İyileşmek neden her zaman doğrusal hissettirmez?
Bir sabah uyandığınızda kendinizi gerçekten daha iyi hissediyorsunuz. Günlerdir ağlamıyor, eskisi kadar düşünmüyor, hayatınıza devam edebiliyorsunuz. Sonra bir şarkı çalıyor, eski bir fotoğraf karşınıza çıkıyor ya da duyduğunuz bir cümle sizi yıllar öncesine götürüyor. Göğsünüzde o tanıdık sıkışma yeniden beliriyor. Birkaç dakika önce yüzünüzde beliren gülümseme yavaşça kayboluyor ve uzun zamandır geride bıraktığınızı düşündüğünüz o duygu, yeniden tüm benliğinizi sarıyor.
İlk düşünceniz ise çoğu zaman aynı oluyor: “Demek ki iyileşememişim.”
Peki gerçekten öyle mi?
Hiç uzun zamandır geride bıraktığınızı düşündüğünüz bir duygunun, beklenmedik bir anda yeniden ortaya çıktığı oldu mu? Bazen bir ses, bir koku, bir tat, bir fotoğraf ya da bir mekân, geçmişi hiç beklemediğiniz bir anda bugüne taşıyabilir. O an hissettikleriniz, gerçekten hiç iyileşmediğiniz anlamına mı gelir?
Belki bir ayrılığın ardından hissettiğiniz özlem, belki çocukluğunuzdan kalan bir kırgınlık, uzun süre mücadele ettiğiniz kaygılar ya da sevdiğiniz birinin kaybı… Tam geçtiğini düşündüğünüz anda aynı duyguların yeniden ortaya çıkması, birçok kişide “Başa döndüm.” düşüncesini uyandırabilir.
Oysa ya aslında başa dönmediyseniz?
Çoğumuz iyileşmeyi, bir gün üzüntünün tamamen sona erdiği, artık hiçbir şeyin canımızı yakmadığı bir süreç olarak hayal ederiz. Ancak psikolojik iyileşme, düz bir çizgide ilerleyen bir yol değildir; inişleri, çıkışları ve zaman zaman geriye dönmüşüz gibi hissettiren durakları olan dinamik bir süreçtir. Daha önce yoğun yaşadığımız duyguların belirli zamanlarda yeniden ortaya çıkması, ilerlemediğimiz anlamına gelmez. Aksine bu durum, beynin ve sinir sisteminin yaşanan deneyimleri işlemeye devam etmesinin doğal bir parçası olabilir.
Belki de iyileşmeyi gece ile gündüzün döngüsüne benzetebiliriz. Gündüz olduğunda güneş etrafı aydınlatır; kendimizi daha güçlü, daha güvende hissederiz. Sonra gece olur. Karanlık çöker, hava serinler ve ışığın yerini ay alır. Ancak gecenin gelmesi, güneşin yok olduğu anlamına gelmez. O hâlâ oradadır; sadece o an görünmüyordur.
İyileşme de buna benzer. Bazı günler içinizdeki ses size “Artık daha iyiyim.” der. Hayata yeniden bağlandığınızı hissedersiniz. Sonra beklenmedik bir hatırlatıcı çıkar karşınıza ve içinizden başka bir ses yükselir: “Demek ki hiç iyileşemedim.”
Oysa bu his, çoğu zaman gerçeğin kendisi değildir.
Bunun nedenlerinden biri, beynimizin duygusal açıdan yoğun yaşantıları tamamen silmek yerine onları belirli ipuçlarıyla ilişkilendirerek saklamasıdır. Özellikle travmatik ya da yoğun duygusal deneyimlerin ardından; bir ses, bir koku, bir tarih ya da tanıdık bir duygu, o deneyime eşlik eden duygusal tepkinin yeniden canlanmasına neden olabilir. Psikolojide buna tetiklenme (triggering) denir. Tetiklenmek, yaşanan deneyimin hiç işlenmediği ya da iyileşmenin gerçekleşmediği anlamına gelmez; yalnızca sinir sisteminin geçmişte yaşadığı bir deneyimi yeniden hatırladığını gösterir.
Aslında beynimizin öncelikli amacı bizi mutlu etmek değil, hayatta tutmaktır. Bu nedenle geçmişte tehdit, kayıp ya da yoğun acıyla ilişkilendirdiği uyaranları hatırlamaya eğilimlidir. Benzer bir ses, koku, mekân ya da tarihle karşılaştığında, bizi olası bir tehlikeye karşı korumak istercesine eski duygusal tepkileri yeniden ortaya çıkarabilir. Bu durum, beynimizin “Bir şeyler yine kötü gidiyor.” demesinden çok, “Seni daha önce inciten bir şeyi fark ettim.” deme biçimidir.
İşte tam da bu noktada birçok kişi şu yanılgıya düşer: “Madem yeniden aynı duyguyu hissettim, demek ki başa döndüm.”
Oysa tetiklenmek ile başa dönmek aynı şey değildir.
Bir duygu yeniden ortaya çıkabilir; ancak onu karşılama biçiminiz artık eskisi gibi olmayabilir. Eskiden sizi günlerce etkileyen bir durum bugün birkaç saat içinde yatışabiliyorsa, yaşadığınız duyguyu bastırmak yerine fark edebiliyorsanız, kendinizi suçlamak yerine kendinize anlayış gösterebiliyorsanız ya da ihtiyaç duyduğunuzda destek isteyebiliyorsanız, bunların her biri iyileşmenin sessiz ama güçlü işaretleridir.
Eski duygular yeniden ortaya çıktığında çoğu zaman ilk yaptığımız şey, hissettiklerimizi yargılamak olur. “Onca zaman geçti, neden hâlâ böyle hissediyorum?”, “Demek ki hiç iyileşemedim.” ya da “Başa döndüm.” gibi düşünceler, yaşadığımız duygunun kendisinden bile daha yorucu olabilir. Oysa bu anlarda ihtiyacımız olan şey, kendimizi eleştirmek değil; yaşadığımız deneyimi anlamaya çalışmaktır. Çünkü tetiklenmek, başarısız olduğumuzun değil, insan olduğumuzun bir göstergesidir.
Böyle zamanlarda yaşadığımız duyguyla savaşmak yerine ona biraz daha şefkatle ve anlayışla yaklaşmak faydalı olabilir. Kendimize “Şu an bana ne dokundu?”, “Beni bu kadar etkileyen neydi?” ya da “Bu his bana neyi hatırlatıyor?” gibi sorular sormak, yaşadığımız deneyimi anlamlandırmamıza yardımcı olabilir. Duygunun kaynağını fark etmek, onun içinde kaybolmaktan çok daha farklı bir deneyim yaratır.
Aynı zamanda unutmamak gerekir ki tetiklenme yalnızca zihinde yaşanmaz; beden de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Böyle anlarda nefesimizi fark etmek, bulunduğumuz ortama yeniden odaklanmak, kısa bir yürüyüş yapmak ya da bize güven veren biriyle konuşmak, sinir sistemimizin yeniden dengeye gelmesine destek olabilir. Kendimize “Şu an güvendeyim.” diyebilmek bile bazen bedenimizin verdiği alarmı hafifletebilir.
Belki de en önemlisi, ilerlememizi yalnızca zor günlerimize bakarak değerlendirmemektir. İyileşme, bir daha hiç üzülmemek değildir. Aynı duygu geri geldiğinde onun içinde eskisi kadar uzun süre kaybolmamak, kendimize daha anlayışlı davranabilmek ve yeniden ayağa kalkabileceğimizi bilmek de iyileşmenin önemli göstergeleridir. Çünkü gerçek değişim, acının tamamen ortadan kalkmasından çok, o acıyla kurduğumuz ilişkinin dönüşmesinde saklıdır.
Belki aynı şarkı yine çalacak. Belki aynı sokaktan yine geçeceksiniz. Belki aynı acı kapınızı yeniden çalacak. Ama bu kez kapıyı açan kişi, dünkü siz olmayacaksınız.
Çünkü iyileşmek, acının tamamen yok olması değildir. İyileşmek; acıyla kurduğunuz ilişkinin değişmesidir. Yaşadığınız deneyimler, kazandığınız farkındalık ve geliştirdiğiniz baş etme becerileri sizi dönüştürür. Acı tanıdık olabilir ama artık onu taşıyan kişi aynı değildir.
İşte bu yüzden, bazen aynı acıyı yeniden hissedersiniz. Ama artık daha farklı bir siz olursunuz.
Ve belki de iyileşmenin en güzel tanımı tam olarak budur: Aynı acı, farklı bir sen.


