Çarşamba, Temmuz 8, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Çekiliyoruz?

Bazı ilişkiler sona erdiğinde geride yalnızca bir kişi değil, tanıdık bir duygu da kalır. Zaman geçtikçe yeni insanlar hayatımıza girer; ancak bir süre sonra kendimizi yine benzer bir ilişkinin içinde bulabiliriz. Farklı yüzler, farklı hikâyeler ve farklı başlangıçlar olsa da yaşanan duyguların şaşırtıcı bir şekilde birbirine benzediğini fark ederiz. Bu noktada birçok kişi kendisine aynı soruyu sorar: “Neden hep aynı tip insanlara çekiliyorum?”

Psikoloji, bu soruya kader, şans ya da tesadüf üzerinden değil; geçmiş yaşantılarımızın bugünkü ilişki seçimlerimiz üzerindeki etkisi üzerinden yaklaşmaktadır. Özellikle şema terapi kuramında yer alan “şema kimyası” kavramı, ilişkilerde yaşanan yoğun çekimin nedenlerini anlamamıza yardımcı olur. Şema kimyasına göre bireyler çoğu zaman kendilerine iyi gelecek kişilere değil, erken dönem yaşam deneyimlerinden tanıdıkları ilişki örüntülerini temsil eden kişilere çekilirler (Young ve ark., 2006).

Şema terapiye göre, çocukluk döneminde karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar zamanla bazı şemaların oluşmasına neden olabilir. Bu şemalar, kişinin kendisi, diğer insanlar ve ilişkiler hakkındaki temel inançlarını şekillendirir (Young, 1999). Çocukluğun erken dönemlerinde gelişen bu bilişsel örüntüler, yaşam boyunca etkisini sürdürebilir ve yetişkinlikte kurulan romantik ilişkileri de etkileyebilir (Young ve ark., 2006).

Örneğin, duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmamış bir kişi, duygusal olarak mesafeli insanlara ilgi duyabilir. Sürekli eleştirilen bir çocuk büyüdüğünde, kendisinden yüksek beklentileri olan partnerleri çekici bulabilir. Fedakârlık şeması baskın olan bireyler ise kendi ihtiyaçlarını geri planda bıraktıkları ilişkilerin içinde tekrar tekrar yer alabilirler. Kişi bilinçli olarak bunu istemese bile, geçmişte öğrendiği ilişki diline yönelme eğilimi gösterebilir.

Aslında burada yaşanan durum çoğu zaman bir seçimden çok, bir tekrar çabasıdır. Beyin, geçmişte yarım kalmış bir hikâyeyi tamamlamaya çalışır. Çocuklukta ya da geçmiş ilişkilerde yaşanan bir eksiklik, yetişkinlikte benzer kişilere yönelerek giderilmeye çalışılabilir. Kişi bu kez farklı bir son yaşayacağını umut eder. Ancak aynı ilişki dinamikleri tekrarlandığında sonuç da çoğu zaman değişmez. Bu nedenle bazen âşık olduğumuz kişi yeni olsa da yaşadığımız hikâye oldukça eski olabilir.

Bu noktada yoğun çekim duygusunu aşk ile karıştırmamak önemlidir. Güçlü bir heyecan, özlem ya da sürekli düşünme hali, her zaman sağlıklı bir ilişkinin göstergesi değildir. Bazen bu yoğunluk, geçmiş yaraların harekete geçtiğinin bir işareti olabilir. Şemalarımız tetiklendiğinde yaşadığımız duygu yoğunluğu, karşımızdaki kişinin bize ne kadar uygun olduğundan çok, geçmiş hikâyemize ne kadar benzediğiyle ilgili olabilir.

Toplumda aşk hakkında yaygın olarak kabul edilen bazı mitler de bu durumu güçlendirebilir. “Herkesin bir ruh eşi vardır”, “Gerçek aşk ilk görüşte anlaşılır”, “Kıskançlık sevginin göstergesidir” veya “Yoğun çekim varsa doğru kişi odur” gibi inançlar, ilişkileri değerlendirirken sağlıklı ölçütlerin gözden kaçmasına neden olabilir. Oysa sağlıklı ilişkiler yalnızca güçlü duygular üzerine kurulmaz; güven, tutarlılık, karşılıklı saygı ve duygusal erişilebilirlik de en az çekim kadar önemlidir.

Peki, bu döngü nasıl kırılabilir? İlk adım farkındalıktır. Hissettiğimiz yoğun çekimin her zaman doğru kişiyi bulduğumuz anlamına gelmediğini kabul etmek gerekir. Bazen yoğun çekim, geçmişten gelen bir alarm sinyali olabilir. Bu nedenle “Bu kişiye neden çekiliyorum?” sorusunun yanında “Bu duygu bana kimi veya neyi hatırlatıyor?” sorusunu sormak da önemlidir.

İkinci adım, ilişki seçimlerini otomatik pilottan çıkarabilmektir. Bir kişinin bizde yarattığı heyecana değil, bize nasıl davrandığına odaklanmak gerekir. Güven veren, duygusal olarak ulaşılabilir ve tutarlı kişiler ilk etapta yoğun bir çekim yaratmayabilir; ancak uzun vadede sağlıklı ilişkilerin temelini oluştururlar.

Son olarak, geçmiş ilişki örüntülerini gözden geçirmek faydalı olabilir. Daha önceki ilişkilerde tekrar eden sorunlar nelerdi? Ayrılık sonrasında en çok neyin eksikliği hissedildi? Bu ilişki hangi ihtiyaçları karşılıyordu? Bu soruların cevapları, kişinin kendi ilişki haritasını anlamasına yardımcı olabilir.

Belki de mesele, neden aynı insanlara çekildiğimizi anlamaktan çok, bizi onlara çeken şeyin ne olduğunu fark etmektir. Çünkü bazen hissettiğimiz çekim, karşımızdaki kişiden çok geçmişimizle ilgilidir. İyileşme ise tanıdık olanı tekrar etmekten değil, ihtiyaçlarımızı gerçekten karşılayan ve güven duygusu hissettiren ilişkileri seçebilmekten geçer.

Hatice Ateş
Hatice Ateş
Hatice Ateş, psikoloji alanında lisans eğitimini tamamlamıştır. Eğitim süreci boyunca çeşitli merkezlerde staj deneyimi kazanmış ve birçok sosyal gönüllülük projesinde aktif rol almıştır. Bu süreçte Dergipark gibi prestijli bir dergide yayımlanan bir makalede ve TÜBİTAK 2209-A kapsamında kabul edilen bir araştırma projesinde araştırmacı olarak yer almıştır. Mezuniyetinin ardından yetişkinlerle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntem ve teknikleri doğrultusunda çalışarak terapi süreçlerini aktif bir şekilde yürütmektedir. Aynı zamanda çeşitli eğitimlerle bilgi birikimini sürekli artırmakta ve mesleki gelişimini sürdürmektedir. Yazılarında, bilimsel bilgilerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamayı ve bireylerin psikolojik iyi oluşuna katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar