak ilk aşkın unutulmaması, bir daha âşık olmayacağımız anlamına gelmez. İnsan zihni önemli anıları depolayabilirken, yeni bağlar kurabilme yetisine de sahiptir.

Ayrılık süreçlerinden sonra “Bir daha kimseyi bu kadar çok sevemeyeceğim” düşüncesi oldukça yaygın bir ifadedir. Özellikle uzun süreli ilişkilerin bitişinde, sadece bir insanı değil, onunla kurulan hayallerimizi, alışkanlıklarımızı ve o bağı da kaybetmiş olabiliriz. Bu nedenle bu süreçte yaşanan duygular daha yoğun ve düşünceler daha az gerçekçi olabilir. Kişinin yaşadığı yoğun üzüntüyle birlikte bu düşüncelere kapılması oldukça doğaldır. Oysaki psikolojik araştırmalar, yas süreci sağlıklı bir şekilde tamamlandığında bireyin tekrar âşık olabileceğini göstermektedir. Acının yoğunluğu, gelecekte sevme becerimizi yok etmeyebilir; yalnızca bu yoğun duygu kaybının kişi için ne kadar anlamlı olduğunu gösterebilir.

İnsanların yalnızca bir kez âşık olacağına dair kültürel alıntılar, masallar ve hikayeler idealize edilmiş ve sıkça alıntılanmıştır. Oysaki bilimsel araştırmalar incelendiğinde, birey birden çok âşık olabilecek ve bu süreci farklı biçimlerde değerlendirebilecektir. Bu bağlamda her aşkın aynı olması beklenmez. Bir ilişki tutku üzerine kurulmuşken, diğer ilişkimiz karşılıklı güven üzerine kurulmuş olabilir. Farklı yaşlarda yaşanan aşklar, bireyin o dönemdeki ihtiyaçlarına ve yaşam koşullarına göre her biri farklı anlamlar taşıyabilir.

Sonuç olarak, psikoloji insanın yalnızca bir kere âşık olacağı görüşünü desteklememektedir. İlk aşk unutulmaz olabilir ve bireyde kalıcı izler bırakabilir; ancak bu, bir daha âşık olmayacağı anlamına gelmez. Bazı yaşadığımız ilişkiler diğerlerinden daha güçlü hatırlanabilir. Ancak bu deneyimler, yeniden bağlanma, yeniden sevme ve yeniden ilişki kurma kapasitemizi yok etmeyebilir. Aşk, tek bir kişiye ait değildir. Farklı deneyimlerle şekil alabilen bir olgudur. Belki de sormamız gereken “Kaç kişiye âşık olabiliriz?” değil, “Her aşk bana kendim hakkında neler öğretti?” olmalıdır. Bu sayede kendimizi daha iyi tanıyabilir ve ihtiyaçlarımızı fark edebiliriz.

Senanur BAHADIR
Senanur BAHADIR
Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi olarak akademik eğitimime devam etmekteyim. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İnsan Kaynakları programında öğrenim görmekteyim. Eğitim sürecim boyunca teorik bilgilerimi saha deneyimleriyle desteklemeye, mesleki gelişimime katkı sağlayacak çalışmalarda aktif rol almaya ve psikoloji alanında kendimi sürekli geliştirmeye odaklanmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar