Evlilik, yalnızca iki insanın aynı çatı altında buluşması değil; iki farklı dünyanın, iki farklı aile kültürünün bir araya gelerek yepyeni ve bağımsız bir sistem kurmasıdır. Psikolojide bu yeni yapıya çekirdek aile diyoruz ve bu yapının sağlıklı kalabilmesi için en temel şart, eşlerin kendi anne-babalarından duygusal olarak ayrışmayı başarabilmiş olmasıdır (Bowen, 1978). Ancak ne yazık ki ilişkilerde kriz anları yaşandığında bu sınırlar ilk feda edilen şeyler oluyor. Bir aile danışmanı olarak seans odasında en sık şahit olduğum yol kazalarından biri; eşlerin kavga ettiklerinde kendi kök ailelerini hakem tayin etme eğilimidir.
İnsan, doğası gereği canı yandığında, öfkelendiğinde ya da haksızlığa uğradığını düşündüğünde bir sığınağa, onu koşulsuz onaylayacak birine ihtiyaç duyar. Kendi ailemiz (annemiz, babamız, kardeşlerimiz) ise bu hayattaki en konforlu haklı olma/haklı çıkma alanımızdır. Eşinizle hararetli bir kavga ettikten sonra telefon ekranına sarılıp ailenize eşinizi şikayet ettiğiniz o anı düşünün… Siz o an sadece içinizdeki zehri boşaltmak, “Bakın ben haklıyım” diyerek şefkat almak istiyorsunuzdur. Aile Sistemleri Teorisi buna üçgenleme der; yani iki kişi arasındaki gerilimi yönetemeyip üçüncü bir kişiyi sisteme dahil ederek rahatlamaya çalışmak (Bowen, 1978). Peki, o telefon kapandıktan sonra arka planda neler oluyor?
Klinik gerçeklik bize şunu gösterir: Eşler arasındaki bağ esnektir, kırılır ama doğru onarımla eski halini alabilir (Gottman, 2011). Siz eşinizle iki gün sonra barışır, birbirinizin gözünün içine bakar, o kavgayı unutursunuz. Çünkü siz çatışmanın arka planını da, o ilişkinin güzel günlerini de bilirsiniz. Fakat sizin aileniz o kavgayı unutmaz. Onlar sürece değil, sizin o anki gözyaşınıza ve kırgınlığınıza odaklanırlar. Sizin affettiğiniz, hatasını örttüğünüz o insan, artık ailenizin gözünde kalıcı olarak “çocuklarını üzen, değer bilmeyen bir yabancıya” dönüşür. Eşinizle aranızdaki köprüyü tamir ettiğinizi sanırken, kendi ailenizle eşinizin arasına geri dönüşü çok zor olan sessiz mayınlar döşersiniz. Farkında olmadan, eşinizin o ailedeki kredisini ve itibarını kendi ellerinizle tüketirsiniz.
Bu durumun yarattığı bir diğer büyük tehlike ise, ailelerin evliliğinize müdahale etme kapısını aralamanızdır. Yapısal Aile Terapisi ekolünün kurucusu Minuchin’in (1974) de vurguladığı gibi, net sınırları (clear boundaries) olmayan evlilikler dışarıdan gelecek fırtınaya ve müdahalelere açık hale gelir. Eşinizi ailenize olumsuz kodlarla aktardığınızda, onlara evliliğinizin mahrem alanına müdahale etme vizesi vermiş olursunuz. Aileniz, korumacı bir iyi niyetle de olsa, artık evliliğiniz hakkında yorum yapmayı kendinde hak görür. Bu aşamadan sonra eşiniz, ailenizin yanına her gittiğinde kendini bir mahkeme salonunda, pasif-agresif imaların ve yargılayıcı bakışların hedefinde bulur. Orada hissettiği o gerginlik ve güvensizlik hissiyle eve döner ve bu kez de sizinle kavga etmeye başlar. Alın size içinden çıkılmaz bir ilişkisel kısır döngü…
Evlilik ilişkisini olgun ve güçlü kılan şey, fırtınaları kendi dört duvarı arasında göğüsleyebilme ve kendi içinde dönüştürebilme kapasitesidir. Eşlerin zor zamanlarda birbirlerinin itibarını dış dünyaya, bu dünya kendi anne babamız olsa dahi, koruyabilmesi, ilişkisel sadakatin en net göstergesidir. Elbette ilişkilerde tıkanma noktaları olabilir, elbette paylaşıp yükü hafifletmek isteyebiliriz. Ancak buradaki doğru adres, taraf tutması kaçınılmaz olan aile bireyleri değil; tarafsız, objektif ve mahremiyeti koruyan profesyonel bir aile danışmanlığı sürecidir.
Sonuç olarak; eşinizin kusurlarını, hatalarını kendi ailenizin önüne bir eleştiri malzemesi olarak sunmak, uzun vadede kendi yuvanızı sabote etmektir. Evliliğinizi korumak istiyorsanız, eşinizin itibarını ailenizin yanında da korumak zorundasınız. Unutmayın; koruyamadığınız her mahrem sınır, bir gün içeriye sızan bir fırtınaya dönüşür. Eşinizin arkasında durmak, aslında kendi yuvanızın geleceğinin arkasında durmaktır.


