Perşembe, Temmuz 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kontrol İhtiyacı ve İnsanın Sınırlarıyla Karşılaşması

Ya kontrol ihtiyacımızın altında aslında kontrol etmek istemediğimiz bir şey yatıyorsa? Çünkü çoğu zaman hayatı kontrol etmeye çalışmayız. Hayal kırıklığına uğramamaya çalışırız. Terk edilmemeye çalışırız. Hazırlıksız yakalanmamaya çalışırız. Canımızın yanmamasını sağlamaya çalışırız. Buna rağmen bütün bu çabalar dışarıdan bakıldığında kontrol etme isteği gibi görünür. Daha fazla düşünürüz, daha fazla plan yaparız, daha fazla analiz ederiz. Bir sonraki adımı tahmin etmeye çalışır, olasılıkları hesaplar ve kendimizi güvende tutacak bir kesinlik ararız. Ancak hayatın ilginç bir tarafı vardır. İnsan bazen kontrol edemediği şeylerle karşılaştığında kaygılanmaz; onları kontrol edebileceğine inandığında kaygılanmaya başlar. Çünkü kontrol ihtiyacı çoğu zaman güçle ilgili değildir. Güvenlikle ilgilidir.

Peki insan neden kontrol etmek ister? Ve kontrol etme çabası ne zaman bizi koruyan bir mekanizma olmaktan çıkıp, bizi hayatın kendisinden uzaklaştıran bir döngüye dönüşür?

Belirsizlik ve Kesinlik Arayışı

Kontrol ihtiyacını anlamak için belki de önce belirsizlikle ilişkimize bakmak gerekir. Çünkü çoğu zaman insanı zorlayan şey yalnızca yaşadığı olaylar değil, o olayların nasıl sonuçlanacağını bilememektir. Bir ilişkinin sona ermesi üzücü olabilir; ancak sona erip ermeyeceğini bilememek çoğu zaman daha yıpratıcıdır. Beklenen bir haber olumsuz olabilir; fakat günlerce ne olacağını beklemek zihni çok daha fazla meşgul edebilir. Bu nedenle insan bazen kötü bir haberi bile belirsizliğe tercih edebilir.

Psikoloji literatüründe bu durum, belirsizliğe tahammülsüzlük kavramı ile açıklanmaktadır. Belirsizliğe tahammülsüzlük, kişinin gelecekte ne olacağını bilememe durumunu tehdit edici veya katlanılması güç olarak deneyimleme eğilimidir (Carleton, 2016). Araştırmalar da belirsizliğin, kaygının sürmesinde ve artmasında önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Çünkü zihin yalnızca yaşanan olaya değil, yaşanabilecek olasılıklara da tepki verir.

Grupe ve Nitschke’ye (2013) göre kaygının merkezinde çoğu zaman öngörülemezlik yer alır. İnsan yalnızca başına gelenlerle değil, başına gelebileceklerle de uğraşır. Henüz gerçekleşmemiş senaryolar zihinde tekrar tekrar canlandırılır, farklı ihtimaller değerlendirilir ve olası sonuçlar tahmin edilmeye çalışılır. Belki de bu yüzden insan yalnızca cevap aramaz; kesinlik arar. Çünkü kesinlik, sonucu değiştirmeyi vaat etmese de belirsizliğin yarattığı gerginliği bir süreliğine yatıştırabilir. Fakat kontrol ihtiyacının merkezinde yalnızca belirsizlik olmayabilir. Belki de insanın asıl zorlandığı şey, hayatın her zaman onun etki alanı içinde olmadığını hatırlatan anlardır.

Kontrol Yanılsaması ve İnsanın Sınırları

Bir sınava çalışmak ile sınav sonucunu kontrol etmeye çalışmak aynı şey değildir. Bir ilişki için emek vermek ile o ilişkinin nasıl sonuçlanacağını kontrol etmeye çalışmak da öyle. Bir iş görüşmesine hazırlanabiliriz; ancak kararı veren kişi biz olmayız. Birini sevebiliriz; fakat onun ne hissedeceğine karar veremeyiz. Buna rağmen zihnimiz çoğu zaman etkileyebileceği şeylerle etkileyemeyeceği şeyler arasındaki sınırı düşündüğümüz kadar net çizemeyebilir. Psikolog Ellen Langer (1975), bu eğilimi kontrol yanılsaması olarak tanımlamıştır. Kontrol yanılsaması, bireyin gerçekte etkisinin sınırlı ya da hiç olmadığı durumlarda, sonucu etkileyebileceğine inanmasıdır. İlk bakışta mantıksız görünse de bu yanılsama oldukça anlaşılırdır. Çünkü kontrol hissi, belirsizlik karşısında güvenlik sağlar. İnsan zihni için bir durum üzerinde etkisi olduğunu düşünmek, o durumun tamamen öngörülemez olduğunu kabul etmekten çoğu zaman daha kolaydır. Ancak kontrol etmeye çalıştığımız şeylerin ilginç bir ortak noktası vardır. Birinin ne hissedeceği, bir ilişkinin nasıl sonuçlanacağı, verdiğimiz emeğin karşılık bulup bulmayacağı, zamanın ne getireceği… Bunların hiçbiri bütünüyle bizim değildir. Belki de bu yüzden kontrol ihtiyacının merkezinde belirsizlikten çok, insanın kendi sınırlarıyla karşılaşması vardır.

Çünkü bazı gerçekler bilgi eksikliğiyle ilgili değildir. İnsan olmanın sınırlarıyla ilgilidir. Birini sevebiliriz ama onun adına karar veremeyiz. Elimizden geleni yapabiliriz ama her sonucun garantisini alamayız. Hayatı etkileyebiliriz ama bütünüyle yönetemeyiz. Kontrol etmeye çalıştığımız şeylerin önemli bir kısmı, tam da bu nedenle elimizden kayar.

Geleceği Erkenden Yaşamak

Kontrol her zaman olayları yönetmeye çalışmak şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen geleceği erkenden yaşamaya çalışmak şeklinde de ortaya çıkabilir. İnsan bazen henüz yaşanmamış olaylara kesin anlamlar verir. Olmayacak olanı daha baştan olmayacak ilan eder. Umut etmemeye çalışır. İhtimalleri daraltır. İlk bakışta bu tutum gerçekçilik gibi görünebilir; ancak bazen altında farklı bir ihtiyaç yatabilir. Hayal kırıklığına hazırlıklı olmak. Çünkü insan için belirsizlik yalnızca bilinmezlik değildir. Aynı zamanda şaşırma ihtimalidir. Belki de bu yüzden bazı insanlar geleceği öğrenmeye çalışmaz; geleceğin onları hazırlıksız yakalamasını engellemeye çalışır. Fakat burada ince bir paradoks ortaya çıkar. Hayatı önceden tahmin etmeye çalışmak, onu yaşamaktan farklı bir şeydir. İnsan bazen geleceği güvence altına almaya çalışırken, henüz gerçekleşmemiş ihtimallerin içinde yaşamaya başlayabilir. Olabilecekleri düşünür, olabileceklerden korunmaya çalışır ve fark etmeden bugünü, henüz gelmemiş bir yarının gölgesinde geçirmeye başlayabilir. Oysa bir şeyin olmayacağını düşünmek onun olmayacağını garanti etmez. Olacağını düşünmek de onu mümkün kılmaz.

Çünkü hayatın vermediği şey tam olarak budur: Garanti.

Kontrolü Bırakmak mı, Belirsizliğe Yer Açmak mı?

Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (Acceptance and Commitment Therapy; ACT) kurucularından Hayes ve meslektaşları (1999), psikolojik zorlukların önemli bir kısmının rahatsız edici duygu ve düşünceleri ortadan kaldırma çabasıyla ilişkili olabileceğini öne sürmektedir. Bu perspektiften bakıldığında sorun çoğu zaman kaygının varlığı değil, kaygıyı hiç yaşamamaya çalışma çabasıdır. Belki de mesele kontrolü tamamen bırakmak değildir. Belki mesele, neyin bizim sorumluluğumuzda olduğunu ve neyin olmadığını ayırt edebilmektir. Çünkü psikolojik sağlamlık her koşulu yönetebilmekten doğmaz. Bazen ne olacağını bilmeden ilerleyebilmekten, kesin bir cevaba sahip olmadan bekleyebilmekten ve hayatın tüm belirsizliğine rağmen adım atabilmekten doğar. Belki de kontrolü bırakmanın zor olmasının nedeni belirsizlik değildir. Belki asıl zor olan, hayatın her zaman bize söz geçirmeyeceğini kabul etmektir. Çünkü bazen insanı yoran şey belirsizlik değil, hayatın kendi sınırlarını hatırlattığı yerlerde onunla mücadele etmeye devam etmek ve belirsizliğe rağmen yaşamaya izin vermemektir.

Referanslar

Carleton R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. Journal of anxiety disorders, 39, 30–43. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2016.02.007

Grupe, D. W., & Nitschke, J. B. (2013). Uncertainty and anticipation in anxiety: an integrated neurobiological and psychological perspective. Nature reviews. Neuroscience, 14(7), 488–501. https://doi.org/10.1038/nrn3524

Hayes, S. C., Strosahl, K., & Wilson, K. G. (1999). Acceptance and Commitment Therapy: An experiential approach to behavior change. New York: Guilford Press.

Langer, E. J. (1975). The illusion of control. Journal of Personality and Social Psychology, 32(2), 311–328. https://doi.org/10.1037/0022-3514.32.2.311

Zeynep Kocak
Zeynep Kocak
Zeynep Koçak, Goldsmiths University of London’da MSc Foundations in Clinical Psychology and Health Services programını tamamlamıştır. Koç Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji çift anadal mezunudur. Londra’da ruh sağlığı alanında faaliyet gösteren bir kuruluşta bireylerin bağımsızlık ve iyilik hâllerini destekleyen çalışmalarda yer almış; multidisipliner ekiplerle birlikte çalışarak kişi merkezli yaklaşımlar geliştirmiştir. Türkiye’de psikiyatri ve klinik psikoloji alanlarında tanı, izlem ve rehabilitasyon süreçlerini gözlemlemiştir. Klinik saha deneyimini akademik altyapısıyla birleştirerek bağlanma, ilişkisel süreçler ve ruh sağlığında sosyal destek konularına odaklanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar