Psikoterapi odasında bazı cümleler farklı danışanlardan defalarca duyulur. Bunlardan biri de şudur: “Bazen eşimle değil, büyümemiş bir çocukla yaşıyormuşum gibi hissediyorum.” Bu cümle, aslında partnerin yaşını değil, duygusal olgunluğunu anlatır.
Yetişkin olmak ile duygusal olarak olgun olmak aynı şey değildir. Bir insan iş sahibi olabilir, aile kurabilir, çocuk sahibi olabilir ve yaşamın birçok sorumluluğunu yerine getirebilir. Ancak duygularını yönetemiyor, eleştiriyi kaldıramıyor, sürekli haklı olma ihtiyacı hissediyor ve yaşadığı her problemde sorumluluğu başkalarına yüklüyorsa, ilişkide duygusal olgunlaşmamışlık örüntüsü görülebilir.
Son yıllarda bağlanma kuramı ve duygu düzenleme üzerine yapılan çalışmalar, romantik ilişkilerde yaşanan birçok çatışmanın yalnızca iletişim eksikliğinden değil, bireyin duygusal olgunluk düzeyinden de kaynaklanabileceğini göstermektedir (Mikulincer & Shaver, 2016). Bu nedenle bazı ilişkilerde sorun, çiftlerin birbirini sevmemesi değil; duygusal olarak aynı gelişim düzeyinde buluşamamasıdır.
Duygusal Olgunluk Nedir?
Duygusal olgunluk, bireyin hissettiği duyguları inkâr etmeden fark edebilmesi, bu duyguları yönetebilmesi ve davranışlarının sorumluluğunu alabilmesidir. Duygusal olarak olgun bireyler hata yaptıklarında bunu kabul edebilir, karşı tarafın duygularını anlamaya çalışabilir ve yaşanan çatışmaları kişisel bir savaş yerine çözülmesi gereken ortak bir problem olarak görebilirler.
Buna karşılık, duygusal olgunlaşmamış bireyler, yoğun duygular karşısında dürtüsel davranabilir, eleştiriyi kişisel saldırı olarak algılayabilir ve yaşanan her sorunda suçlanacak birini arayabilir. Çoğu zaman öfkelerini yönetmekte, hayal kırıklığını tolere etmekte ve empati kurmakta zorlanırlar.
Bağlanma kuramına göre çocukluk döneminde bakım verenlerle kurulan ilişki, bireyin yetişkinlikte kuracağı romantik ilişkilerin temelini oluşturur (Bowlby, 1988). Güvenli bağlanma geliştiremeyen bireylerde duygu düzenleme güçlükleri yetişkin ilişkilerine taşınabilir.
Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Partner Nasıl Davranır?
Her tartışmada haklı çıkmaya çalışmak, sürekli küsmek, iletişimi kesmek, sorumluluk almamak ya da özür dilemekte zorlanmak tek başına duygusal olgunlaşmamışlık anlamına gelmez. Ancak bu davranışların süreklilik göstermesi ilişkide belirgin bir örüntü oluşturabilir.
Bu kişiler çoğu zaman eleştiriyi tehdit olarak algılar. Partneri yalnızca yaşadığı davranışı eleştiriyor olsa bile, bunu kendi kişiliğine yönelik bir saldırı gibi yorumlayabilir. Bunun sonucunda savunmaya geçebilir, konuyu değiştirebilir ya da karşı tarafı suçlayabilir.
Bir başka özellik ise duyguların sorumluluğunu başkasına yüklemeleridir. “Beni sinirlendirdin”, “Senin yüzünden böyle oldum” gibi ifadeler, bireyin kendi duygularını yönetmek yerine bunların sorumluluğunu dışarıya aktardığını gösterebilir.
Duygusal olgunlaşmamış bireyler çoğu zaman yoğun ilgi bekler; ancak aynı ilgiyi karşı tarafa göstermekte zorlanabilir. Empati kurmak yerine anlaşılmayı bekleyebilirler. Bu durum zamanla ilişkinin tek taraflı bir çabaya dönüşmesine neden olabilir.
Partner Nasıl Ebeveyne Dönüşüyor?
Bu ilişkilerde dikkat çeken noktalardan biri, rollerin zamanla değişmesidir. Başlangıçta iki yetişkin arasında başlayan ilişki, fark edilmeden ebeveyn–çocuk dinamiğine dönüşebilir.
Daha olgun olan taraf sürekli alttan alan, sorun çözen, ortamı yatıştıran ve sorumluluk üstlenen kişiye dönüşür. Tartışmaların büyümemesi için susar, partnerinin öfkesini yönetmeye çalışır, yanlış anlaşılmamak için kelimelerini özenle seçer ve zamanla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atar.
İlişkiyi sürdüren şey sevgi değil, çoğu zaman dengeyi koruma çabası hâline gelir.
Bu noktada birey psikolojik olarak yalnızlaşmaya başlar. Çünkü artık partneriyle eşit bir ilişki yaşamıyor; onu sakinleştirmeye çalışan bir yetişkin rolünü üstleniyordur.
Bu İlişkilerin Psikolojik Bedeli
Duygusal olarak olgunlaşmamış biriyle uzun süreli ilişki yaşamak yalnızca ilişki doyumunu azaltmaz; bireyin ruh sağlığını da etkileyebilir.
Sürekli kriz yönetmek zorunda kalan partner zamanla duygusal olarak tükenebilir. Kendi ihtiyaçlarını ifade etmekten vazgeçebilir, yanlış anlaşılmamak için sürekli kendini açıklama ihtiyacı hissedebilir. Bir süre sonra “Ben çok mu şey istiyorum?” ya da “Sorun gerçekten bende mi?” gibi düşünceler gelişebilir.
Bu durum özellikle özsaygıyı zedeleyebilir. Çünkü birey ilişkiyi sürdürebilmek adına sürekli kendisini düzenlemeye başladığında, kendi duygularına olan güvenini de kaybedebilir.
Araştırmalar, romantik ilişkilerde duygu düzenleme becerilerinin ilişki doyumu ile güçlü biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir (Brandão et al., 2020). Duygularını düzenleyemeyen bireyler yalnızca kendi streslerini artırmakla kalmaz, partnerlerinin psikolojik yükünü de artırabilirler.
Değişmek Mümkün mü?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Duygusal olgunlaşmamışlık değişebilir; ancak yalnızca kişinin bunu fark etmesi ve değişim sorumluluğunu üstlenmesiyle mümkündür.
Partnerinin tüm çabası, sabrı ve fedakârlığı tek başına yeterli değildir. Çünkü psikolojik değişim dışarıdan zorlanarak değil, bireyin içsel motivasyonuyla gerçekleşir.
Terapi sürecinde birey kendi duygu düzenleme biçimini, bağlanma örüntülerini ve ilişki içinde tekrar eden davranışlarını fark edebilir. Bu farkındalık, daha sağlıklı ilişki becerileri geliştirmesi için önemli bir başlangıç olabilir.
Ancak değişim isteği olmayan bir bireyin yerine sürekli sorumluluk almak, ilişkiyi iyileştirmekten çok sağlıksız döngünün devam etmesine neden olabilir.
Sağlıklı Bir İlişki Nasıl Görünür?
Sağlıklı ilişkilerde taraflardan biri sürekli ebeveyn, diğeri sürekli çocuk rolünde değildir. Zaman zaman biri diğerine destek olabilir; ancak bu destek kalıcı bir sorumluluğa dönüşmez.
Olgun ilişkilerde özür dilemek zayıflık olarak görülmez. Hata kabul edilebilir, duygular konuşulabilir ve sorunlar birlikte çözülebilir. Taraflar birbirlerinin duygularını küçümsemek yerine anlamaya çalışır. En önemlisi ise ilişkiyi sürdürebilmek için yalnızca bir kişinin sürekli çabalaması gerekmez.
Sonuç
Bir ilişkinin en yorucu tarafı her zaman büyük tartışmalar değildir. Bazen en ağır yük, iki yetişkinin omuzlaması gereken duygusal sorumluluğu tek bir kişinin taşımasıdır.
Duygusal olarak olgunlaşmamış partnerle yaşamak, zamanla diğer partneri fark etmeden ebeveyn rolüne sürükleyebilir. İlişkiyi ayakta tutmaya çalışan kişi, çoğu zaman kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek dengeyi korumaya çalışır. Ancak sağlıklı ilişkiler, bir kişinin sürekli idare ettiği değil; iki yetişkinin birlikte sorumluluk alabildiği ilişkilerdir.
Bu nedenle belki de sorulması gereken en önemli soru şudur: Partneriniz gerçekten sizinle birlikte mi büyüyor, yoksa siz onun büyümesini beklerken kendi duygusal yükünüzün altında mı kalıyorsunuz?
Kaynakça
Brandão, T., Brites, R., Hipólito, J., & Nunes, O. (2020). Dyadic coping, emotion regulation, and relationship satisfaction in romantic couples: A systematic review. Current Psychology, 39(6), 2168–2181.
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
Gottman, J. M., & Silver, N. (2015). The seven principles for making marriage work (Revised ed.). Harmony Books.
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change (2nd ed.). Guilford Press.


